Kadınlar Günü

0
56

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılsınız bu sabah? Bugün kadınlar günü ama kadınlar bugün bile ezildi, büzüldü, hatta belki dayak yedi. Ancak ne olursa olsun bugün onların günü. Ve Hepimizin günü kutlu olsun yani kadın, erkek, çoluk, çocuk hatta börtü böceğin de. Bu günün amacı yalnızca kadınlara ve haklarına bir nebze dikkat çekilmek için olduğu halde yine de güzel sayılabilir. Hiç olmasa bir hafta ya da birkaç gün erkeklerin ilgisi yaşamlarını paylaştıkları kadınlara yönelir bu sayede, yanılıyor muyum yoksa? Yok, yok yanılmıyorum çevremde herkes bugün için hazırlıkta haydi kolay gelsin diyelim. Benim için kadın günü erkek günü şu bu günü yok bildiğiniz gibi. Benim için her gün kutsaldır, herkesin yeni bir güne neşeyle, sevinçle, hayırla uyanması en büyük dileğimdir.

Bendeniz için şu gün bu gün yok ama bütün kadınlar için var ve iyi ki var diyorum.  Sevgili peygamber efendimiz “Cennet annelerin ayakları altındadır” sözü ile anneliği bağrında barındıran bütün kadınların yerini işaret ediyor. Asırlarca horlanan, küçümsenen diri, diri gömülen sofradaki yeri her zaman erkekten sonra gelen, tarlada, sıcakta, soğukta çalışan, yemeyen yediren, giymeyen giydiren, fedakâr annelerimiz işte bu kadınlardır. Hakları yenen ve yenmeye devam edilen! Bugün onların günü kutlanırken, kim bilir kaç kadının hakları ayaklar altında çiğnenmektedir.

Örneğin Mustafa Mutlu’nun kitabında anlattığı gibi. Ve “Osama” adlı film yıllar önce izlemiştim ama izleri hala yüreğimi yaralar. Aranızda izleyenler varsa bilir ve  “hangi kadın haklardan söz ediyoruz ya” demeden yapamaz film yüzyılımızda geçiyor yani tarihten önce değil  ve ne yazık ki  bu konu işlenmeye devam edecek dünya döndükçe. Çünkü törelerimize, inancımızdan çok sahip çıkmaya devam ediyoruz. Babaerki olmayı o kadar benimsemişim ki bu durumda iken kadın hakları diye bir şeyden söz edilebilir mi? Oysa haklar verilmez alınır. O halde bendenizin, diyorum ki herkes kendi kimliğine sahip çıksın, verilmeyeni bileğinin hakkı ile alsın…

Ve bir şeyi almak istiyorsan çalışman gerekiyor. Çalışmak için de ilk başta eğitim şart. Yüzyıllar öncesinde Kuan Tzu’nun sözünü ettiği gibi anlık, değil, sonsuzluk tohumları ekebilmek  önemli olan  ve sonsuzluk  ancak eğitmekle olur. Bizim şu anda yaptığımız paneller konuşmalar etkinlikler benim görüşüme göre “anlık” çalışmalar sanki günü kurtarma gibi? Oysa sorun güne, haftaya, aylara sığmıyor gittikçe de büyüyor.

Atatürk daha dünyada kadınların hakları  anılmazken bize haklarımızı teslim etti. Ancak bizler hala bunun önemini gerektiği gibi kavrayabilmiş değiliz. Yoksa haklarımızın değerini bilirdik, onları korumaya alırdık ve daha çoğunu da isterdik. Ama ne yazık ki biz hala önce kendi kendimizi kemirmekle uğraşıyoruz, kendimize verdiğimiz zarar bize verilenden çok fazla.

Ve tecavüz artık rutinleşti. Tecavüzcüler dışarıda? Tecavüze uğrayan suçlu? Namussuzlar namus cinayetlerinde  yol ortasında infazdan tutunda altıncı kattan atmaya, çöp kutularında genç kız cesetlerine kadar… Ve sonuç koyu bir cehalet; Hiçbir kadına hiçbir insana yaraşmayan…

Oysa kadınlar güçlü olmak zorundalar. Onlar anadır, kardeştir, sevgilidir, eştir, arkadaştır. Erkeğin tamamlayıcısıdır. Ne önde, ne de arkada olandır, yan yana elele durandır. Ve eğer kadınlar kendi güçlerinin ayrımında olsalar ve gereken eğitimi alsalar. Ne töre barınırdı ne de cehalet, aile içi şiddette olmazdı. Ve insanlar, ne olurdu zayıfı ezmeselerdi? Haklarını bilmeyenlere haklarını belletselerdi. Ne olurdu insanca yaşamayı bilselerdi. Ne yazık ki…

Kadınlar gününde, erkek egemen bir toplumda yaşadığımız bir gerçek hala. Sevgili peygamberimizin “Cennet annelerin ayağı altındadır” sözleri kadının yerini  işaret ediyor olsa da, çok yerde hala  erkeğin, ”boş ol” dediği anda boş olan halimizi koruyoruz bence!

& & & & &

Ve kadınlar gününde ve her günde, eğitim diyorum. Ve bütün kadınların, erkelerin, çoluk çocuk herkesin gününü, haftasını, ayını yıllını kutluyorum. Keşke biz kadınlar gücümüzün ayrımında olsaydık diyorum. Sevgiyle, saygıyla ve her zaman eşit haklarla kalalım sevgili okuyucularım. Ayrımsız gayrımız hayırlısı ile. Yase

& & & & &

Fedakâr Kadın

Bir zamanlar, şiddetli bir kış sonucunda, kentin yakınındaki göl buz tutmuş. Halk, donmuş gölün üzerinde büyük bir eğlence düzenlemeye karar vermiş.

Yaşlı, genç, kadın, erkek herkes şehri terk edip gölün üzerinde toplanmışlar. Biri kızağa biniyor, birisi kayak kayıyor, kurulan çadırlardan coşkun bir müzik ve kahkahalar yükseliyormuş. Gençler sevinçle sıçrayıp oynuyor, yaşlılar da bu eğlenceli manzarayı seyrediyormuş.

Şehirde ise, sadece yaşlı ve fakir bir kadıncağız kalmış. Hasta olduğu için devamlı yatakta yatıyor, ayaklarını kullanamıyormuş. Evinin penceresinden, buz tutmuş gölü ve oyun oynayan neşeli insanları seyrediyormuş. Akşama doğru ufka bakarken küçücük beyaz bir bulutun belirdiğini görüp, müthiş bir korkuya kapılmış. Yeni evlendiği günleri hatırlamış birden. Eşiyle gölün üzerinde gezerlerken, yine böyle bir bulut görmüş, çok geçmeden de korkunç bir fırtına ile birlikte buzlar kırılmış. Kötürüm kalması da ondanmış. Ne yazık ki kocasını da o kazada kaybetmiş.

Yaşlı kadın; “Yine öyle olacak!” diye düşünmüş. Alabildiğine bağırmaya başlamış, ama sesini kimse duymuyormuş. Bulut gittikçe büyüyüp kararıyor, kadın ise çaresiz bir şekilde kendi kendine konuşuyormuş; “Fırtınanın çıkmasına az bir zaman kaldı.” Diyormuş. “Fırtına ile birlikte oluşacak dalgalar buzları kırıp, herkesi suya gömecek…”

Bütün gücünü toplayan kadın, elleri üzerinde sürünerek yataktan yere inmeyi başarmış. Sobadan çıkardığı bir parça ateşle yatağını tutuşturmuş. Sonra da sürüne sürüne, güç bela evden dışarı çıkmış.

Küçücük evi bir anda alevler sarınca, buzun üzerinde oynayanlar evin kime ait olduğunu hemen anlamışlar. Sakat kadını kurtarmak için herkes koşuşturmaya başlamış. Bu arada göğü siyah bulutlar tamamen kaplayıp, rüzgar çıkmış. Buz çatlayıp, sallanmaya başlamış. Yaşlı kadını kurtarmak için, en son kişi de sahile varınca, gökyüzü yırtılır gibi olmuş. Fırtına ile birlikte dev dalgalar gölü örtmüş, buzlar kırılmış. Ama, hiç kimseye bir şey olmamış.

Hasta ve sakat kadın, bütün varını yoğunu ateşe vererek, şehir halkını kaçınılmaz bir ölümden böylece kurtarmış.

Günün Şiiri

Selam Tebriz’e!

kulağını ver, dinle,

bak asesbaşı ne diyor:

bu mahallede bizden bir gönül eri kayboldu, diyor,

derken ansızın biri yolda izini buldu, diyor.

Belirtilerini görün işte, diyor.

 

Ne zamandır onu aradık, yandık yakıldık.

Ne zamandır onu arayanlar her yanda dövündüler.

Ne üst kodular, ne baş.

 

Aşıkların kanı hiç eskimiyor, unutulmuyor.

Aşıkların kanı nasılsa hep öyle kalıyor.

Hep öyle taze, sıcak.

 

Bu eski bir kan davasıdır deme sakın

Atma kulağının arkasına sen şu lafı:

Kan bir kere eskidi mi kararır, kurur ama,

aşıkların kanı durmayacak, gönüllerinden biteviye akacak.

 

Bu bucağa sığınan senin bakışındır.

O büyük sağrağı sunan senin nerkis gözlerin.

Sarhoşa gelen de onlar, gönüller çalan da ınlar,

adamı canevinden vuran da onlar

Mevlana Celaleddin Rumi

Hayat Herkese Güzel

Gücünüz yerindeyse,

Sağlıklıysa başınız,

Bir sakat görürseniz,

Sevgiyle yaklaşınız.

 

İnan kimse istemez,

Eksik olsun bir yeri.

Sağlamsan yavrum şükret,

Değerlendir günleri.

 

Özürlü kardeşlerim,

Asla üzülmeyiniz.

Hayat herkese güzel,

Bizlerse sizinleyiz.

Mehmet ŞAHİN

Sen Özürlü Olsaydın

Kader sana ansızın indirseydi tokadı

Ömrünün baharında sararıp ta solsaydın

Bir anda uçup gitse dizlerinin takatı

Böyle mi düşünürdün sen özürlü olsaydın

 

Tanrım sana bu güzel elleri vermeseydi

Masmavi gökyüzünü gözlerin görmeseydi

Dünyada olanlara aklın hiç ermeseydi

Böyle mi düşünürdün sen özürlü olsaydın

 

Candan sevdiğin biri bu hale düşse idi

Belki sana bir ibret belki bir hisse idi

Felek sana müebbet bir ceza kesse idi

Böyle mi düşünürdün sen özürlü olsaydın

 

Kutsaldır özürlüye vereceğin her emek

Ona nasılsın deyip yüzüne gülümsemek

İnsana yakışır mı ondan bana ne demek

Böyle mi düşünürdün sen özürlü olsaydın

 

Neden hor görüyorsun tanrı verdiği canı

Belki onunda vardır senden üstün bir yanı

Asla dilemem ama Allah korusun hani

Böyle mi düşünürdün sen özürlü olsaydın

 

Gelin bu insanlara artık sahip çıkalım

Çevresine örülmüş duvarları yıkalım

Vicdanına danışıp bir hesap yap bakalım

Böyle mi düşünürdün sen özürlü olsaydın

İbrahim Yavuz

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here