İçinizde Şüphe Olmasın!

0
72

Değerli Okurlarım, hani sohbetlerde “Çok gezen mi? Çok yaşayan mı?” deriz ya da denilir ya. İnanın ikisi arasında bir uçurum vardır. Çok yaşayanlar, sadece yaşlanmış ve her tarafını ağartmıştır. Çok yaşadığını kardan sayar ama çevresine vereceği fazla bir şey de yoktur. Çok gezenler ifadesinde; toplumla iç içe olan ve sosyal yaşamı benimseyenler sözleri yatmaktadır. İskemlede oturarak bu yaşa gelmediğimize göre, bizim kuşağın yaşamdan edindiği çok önemli izlenimler bulunmaktadır.

Sanat ve kültür sayfamızda, bunların en çarpıcı olanlarını gündeminize getirmeye çalışıyorum. Bu saydığımızda da adam gibi adamların itibar etmeyeceği önemli bir konuyu anlatmaya çalışacağım. Konumuz şüphe! Altyapısını dedikodu oluşturmaktadır. Toplumlarda kültür seviyesi düşükse, ya da çarpık yaşam biçimi ağırlıktaysa, oralarda her türlü melanet mevcuttur. İstisnalar kaideyi bozmaz.

Birilerinin dedikodusu ve dolduruşuyla şüphe illetini özümleyenler, gerçeği anlamadan en yakınlarını bile suçlamaya kalkanlar, şüpheye itibar etmeden (konu her neyse) onu şöyle bir süzgeçten geçirip mantıklı hareket etmelidirler. Günahsız yere insanlar canlarından olmuşlar ya da cinayet işlemişlerdir. Gereksiz yere ailesinden şüphe ederek yuvasını yıkan aklı evvel insanlar bulunmaktadır.

İnsanları sevmeyenler, sevenlerinden daha fazladır. Hal böyle olunca da, çevremiz kirlilikten geçilmiyor. İşin en ilginç yönü “Aman canım sende” diyemeyeceğimiz konular da olabilir. Özellikle, eşinizle ilgili bir dedikodu gündemdeyse, olağanüstü dikkatli olmalısınız. Eşinizi kırmadan darıltmadan ama kararlı olarak dedikodu hakkında ki düşüncesini öğrenmelisiniz.

Sizi şüpheye sevk eden o dedikodu, eşinizin size ihanet ettiği anlamı da taşımayabilir. Fakat şüphe şüphedir. İçinizden atamadığınız sürece, sizi yer bitirir, toplumdan uzaklaştırır, başarısız kılar, mutsuz yaşamanıza neden olur.

Burada çalışan ya da çalışmayan hanımların konumu da söz konusudur. Fakat çalışmayan eşlerin konumu da büyük bir dezavantaj olarak düşünülmemelidir. Genel olarak onlar daha dingin ve saygılıdırlar. Sizden de biraz çekiniyorlarsa, dedikoduya da fazla itibar etmezler. Yani başınız kulağınız rahat olur. Tabi ki çalışanların hakkını da inkâr edemeyiz.

Sonuçta, iki kişi mutlu olmak için bir araya geliyor. BU beraberliği gereksiz dedikodularla virüs misali şüphelerle zehir etmeye kimsenin hakkı olamaz diye düşünüyorum. Herkese çekiştirilecek birisi, konuşulacak laf gerek. Dedikoduyu sevenlerle fazla yakınlaşmayın, günün birinde şüphe içinize girebilir. Sevmeyenleriniz daha fazla olduğuna göre, siz de biraz az ve öz konuşmaya özen göstermelisiniz. Özellikle dedikoduyu sevenlerle bırakın dost olmayı, onlardan uzaklaşmalısınız.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Gönül Köşemden

Adam Gibi Adam Olmak…

Değerli Okurlarım, şöyle bir çevreme bakıyorum da, güvenebileceğim insan sayısı oldukça az. Ayrıca onları da ayıklamak gerekiyor. Adam gibi adam olmak da, kolay-kolay kimselere nasip olmuyor.  Bazılarıyla, bazı insanlarla boşuna konuşursunuz. Konuşurken karşınızdaki insanın sizi anladığını ya da anlayabildiğini pek fark edemezsiniz. Çünkü onu ‘adam gibi adam’ gibi görmüşsünüzdür.

Hiçbir maddi beklentiniz olmadan ondan birazcık anlayış, yani sizi dinlemesini beklersiniz. Onu dost olarak seçmişsiniz ve bu anlayışı beklemek de en doğal hakkınızdır. Sevenler anlayışlı ve hoşgörülü olur diye düşünürsünüz. Bu düşüncenizde de tamamıyla haklısınız. Siz ne kadar adam gibi adam olursanız olun, sevdiğiniz destek çıkmak, anlayışla konuya yaklaşmak gerektiğine bir türlü inanmayacak ve de yaklaşımı hep olumsuz olacaktır.

Çünkü onlar küçük hesap peşindedirler ve varsa yoksa menfaatleridir. Onlar işler tıkırındayken bir şeyin farkına varamazlar. Günün birinde bir dosta ihtiyaç duyduklarında ve öyle birini bulamayınca “DANK” eder ama o zamanda geç kalmış olurlar.

Ne kadar adam gibi adam olursanız olun, yaşam bütün ağırlığıyla insanın üstüne çöker. Çaresizdir, ne yapacağını bilemez. Bir dosta ihtiyacınız vardır ama rahatsız etmek istemezsiniz. Ancak, yapacak yapılacak işler vardır ve bu işleri de sizin yapmanız gerekmektedir. Zor durumdasınız ve dünyanız zifiri karanlık olmuştur. Yorgun bir beden ve yüreğinizde yaşlanmış gibi gelir size.

Moral motivasyonu sıfırlanmış olduğundan, bir telefonla dostların geleceğini biliyor olsanız bile, unutursunuz bazı şeyleri. Bu olumsuzlukları yaşarken altıncı duygusu güçlü olan bir dostunuz, bazı şeyler hissetmiştir ve geç vakit bile olsa, soğuk hava koşullarına bile aldırmadan çıkar gelir.

Kapının çalınması müzik gibi gelir insana. Zil sesi gecenin bir vakti bile olsa keman gibidir, alabildiğince etkiler. Kapıyı açtığınızda dostunuz ve elinde küçük bir poşet var. Yağmurdan sırılsıklam olmuş. Buna aldırdığı bile yok. Bir süre önce yorgun olan bedeniniz, yaşlanmış gibi gözüken yüreğiniz tekrar eski halini alır. Belki de daha güçlenmiş görevlerini yapmaya devam ederler. Sağlıklı zinde bir insansınızdır artık.

Efendim, bu anlattıklarım evlilikte de böyledir. Çiftler uyumluysa, iç dünyalar başka-başka da olsa, sonuç yine olumlu olur. Kısır konuşmalarla insanlar birbirini anlayabilir mi? Sonuç olarak, şartlar ne olursa olsun, insanların adam gibi bir dosta ihtiyacı olduğu kaçınılmaz. Zira öyle an gelir ki, birileriyle söyleşme, dertleşme gereği duyarsın. Böyle anlarda adam gibi adamlara ihtiyacımız olacağı kesin…

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Günün Nabzı

Dikkatinizi Canlı Tutun…

Efendim, yaratıcı ve zeki olabilirsiniz. Fakat beyniniz iyi çalışmıyorsa, bunların hiç birisi hiçbir işe yaramaz. Dikkat, zihinsel bir olaydır ve bir yandan ayrıntıları incelerken bir yandan da resmi bütün olarak görebilmeyi ister. Yapacağınız birkaç şeyle dikkatin en önemli kaynağı olan konsantrasyonunuzu geliştirebilirsiniz. Yapmanız gereken ilk şey canlanma seviyenizi yükseltmek olmalıdır. Unutmayın ki, kendinizi ne kadar canlı hissederseniz konsantre olmanız o kadar kolay olur.

Bunun için, kafein, iyi bir uyku ve bol-bol egzersiz sizi canlı tutmaya yetecektir. Yapmanız gereken en önemli yaklaşım dikkatinizi dağıtacak şeylerden mümkün olduğunca uzak durmaktır. Yaptığınız çalışmalar ve çalan telefondan sonra konsantrasyonu yeniden toplamak için 15 dakika gerektiğini artık biliyoruz. Buna benzer iki, üç engel, günün yarısını boşa geçirmenize neden olur.

Ben telefon kullanmadığım için böyle bir sorun yaşamıyorum. Evde de telefonlara bakmam. Nasıl düşünürseniz artık! Dingin ve canlı olmak insanın ufkunu genişletir, motivasyonunu olağanüstü yükseltir. Makalelerimi yazarken yarım asır geriden gelirim ve konuşulanların hiç birisini duymam. Duyduğum zaman dikkatim bozuluyor, duygularım kesintiye uğruyor.

Günün Sözü

Şüphenin Altyapısını Dedikodu Oluşturur!

Öcal’dan İnciler

Dedikoduyu Sevenlerle Fazla Yakınlaşmayın!

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here