Lefter Transfer Oldu… (1)

0
33

Değerli okurlarım, yukarıda başlığa karar vermem inanın saatlerimi aldı. Gözüm televizyonda, diziler başlayıp bitiyor ama farkında bile değilim. Nasıl bir başlık bulsam diye düşünüyorum. Aklımdan neler geçmiyor ki; ‘Lefter Hakk’a Yürüdü. Ordinaryüs Artık Yok! Lefter Dünya Değiştirdi. Lefter Son Kez Gol Attı!’ Ve buna benzer birçok başlıklar beynimi işgal etti.

Bir mevlitte, yapılan dualardan sonra bütün samimiyetimle hocaya sormuştum, demiştim ki; “-Hocam, öbür tarafta futbol var mı?” Hocam da “-Cennette istenilen her şey var…” demişti! Her şey olduğuna göre, bu her şeyin içinde futbol da olmalıydı. Doğruluk derecesi tartışılır ama yine de çok sevinmiştim. Mantıklı düşünecek olursak futbolsuz cennet mi olur?

Mademki cennette futbol var ve oradaki insanlara futbolu öğretecek bir Ordinaryüs gerekmez mi? Başlık böylece ortaya çıktı, bende çok mutlu oldum. Öldü, vefat etti ve buna benzer ifadeler hoşuma gitmedi. Zaten onlara öldü diyemeyiz ki…

Değerli okurlarım, gerçekçi olmamız gerekirse, futbolun büyüklüğü, nelere kadir olduğu bir kez daha belirginleşip kendini göstermiyor mu? Gerçek dünyaya uğurladığımız “Ordinaryüs” lakaplı Lefter Küçükandonyadis, bir balıkçı olarak 87 değil de, 100 yıl yaşasaydı vefat ettiğinde kimin haberi olurdu? Ailesinin dışında kimler O’nu anardı? Balıkçı bir ailenin çocuğuydu ama futbolumuzun ordinaryüsüydü. Ölümünün deprem gibi hissedilmesi futbolcu oluşundan kaynaklanıyor. Ancak, büyük ustanın temiz hayatında, mütevazı yaşamında kimsenin göremediği nedenli güzellikler varmış meğer.

O’nu tanıdığım günden, son nefesini verdiği güne kadar hakkında kötü yazılmış tek sütun bir haber bile okumadım. Demek ki, halk tipi bir yaşamı varmış, yanlışlara düşmemiş, ailesiyle iç içe olmuş. Bunların hepsi rahatlıkla söylenebilir. Bunların hepsi de doğrudur, gerçektir mutlaka. Ama benim yürekten inandığım ve altını çizerek söylemek istediğim bir önemli özelliği daha var. Ordinaryüs çok mütevazı bir insandı! Nereden bildiğime gelince; O’nun şöhret olduğu dönemlerde, bende delikanlılığa geçme aşamasındaydım. Ayrıntıya girmeden söylüyorum, 4 ya da 5 kez İstanbul’a Galatasaray-Fenerbahçe maçına gitmiştim. Özellikle Lefter’i görmek için değilse bile, haliyle kendisini de görecektim.

Bir defasında, Galatasaray defansını ipe dizer gibi dizdi ve Turgay Şeren’e müthiş bir gol atmıştı. Şimdikiler gibi hoplamak zıplamak yoktu onda. Geriye dönüp gitti ve Turgay’a ne dediğini duymadım ama “Bu mümkün değil” saçını okşadı ve sanırım üzülmemesini önerdi. Yani havalara girip de kimsenin onuruyla oynamadı.

O döneme şöyle bir göz atacak olursak, tribünler paylaşılmamıştı, bütün taraftarlar karışık müsabakaları izlerlerdi. Demek oluyor ki, o dönemlerde taraftar olmanın raconunda tek kelimeyle centilmenlik yatıyormuş. Ufak tefek olaylar doğal olarak olacak artık. Milli Lig, Türkiye Ligi ve Süper Ligin ismi cismi anılmıyor haliyle. İstanbul Ligi gündemde ve koca İstanbul’da tek stat var Dolmabahçe. Vefa ve Beykoz statları vardı ya, çayır olarak telaffuz edilirdi. Yarına devam edelim.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here