Kötü Olunca Çirkinleşiyorum, Ya Siz?

0
13

Günaydın sevgili okuyucularım. Nasılsınız bu sabah?  Her sabah bunu soruyorum bu beylik bir soru değil artık biliyorsunuz; alıştığım için de sormuyorum…  Gerçekten ilgilendiğim için soruyorum. Şimdi diyebilirsiniz “nasıl olduğumuzu söylesek sen duyar mısın?” Duymam, belki ama anlarım ve önemli olan birilerinin birilerine “günaydın nasılsın” diye sorabilmesi… Bu ne kadar tatlı bir sorudur aslında kendimden biliyorum. Şu sıralarda bana kimse böyle bir soru sormuyor dikkat ettim. Yalnızca Berke unutmuyor telefonu açar açmaz “Gül nasılsın iyi misin?” diye gerçekten içten sorarak başlıyor konuşmasına. Ne kadar hoşuma gidiyor anlatamam. Tabiî ki “çok iyiyim bebeğim” diyorum ve bu yalan olmuyor çünkü o anda algıladığım tek duygu olağan üstü iyi olduğumdur. Belki telefon kapanınca yine eski durumuma döneceğim. Ama biliyorum ki yüzümde sürekli aydınlık bir tebessüm dolaşıp duracak. Bu da az buz değildir sanırım? Sahte duyguların yaşandığı  bu  dünyada?

İşte bu yüzden bende soruyorum her zaman nasılsınız iyi misiniz? Eminim şu anda ya “teşekkür ederim” diyorsunuzdur, ya da kendinize soruyorsunuzdur “nasılım gerçekten iyi miyim?” Aslında kendimize bu soruyu pekte sormayız? Aslında  sormamız gerektiğini de anımsatmak istiyorum ve herkesin  birbirine bunu sormasını istiyorum. Çünkü   soru en azından, karşımızdaki ile ilgilendiğimizi gösterir ki, bütün insanlar canlı ya da cansız birilerinin kendileri ile ilgilenmesini şu ya da bu şekilde ister. Her an beklemese de ister. Herkes kendini  sorgulasın bakalım, böyle bir soru ile karşılaşınca sevinmiyor mu ya da hafif bir hayret karışımı hoşuna gitmiyor mu? “Hayırdır bana günaydın dedi, hatırımı sordu ne güzel ama şaşırdım!!!” diye  dudak bükenlerimiz bile vardır yanılıyor muyum? Sonuçta ne olursa olsun  insanların birbirleriyle olan  iletişimini güçlendiriyor. Yalnızca iki sözcükle… Ve iki sözcük ile kurmaya çalıştığımız iletişim çorap söküğü gibi ilerleyebilir.

Geçenlerde arkadaşımla  birimize yabancılaştığımızı  konuşuyorduk ve sırf bir iki sözcük söylenemiyor diye  bunca yabancılık diye yakınıyorduk. Oysa çok kısa ve  çok değerli  iki sözcük. Ancak bazen çok cimri olabiliyoruz, bu sözcükleri  saklıyoruz  içimizde. Yani gerçeği söylemem gerekiyor, bazen gerçekten ağzımdan çıkamıyor “bir günaydın, bir nasılsınız” kafam doluysa şununla bununla ve sözler donmuşsa  dudaklarımda. Çok şükür sık olmuyor ama olunca da, işte o zaman bir günaydın, bir merhaba demek bile dünyanın en zor işi oluyor ve ağzımdan çıkmıyor, çıkartamıyorum… Çok, çok ısrar edersem kuru kupkuru bir şey çıkıyor ki çıkmasa daha iyi olur.

Ve böyle olunca ortada donuk suratlar dolaşıyor ve ben öyleysem herkeste böyle oluyor?! Bu da tuhaf ya! “Sen  bugün suratsızsın ama ben değilim seni neşelendireyim” diye düşünen çıkmıyor? Bu yüzdende yine iş  düşünenlere  düşüyor ve düşünenler düşünemeyenlere her zaman düşünmeleri için fırsatlar yaratmalılar. “Aa ben neden düşünemedim ne kadar kolay bir şeymiş” dedirtmeliler. Çoğu zaman kendimden nefret ediyorum, çünkü kendime yeniliyorum, duygularıma yeniliyorum, oysa benim ve benim gibilerin bunu yapmaya hakkı yok. Her zaman örnek olacak  davranışlar içinde  olmalıyız, ailemize çevremize karşı diye düşünüyorum.  

Ve siz sevgili okuyucularıma, ah ya görüyor musunuz nasılda çözülüyorum, zaaflarımı nasılda sizlerle paylaşıyorum bazen “bir Günaydını” bile kendinden esirgeyen abus biri olabildiğimi  anlatıyorum. İstersem olmadığım biri gibi de yazabilirdim   ama size dürüst olmasam, kendime hiç olamam, bunu da biliyorum  ve sonuçta ölümlü   insancıklarız, zaaflarımız olacak tabi  herkes gibi, onları kabul etmemiz ve  mümkünse  onlardan kurtulmamız gerekir. Kurtulamıyorsak onları törpülememiz ve onlara barışık yaşamamız gerekir ki o da çok zor bir şey ama olanaksız değil.  Aksi takdirde suratsız olmak  alışkanlık yapar ve tarihe suratsız kazınır görüntümüz. Şaka bir yana iyi anımsanmak istiyorsak, güler yüzümüz ince ve anlayışlı davranışlarımızla sevgi dolu yüreğimizle anımsanmalıyız.

Ve bugün ders veriyormuş gibi  oldu yazım affınıza sığınırım, ders vermek haddim değil tabi. Ve dersimize burada son verelim… Konumuzu toparlarsak, insanlarla ve bütün canlılarla iyi iletişim içinde bulunmalıyız, bazen kendimize yenilme lüksümüz olsa da bunu alışkanlık yapmamalıyız. Ondan kurtulmak mümkünse atalım kurtulalım canım, kim kötü görünmek ister ki? Ben çok çirkinleşiyorum valla kötü olunca ya siz? Ve şimdilik sağlık, sevgi, birlik ve beraberlik içinde kalalım sevgili okuyucularım. Yase

Merhaba sana güzel insan
Hiç kimse sana söyledi mi?
Ne kadar özel bir insan olduğunu
Etrafına yaydığın ışığı
Bir yıldızın ışığı kadar

Hiç kimse sana söyledi mi?
Diğerlerinin hisleri için ne kadar önemli olduğunu

dışarıda biri gülümsüyor.
ask için o kadar gerçek olan

Hiç kimse sana söyledi mi?
çoğu zaman onlar üzgünken
Senin emailin onları biraz olsun güldürürdü
ve onları memnun ederdi.

bir şeyler göndermek için harcadığın zaman için
Ve bulduğun şeyleri paylaşmak
teşekkür etmeye kelime yoktur
ama birisi senin iyi olduğunu bilir
Hiç kimse sana söyledi mi?

Seni ne kadar sevdiklerini?
neyse benim en sevgili arkadaşım
bugün sana şunu söylüyorum ki
umarım bu emaili geri alırım
inanıyorum ki arkadaşsız geçen zamanlarda kaçırdığın şeyler çok fazladır.

& & & & &

Arkadaşı ve tanıdığı birbirine karıştırmayın aralarında bir fark vardır.

Bu Arkadaşlığın Elidir!!

Bir lise öğretmeni günün birinde derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: “Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?”

Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. “O zaman” der öğretmen. “Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin.” Öğrenciler bunu da yaparlar. “Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!”

Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama, ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: “Şimdi, bugüne dek affetmeyi istemediğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.”

Bazı öğrenciler torbalarına üçer–beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur.

Öğretmen, kendisine “Peki şimdi ne olacak?” der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: “Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde.. hep yanınızda olacaklar.”

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: “Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.”  “Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf gözlerle bakıyorlar bana artık.” “Hem sıkıldık, hem yorulduk…”

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: “Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkûm ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir..

Günün Şiiri

Beyaz, İpek Gibi Yağdı Kar

Beyaz, ipek gibi yağdı kar

Bir kız kardan hafif adımlarıyla yürüyüp geçti hayal içinde

Arkadaşlarımı düşündüm, sevgili şeyleri

Sanki her şey bizimle var ve bizimle olacak

Şarkılar çaldı odalarda

Bütün insanları sevmek gerektiğini düşündüm

Düşmanlarımız dışında

Düşmanlarımız çünkü

Sevgiyi yok ettikleri için

Düşmanımız oldular-

Beyaz ipek gibi yağdı kar

Bir kız kardan hafif yüreğiyle

Geçip gitti güvercinleri anımsatarak.

Uzaktaki şehir

Uykuya dalmıştır şimdi.

Düşündüm bir bir

Kardeşlerimin ne yaptıklarını

Nihat

Uyumuyor olmalı.

-Nefis bir şarkı

Söylüyor yandaki odadaki kız

Bir Rus

Halk şarkısı.

Ve şimdi koroyla

Başladılar-

Nihat düşünüyordur

Karanlıkta.

-Sanırım

Bir saatten sonra

Hapishanede

Dışardan söndürüyorlar ışıkları-

Beyaz ipek gibi yağdı kar

Bir kız kelebek adımlarıyla

Geçip gitti karın üzerinden.

İnsanlar kendi şarkılarını

Kendi hayallerini taşıyorlar.

Çağdaş şarkılar

Gerekli onlara

Hem Hayatlarının

Derinliklerinden söz eden

Gerçekleştirilmiş

Gerçekleştirilmemiş duygularından,

Hem

Kavgayı ateşleyen

Somut

Anlaşılır

Akıllı şarkılar.

Beyaz, ipek gibi yağdı kar

Acılarla dolu bu dünyaya.

İnsafsızlık

Vahşet

Hala güçlü

Ve hala iktidarda.

İnsanlar

Ölüyorlar.

Gepgenç

Sımsıcak

Ölüyorlar

Sanki

Ölmüyorlarmış gibi.

Bir yandan sürüp gidiyor-

Hayat;

Bir yanda tel örgüler

Parmaklıklar.

Beyaz, ipek gibi yağdı kar

Yağdı kirpiklerine bir kızın

Yağdı mavi bir nehre

Saçlarıma yağdı

Otobüslere

Ağaçlara

Evlere.

İçimden okşadım onu.

Kelebek adımlarını

Yanımdan geçen kızın.

Herhangi bir kız

Hayalleri olan.

İstedim ki

Daha güzel

Olsun şu dünya.

İstedim ki

Beyaz

İpek gibi yağan karın altında

Bitsin artık

Bu sürüp giden alçaklıklar.

Bir bebek

Ölüm tehdidi altında yaşamasın

Beşiğinde.

Ve paramparça olmasın

Sımsıcak

Capcanlı

Yaşayıp giderken insanlar.

Bırakın, beyaz

İpek gibi yağan karın altında

Hayallerimiz olsun.

Yaşayalım

Özgür

Güzel

Düşünceli.

Anlatalım

Düşündüklerimizi birbirimize.

Sevinç egemen olsun her yerde

İnsanca

Bir kaygı.

Beyaz, ipek gibi yağdı kar.

Yağsın.

Dünya daha güzel olacak

İnanıyorum buna.

Bir insan kalbinin güzelliğine

Çocukluğuna

Sonsuz cesaretine, olanaklılığına

İnandığım kadar.

Ataol BEHRAMOĞLU

Günün Sözü

İyiliği Başa Kalkan Kimsenin Kusuru Ödülünden Büyüktür.

İnsanların En İyisi, İnsanlara İyilik Edendir.
Hz. Muhammed

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here