Ramazanda Sofra Açmak!

0
53

“Sen Türkünü Söyle” adlı yarışmanın jüri üyesi Arif Sağ, bir yarışmacıya, sesinin “sitone” olduğunu söylemiş ve açıklamıştı: “Nefesin disipline edilmemesi sonucu düşüşe geçen sesteki bozulmaya detone, yükselişe kaçan bozukluğuna da sitone denir.”

Sekiz yıl kadar önce izlediğim, söz konusu yarışmanın jürisinde bulunan Belkıs Akkale, Arif Sağ’ın eleştirel değerlendirmesini “tevazu” ile dinleyen yarışmacının  “cesaretini” kırabileceği endişesiyle, “sen kalpten okuyorsun” diyerek gönül almış ve eklemişti: “Sesini kalbinle akort et!” Zara ise; “Kulağının birini kapatarak okursan sesini kontrol edebilirsin” demişti.. Fakat en çarpıcı değerlendirmeyi başka bir jüri üyesi yapmıştı; “Yani, ağzından çıkanı kulağın duymuyor, duysun kardeşim!”

Bu tür yarışmalara kimler katılır? Hem cesaret, hem de nitelikli ses sahipleri elbette.. Nitelikli ses derken ergenlik sonrası oluşan doğal sesi kastetmiyorum.. Eğitilmiş sesten söz ediyorum.. Kaldı ki, ergenlik sonrası oluşan ses, herkesin kendine özgü sesidir ve bu bağlamda özeldir, özelliklidir.. Cesaret de böyledir, çünkü cesaret de kişiye özgü bir nitelik değil özelliktir.. Buradan, eğer özellikli sesimizi “cesaretle” genele sunuyorsak, o halde jürinin nitelik üzerindeki eleştirel değerlendirmelerini; afra tafra yapmadan, “tevazu” ile dinleyip “ders almak” gerekir diye düşünüyorum.. Peki, jürinin eleştirilerini “tevazu” ile karşılamayan, burun kıvırıp dudak bükenler yok mu? Var tabi.. Fakat bunların, cesareti küstahlıkla karıştıran “niteliksiz” ses sahipleri olduğunu bilmek için illa da “dinlemek” gerekmiyor! Afra tafrasını izlemek yetiyor!

Nefesin disiplini konusundaki bu ses değerlendirmeleri, o gün bana, Stephen R. Covey’in, “Bütünlüğe Doğru” adlı kitabından, “Sesinizi Bulma kavramı; bütünün parçalarının toplamından daha büyük olduğu sinerjik bir kavramdır” yargısını hatırlatmıştı.. Yazarın nefesin disipline edilmesine yönelik bu yargısı “ağızdan değil kalpten çıkan seslerle” ilgiliydi ve devamında şöyle diyordu: “Kalbinizi açın! Hayatınızı yüce bir bilgelik yönlendirsin!”

Gönüllü olarak kalbimizi açtığımız Ramazan sofralarımızın, nefesimizle birlikte nefsimizi de disipline ettiğini ben; “sigara” üzerinden kendi adıma söyleyebilirim..

“Ramazanda sofra açmak” deyimindeki açmak eyleminin “yemek yeme ihtiyacı” anlamlı fiziki açlıkla ilgisi elbette var.. Ve fakat eş dost, hısım akraba, konu komşuyla birlikte ezan sesini beklediğimiz iftar sofralarının sosyal açlıkla bir ilişkisinin olduğu da muhakkak!

Konak türü olmasa da konutlarımız, hemen hepimizin sofrası açıktır Ramazanda.. Sosyal açlığımı gidermek için davet ettim ben de “Bütünlüğe Doğru” adlı kitabın yazarını iftar sofrasına.. İftar sonrası sohbet için açtım kitabını.. Bilge yazar, önce; “Cümlelerin altını çizerek mi  okuyorsun?” diye sordu.. Sonra; “Nefes alan her insanın nefsiyle birlikte nefhasal bir bütün olduğunu dile getirdiğin, “İnsanı Özünden Sevmek!” başlıklı yazını okudum” dedi.. Devamında, kitabından altını çizdiğim cümleleri okumamı istedi.. Altı çizili cümleleri alt alta yazıyorum:

“İnsan, ‘beden, zihin, kalp ve ruh’ olmak üzere dört boyutludur. Kayıtlı tarihin başlangıcından bu yana, hem Batı hem de Doğu felsefe ve dinlerinin tümünü inceleyecek olursanız, temelde aynı dört boyutla karşılaşırsınız. Bu bin yılın, Bilgelik Çağı olacağına inanıyorum. Bu ya insanların koşulların gücüyle kibirlerinin kırılması sonucu ya da vicdanın kuvvetiyle meydana gelecek. Belki de, her ikisiyle. Bilgelik bize yüksek amaç ve ilkeler doğrultusunda bütün insanlara saygı duymayı, farklılıklarını kutlamayı rehber almayı öğretir. Bilgelik, bütünlüğün, yani ilkeler etrafında bütünleşmenin evladıdır. Bütünlük de, tevazu ve cesaretin. Aslında, tevazuun diğer bütün erdemlerin anası olduğunu da söyleyebilirsiniz. Çünkü tevazu evreni yöneten doğal yasalar ya da ilkelerin varlığını kabul eder. Tevazu anaysa, cesaret de bilgeliğin babasıdır. Çünkü sosyal kurallara ve değerlere zıt olduklarında da, gerçekten bu ilkelere göre yaşamak cesaret ister.”

Bilge yazar, tam burada kitabının kenarına not düştüğüm yazıyı işaret etti.. Orada da şunlar yazılıydı: “Kitaptan benim anladığım özetle şu: Nefesin disipline edilmesi yönlü, volümü düşük veya yüksek ses bozukluğunu eleştirenlere karşı afra tafrayı bırak, cesaretin varsa tevazu ile kalbi sofralar aç!” Özetin özü: “Kalbini aç, sesini bul!”

Kalbinizi açtığınız iftar sofralarınız bereketli olsun..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here