Hijyene Dikkat

0
20

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Güneş neşeli neşeli ipileşiyor, bilgisayarımın üzerinde kışkırtıcı bir sevimliği var… “Hadi dışarı çıkın da sizi bir güzel ısıtayım” diyor sanki? Valla hiç niyetim yok çıkmaya “bu güzel havalar beni mahvetti” diyor ya şair, bendenizde bu güzel havalarda sık sık aynı şeyi yaşadığım için şimdi bu kışkırtıcı ipileşmeyi görmezden gelmeğe çalışacağım. Bunun içinde çok zorlanmayacağım gibi çünkü her halde de şifayı kapacağım gibi? Kaç gündür gece gündüz çalışmaktan ya yorgun düştüm ya da salgından nasibimi almak üzeriyim!

Evet, sevgili okuyucularım bazen hepimiz kendimize çok yükleniriz. Aslında insan o kadar güçlüdür ki kendi bile ayrımında değildir gücünün. Yoksa bulunduğumuz zamanda gerçekten mutluymuş gibi, varlıklıymış gibi yaşayabilir, bunca haksızlığa, ayrım gayrıma nasıl dayanabilir ki? Zaten mış gibi yapmayanlar bunu hayatları ile ödüyorlar, hep birlikte görüyoruz. Her şeye rağmen bin bir ümitle okullarını bitiriyor ve sonra yine bin bir umutla bekleşiyorlar. Söylenenlere yaşananlara inanmak istemiyorlar, benim başıma bunlar gelmez diye düşünüyorlar ancak başlarına gelince de sanki ilk onların başına gelmiş gibi düş kırıklığı, hayatlarını sonlandırmaya kadar götürebiliyor. Ve bizler elimiz kolumuz bağlı, içimiz simsiyah kanlı bakıyoruz ve bakıyoruz. Ve bazıları nasıl oluyorsa görmüyor, duymuyor? İnsanlar çaresizlik batağına saplanmış, işsiz, güçsüz, parasız, aşsız nefes almaya çalışıyor. Duymayanlar hayal satıyor, lüks yaşıyor! Mutsuz, umutsuz bir ülke olduk. Ve ne yazık ki bu hayata alışacak gibiyiz de? Alışmasak ne olacak onu da bilmiyoruz.

Vurdumduymazlık her saniye, her yerde ve salgın var uyuzdan, grip salgını, etraf kırılıyor, özellikle öğrenciler en çokta onlara üzülüyorum boğazları şiş, ateşleri var ve yazılıya çalışmak ve özel derse gitmek zorundalar. Evet ne yazık ki gözlerimle görüp şahit oluyorum. Birkaç gün bu çocuklar dinlenebilse dünya tersine dönmez ki, üstelik neden bu telaş, sanki alemi cihan olsalar dayıları yoksa ne olacaklar ki?

Ve yaşlılar ve orta yaşlılar sosyal tesislerde dinlenmeye, uyumaya ve ısınmaya gidenler onların hiç şansı yok, grip sıcak ve toplu yerleri sever. Birde sağlık bilgisi yoksa! Geçenlerde atölyede canım çıkana dek çalıştım artık ellerim kaskatı oldu, parmaklarımı oynatamıyorum. Arkadaşım geldi “hadi bırak dışarıda bir çay içmeye gidelim” dedi. Güneşli güzel bir öğleden sonrasıydı. İkiletmedim, kalktık gittik. Hava ayaz aslında bendeniz aç biilaç biraz daha ayazlanıyorum, gerçi mantomun fermuarını boğazıma dek çekmişim ama içim üşüyor. Yoksa öyle sosyal tesiste hiç işim olmaz açık havada oturmak varken.

İçerisi tıklım tıklım zaten hepsi böyle oturacak yer bulamazsınız. Neyse içeri bir girdik sıcak bir hava yüzümüze çarptı önce sonra ağır bir koku neyse uzun oturmayacağız zaten çekeriz dedik. Bir yer bulduk, genç bir çocuk uyukluyordu yanına sığındık. Etrafa şöyle bir baktık ve arkadaşım çay almaya gitti. Eli boş döndü. Ne oldu dedim. Çay bardaklarını sadece çalkalayıp yeniden dolduruyorlar dedi. Ne dedim? Valla dedi gelen kullanılmış bardaklar sadece çalkalanıp yeniden dolduruluyor dedi, gözümle gördüm. İçim almadı. Allah Allah dedim olacak şey mi bu? Oluyormuş işte lütfen dikkat edin hastalık zaten o ağır havada yayılmayı seviyor birde hijyen yoksa yandık! Ve bendeniz o günden beri Leyla’yım!

Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlık ve sevgiyle kalalım, ayrımsız, gayrımsız hep birlikte… Yase

& & & & &

Aşk ve Duygular

Bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil. Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş.Bunun üzerine hepsi, adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar. Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş, çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş. (*) Ada neredeyse batacağı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş. Aşk, “Zenginlik, beni de yanına alır mısın?” diye sormuş. Zenginlik, “Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok.” demiş. Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir’den yardim istemiş. “Kibir, lütfen bana yardım et!” Kibir “Sana yardım edemem, Aşk, sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin.” diye cevap vermiş.

Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardim istemiş: “Üzüntü, seninle geleyim.” “Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var.” Mutluluk da Aşk’ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk’ın çağrısını duymamış. Aşk, birden bir ses duymuş. “Gel Aşk! Seni yanıma alacağım…”Bu Aşk’tan daha yaslıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk’a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgiye sormuş: “Bana yardım eden kimdi?” “O, Zaman’dı” diye cevap vermiş Bilgi.”Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?” diye sormuş Aşk. Bilgi gülümsemiş: “Çünkü sadece Zaman Aşk’ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir…”

& & & & & &

Nazlı

Kaderin yönünü değiştiren babası olanlardan habersizdi. Oysa çocuklarını korumaktan başka derdi yoktu. Kızını yanından ayırmamak için. “Ya Hatay’da bir üniversiteye gidersin ya da evde otursun” demişti. Kesin bir dille; babasına karşı gelmek aklının ucundan bile geçmezdi. O da tercihini bu doğrultuda yapmış, MKÜ İngiliz dili ve edebiyatı bölümünü seçmişti. Seçiminden mutluydu, seviyordu okuduğu dalı ve yetenekliydi. Bu yıl ikinci yılıydı.

“Hadi bana başarılar dile” demişti; okulun önünde dolmuştan inmişler ağır ağır okula doğru yürüyorlardı. Uzun boylu, atletik yapılı, beyaz tenli, kirli sakallı, oldukça yakışıklı olan Güneş “Sen zaten doğuştan başarılısın benim dileklerime muhtaç değilsin ki” diye yanıt verince Nazlı “Akıllım bu yarıyıl da İngiltere’ye gidiyorum öğrenci değişimi ile onun için bütün iyi dileklere ihtiyacım var”

Güneş bir anda çarpılmışa dönmüştü sanki sesine normal bir tını vermeye çalışarak “Baban ne diyor izin veriyor mu?”

“Normalde vermezdi ama biliyorsun amcam İngiltere’de bu yüzden biraz zor olacak ama izin almağa çalışacağım” demişti Güneş’teki değişimin ayrımında olmadan. İlk dersten sonra buluşmaya karar vererek ayrılmışlardı.

Nazlı sınıfa girerken heyecanlıydı, içi içine sığmıyordu ama Güneş kızı bıraktıktan sonra sıkıntıyla “Asla onu bırakmam babası gitmesine izin verse de ben vermem!” demişti.

Nazlı ilk iki dersten sonra Güneş’le buluşmak için okuldan çıktı, çarşıya inmek için minibüs beklerken çok heyecanlıydı sanki ilk kez buluşacaklarmış gibi? Oysa ilk karşılaşmaları tam bir fiyaskoydu. (Arkası Yarın)

Günün Şiiri

Akşamüstü Bir Kahvede
Akşamüstü bir kahvede
Bira içtim birkaç bardak
Gazeteden yoruldukça
Gelip geçene bakarak

Kahvenin müşterileri
İçerdeydi daha fazla
Camlı terasta idim ben
Çıkıntı yapan sokağa

Sevimsiz bir kocakarı
Torununu azarladı
Bir köpek geldi içerden
Camdan dışarıya baktı

Salınarak geçip gitti
Genç bir anne çocuğuyla
Kasketli iki müşteri
Bir şey konuştu patronla

Biraz sonra geldi köpek
Baktı yine aynı yere
Tıraş edilmiş yüzünde
Kederle ve ciddiyetle

Kocakarı torununu
Azarladı bir kez daha
Karıştı iki kasketli
Akşamın ıssızlığına

Köpek yine gelip baktı
Camdan ve hep aynı yere
Yüzünde aynı ciddiyet
Ve gözlerinde kederle

Kocakarı içkisini
Bitirmiş olmalıydı ki
Çıkıp gitti torunuyla
Biri bir kahve söyledi

Az önceki anne çocuk
Döndüler elde ekmekle
Köpek yine gelip baktı
Camdan ve hep aynı yere

Bakıyor birkaç saniye
İçeriye dönüyor ve
Geliyordu çok geçmeden
Bakmak için aynı yere

Koyulaşırken gitgide
Usul ve yumuşak akşam
Eğildim ben de yavaşça
Baktım köpeğin ardından

Uzuyordu bomboş sokak
Gelip giden azalmıştı
Parketmiş birkaç araba
Ve akşamın ıssızlığı

Eğilip bir daha baktım
Belirgin hiçbir şey yoktu
Köpek ise arada bir
Gelip bakıp dönüyordu

Ben de bu notları aldım
Bir şiir yazarım diye
Yaşamın anlamsızlığı
Ve ciddiyeti üstüne

Ataol BEHRAMOĞLU

Günün Sözü

Okuma ruhu yüceltir.
Voltaire

İyi görüneceğine, iyi ol.
Sallust

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here