Hüzün Artı Sevinç…

0
55

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız? Bütün kaza, ölüm, kavga haberlerini bir kenara bırakıp neşeli şeylerden söz etmek istiyorum. Büyükler derlerdi ki “sevinci kaçırma, hüzün zaten kapıda…” Ve biz aslında hüzün içinde yaşarken kendi yalnızlığımızda ve sokaktaki kalabalıkta, mutluluk kırıntılarını abartıp, abartıp yaşamak isteriz, sanki hüzün bize hiç uğramamış gibi! Oysa hüzün yüreğimizin sahibidir, sevinçle iki sevgili gibiyseler de, yüreği ortak kullanıyorlar gibi görünseler de, egemen olan hüzündür… Hüzün yaşanması gereken bir gerçektir, bazen içinde gömülüp kalmak, şefkatli bir annenin göğsünde, yağmurlu, soğuk ve karanlık gecede sımsıcak uyumak gibidir… Ya da, kitap kokuları arasında kendinden geçmek? (hadi yaa?!) Oysa sevinç, cılız beslenmeye muhtaç bir çocuk gibidir, bazen, bazen utançla bize uğrayan, kuşkuyla yüzümüze bakan, “girmesem mi acaba, beni kabul ederler mi” diye düşünen.   Valla doğru. Bazen onu hiç görmeyiz bile, tembel, içe dönük, hüznü yaşarken annemizin göğsünde? Oysa o bütün cılızlığına rağmen gülümsememizdir çağrıyı bekleyen dudaklarımızda, o, yer çekimini yok edendir ayağımız altından. O cılız beslenmeye muhtaç olan, aslında, kaçmaya hazır bir ceylandır. Ürkek ve zarif, soylu ve güzel… Aslında, aslında o büyücüdür! İşte onu, kapıya dayandığın da hemen içeri almak gerek. Yoksa kaçıp gitmesi işten bile değildir.

Ve büyüklerin işte söylemek istediği de budur. Bizim yaşamak istediğimizde. Tabi, hüzünden kurtulabilirsek, kopabilirsek sıcak karanlığından…

İşte böyleyiz bu günlerde hem hüzünlü, hem ceylan avcısı, yeri geldiğinde, karanlıkta acı çeken, yeri geldiğinde sonuna dek ceylanın dağlardaki serüvenine ortak olan.

Ve işte biz bu haftayı hem hüzünlü, hem neşeli geçirdik.. Ancak yorulduk, çünkü hüzünlü olmak daha kolaydır sevinci yaşamaktan ya? Sanki mazoşist yaratılmışız.

Ve sevgili okuyucularım neşeli şeyler yazmaya devam etmek istiyorum ama hüzün ağır basıyor ve şimdilik sağlıkla, sevgiyle kalalım demek istiyorum, ayrımsız, gayrımsız, her zaman, hep birlikte. Yase

& & & & &

EY ÖZGÜRLÜK

Okulda defterime, sırama ağaçlara, yazarım adını

Okunmuş yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarım adını

Yaldızlı imgelere, toplara tüfeklere, kralların tacına

En güzel gecelere, günün ak ekmeğine, yazarım adını

Tarlalara ve ufka, kuşların kanadına,

Gölgede değirmene yazarım.

Uyanmış patikaya, serilip giden yola,

Hınca hınç meydanlara adını ey Özgürlük.

 

Kapımın esiğine, kabıma kacağıma, içindeki aleve,

Canların oyununa, uyanık dudaklara yazarım adını.

Yıkılmış evlerime, sönmüş fenerlerime, derdimin duvarına,

Arzu duymaz yokluğa, çırçıplak yalnızlığa, yazarım adını.

Geri gelen sağlığa, geçen her tehlikeye,

Yazarım ben adını, yazarım.

Bir sözün coşkusuyla, dönüyorum hayata,

Senin için doğmuşum, haykırmaya.

Ey özgürlük!

Zülfü LİVANELİ

Kaldırımlar

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi…

Necip Fazıl KISAKÜREK

Yurdum Benim Şahdamarım

Engereğin dişlerine işledim,

Ağu dişlerine

Oluklu, çentik…

Ve vurgun,

Gözleri bir çift cehennem

Burnuna kan tütmüş

Pars bıyığına…

Dağın pulat yüreğine işledim,

Şimşeğin masmavi usturasına

Sevdanı usul-usul

Sevdanı mısra-mısra

Lo ben seni hapislerde sevmişim,

Ben seni sürgünlerde.

Yurdum benim şahdamarım…

 

Yücende buzul

Ve kar,

Maviş dağ tavşanları

Gün vuranda alaran

Zemheri yılanları

Ve yahut bir hışımla

Öyle çakılan

Sonsuzluğun yakışığı kartallar.

………..

Başım gözüm üstünesin

Suskum, avazım üstüne…

Adından başka silah

Yazgından başka günah

Daha yazmamış

Hiçbir gizli dosyada

Hiçbir açık kitapta.

Ahmed ARİF

Benim Adım Dertli Dolap İlahi Sözleri

Benim adım dertli dolap,

Suyum akar yalap yalap,

Böyle emreylemiş çalap,

Derdim vardır inilerim.

Günün Fıkrası

Kanca

Bir liman barında bir denizci ve bir korsan sohbet etmekte ve karşılıklı maceralarını anlatmaktadırlar. Korsanın tahta bacağını, elindeki kancayı ve bir gözünü kapatan bandı fark eden denizci sorar: “Eee, bacağını nasıl kaybettin?”

Korsan anlatır: “Denizin ortasında fırtınaya yakalanmıştık. Dev bir dalga beni güverteden aldı götürdü. Adamlarım beni gemiye çekerken bir grup köpek baliği ortaya çıktı ve aralarından biri bacağımı koparıverdi…”

“Korkunç..” diye sızlandı denizci.

“Peki o kanca nedir?” “Aaa…” diye devam etti korsan, “Bir ticaret gemisine borda etmiştik, tabancalar patlıyordu, kılıçlar sakırdıyordu. O kargaşada elim koptu gitti… Kimin yaptığını göremedim bile…”

“Aman Tanrım.. Dehşet verici bir şey bu… Peki gözünün üstündeki bant nedir?”

“Bir martı geldi ve gözümün üstüne pisledi…” diye cevap verir korsan.

“Yani gözünü bir kuş pisliği mi kör etti?” diye merakla sorar denizci…

“Ama nasıl olur?”

Korsan gayet sakin anlatır: “Kancayı taktıkları ilk gündü, tamam mı?”

Günün Sözü

Çevrelerine uymak için kendilerini yontanlar, tükenip giderler.
Raymond HULL

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here