Havalar ve Havalar…

0
51

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Hava günlük güneşlik, ne güzel işte İskenderun bu, yağmur yağarken güneş parlar, bir anda fırtına kopar, ağaçları bitkileri insanları bir güzel yolar, o zaman “vavv  bizimki yine kızmış” derim. Saçımızı başımızı yolmaya gelmiş. Valla yolunmayı göze alarak ona her zaman “hoş geldin” diyenlerdenim ama güneş alınmaz bundan yinede gelir nazı niyazı, ayrımı gayrımı yok. En ufak hücresine dek bütün kâinatı ısıtır. Bazen bir rüzgar yağmur bulutu sürükler üzerine, oda boynunu büküp bütün elemanlarını toparlayıp kalkıp gitse de gül yüzünü hiç esirgemez hiç. Aslında biz çok şanslıyız yani İskenderun halkı olarak. Hava hiçbir yerde olmadığı kadar değişken eksantrik ve şuh.

Nereye gidersem gideyim bu havayı özlerim. Gerçi bu günlerde insan eliyle kirleniyor ya  akşama yakın, boğuyor ya duman ona yakalanmadan yürüyüşünü tamamlayabilirsen ne güzel yok yakalandıysan geri dönmek durumundasın bu kez balıkçı barınağına doğru ilerlersin. Gerçekten barınağın oralarında hava daha temiz ancak yelken kulübünü geçin kesif bir duman var insanın üzerine, üzerine sinen. Sanırım ara sokaklarda kullanılan kalitesiz kömürün marifeti bu. Eski meyan kökü fabrikasının  oradan geçerken hep içim acır, orayı hep bir park olarak düşünürdüm. Sık ağaçlar ve deniz kenarı! Şimdi hayal oldu bu… Gece, gündüz çalışmalar var şimdi o devasa alanda. Ve her şeye rağmen dev bir otel inşaatı başlamış durumda. Orası bittiğinde İskenderun’da havasına güneşine rağmen yaşamak istemiyor olacağım. Büyük bir olasılıkla artık… Sahil gerçekten güzelleşti buna rağmen eksik kaldı bu yüzden. Ve denize pareler yürüyüş yolu harika ama bendeniz sanıyordum ki o yol Arsuz’a dek uzayacak! Yoksa yanlış mı biliyorum yoksa yapılacak mı ilerde?

Ve deniz müzesinin yanındaki eski konsolosluk binası tamamen yeniden yapılandırıldı güzelde oldu ama tabi eskisi gibi değil asla. Ve onun çok güzel bir bahçesi vardı. Yaseminler ve hanım eli o sokağın simgesiydi. Biz okuldan çıkınca o kokuların peşinden giderdik. Ve sokağa bakan dallarından birer demetlik koparırdık en az  üç gün odamızı nefis kokuları ve harikulade görüntüleri süslerlerdi.  Şimdi o bahçe de  bir şey yok, lütfen en azından orası eskisi gibi yasemin ve hanım elleri ile donansın diyoruz. Ve merak ediyoruz. Neden orada gece gündüz elektrikler bir fiil açık kalıyor acaba?

O ADAM

Dün pazardı hava güneşliydi.. Sabah güneşini içeri buyur etmek için balkon kapısını açtım. Sokakta bir kamyon homurdanıp duruyordu. Birileri bağırıyordu “az gel, sağ yap sağa kır, kır” diye. Ne oluyor diye çıktım baktım. Kamyon homur, homur, çamurlu ve yer, yer su birikintileri olan yolda patinaj yaparak ilerlemeye çalışıyor, eskilikten harap, yokuş çıkmış ihtiyarlar gibi nefes nefese  soluklanıyor ki bu sokakta çalışma var ve  araç trafiğine kapalı hatta bildiğim kadarı ile. Her yer yıkıntı çamur su deryası? Sağlı sollu kum yığınları da yolu iyice daraltmış ve bu kocaman hımbıl araç dönmek için uğraşıyor. Aracın dışındakiler sürekli sürücüye taktik veriyor. Şöyle gel böyle gel diye ve yolu açmaya çalışıyorlar. Onlar uğraşırken, kamyonun kasasında bir adam. Kalınlaşmış ve nasırlaşmış ellerini kasa tahtalarına yaslamış, başında solmuş harap bir bere üzerinde inşaat işçilerinin giydiği kıyafet öylece ayakta duruyor. Ne sokağın durumu ne de kamyonun dönmek için uğraşıları onu ilgilendirmiyor. Ayakta her şeyden habersiz o kadar heybetli duruyordu ki, sanırsınız  Hz. Süleyman’ın tahtında oturuyor. Yerdeki insanlar yolundan kaçmak zorunda olan karıncalar.

Ve  Hud, Hud  kuşu inler cinler periler emrinde! Kamyon dönemiyor durmak zorunda kalıyor. Sürücüsü iniyor, kamyonun homurtuları durunca ve sürücü inince kasadaki  adam şaşırıyor ne olduğunu sormak için aşağı doğru eğilip net olarak duyuyorum yukardan. “Ne oldu hayatım”  diyor? Dilimi yutacaktım neredeyse? Bir an da bütün sinirlerim gevşedi, üzerime bir rahatlık geldi. Nedensiz mutlu algıladım kendimi? Çünkü bu “hayatım” sözcüğü, öyle laubali ya da  değişik bir şekilde  söylenmedi. En az benim kardeşime söylediğim kadar ciddi ve içten ve bir o kadar gür bir sesle söylendi ki acayip hoşuma gitti ya… Hiç ummadığım bir anda hiç ummadığım bir şekilde ve utanarak söylüyorum hiç ummadığım birinden –o da neden ki?- bu beklenmedik sözcüğü duymak ben denizi  hem şaşırtmış hem de çok neşelendirmişti. Sokakta kıyamet kopuyor, sağ yap kır olmadı azıcık sol  yap diyenler, küfürlü konuşanlar ve o adam…Ve şimdilik sağlık ve sevgiyle kalalım diyorum hep birlikte  el ele ayrımsız gayrımsız… Yase

Şubat Güneşi

Bazen Hayat, Çabuk Olmamız Gerektiğini Fısıldar…

Zeynep sabahın sekiz buçuğunda telefonun  sesine uyandı… Hala karın üstü yatıyordu.  Hiç pozisyonunu  bozmadan telefona uzandı. Arayan teyzesiydi İstanbul’dan; “Kızım hiç aramadın merak ettim iyi misin?”

“-İyiyim teyzeciğim merak etme bilirsin yolculuk sonrası kendimi toparlamam zor oluyor hala kendime gelemedim. Yoksa tabiî ki arayacaktım.”

“Nasıl buldun evi? Bir eksiğin var mı yavrum.”

“Ah teyzeciğim harikasın ya. Ta İstanbul’dan burayı idare ediyorsun. Ev, tertemiz evde her şey var. Nasıl becerdin bunu?”

“Çok kolay bebeğim, bizim emektara telefon ettim sadece, sen yoldayken o her şeyi halletti. Ne zaman ihtiyacın olursa ara gelir, sana yemekte yapar. Sakın kendini yorma ve hemen dönmeye çalış, biliyorsun okul kaydını yenilemen lazım. Kesinlikle o okul bitecek bilmiş ol.” Sesi birden sertleşmişti. “Anlaşıldı mı hanım efendi?”

“-Tamam teyze söz verdim ya, bitecek o okul. Bırak ta biraz nefes alayım…”

“-Zaten onun için oraya dönmene izin verdim ya. Hadi kendine iyi bakacağına söz ver, aklım  sende kalmasın.”

“Tamam teyzeciğim söz hiç aklın bende kalmasın. Seni çok seviyorum her şey için çok, çok teşekkür ederim. Tozlu bomboş bir eve gireceğimi sanmıştım ama sen her şeyi halletmişsin… Teyzeciğim hakkını nasıl ödeyeceğim ben?”

Teyzesi  aceleyle “Mutlu olarak bebeğim mutlu olarak” diye yanıt verdi. Sonra sabırsızca; “Hadi kapatıyorum çıkmam gerek çok öpüyorum Allah’a emanet ol çocuğum.” Cevabı beklemeden telefonu kapattı. Her zaman böyle yapardı, ne zaman konu duygusallaşacak teşekkür  yağmurları yağacaksa  hemen telefonu kapatırdı.

“Sağ ol teyzeciğim” diye kendi kendine söylenerek telefonu bıraktı elinden. Beli ağrımıştı, karın üstü yatıyordu hala. Dikkatli kalkmalıydı şimdi, yavaşça yan dönüp ayağa kalktı, özgür uzun saçlarını tokayla esir alıp, bir iki esneme, ısınma hareketi yaparak belini rahatlattı. Bir zamanlar arkadaşları ile falcıya gitmişti  öylesine, falcı sanki onun karın üstü yattığını biliyormuş gibi ağzını açar, açmaz “sakın karın üstü yatma” demişti “sana hiç iyi gelmez.” Ve daha bir yığın şey anımsayamadığı, falcıyı da fala baktığının da unutmuştu  ama ne zaman karın üstü uyumayı abartırsa beli gerçekten ağrıyordu. O zaman ister istemez falcı geliyor aklına ama o “Aman canım” diyordu kendine “neyi abartırsan onun zararını görüsün olay bu kadar basit bunu birinin söylemesine gerek yok.”

Isınma hareketleri her zaman işe yarıyordu. İyice bedeni uyanınca banyoya gitti, duşunu alıp, mutfağa girdi. Balkon perdeleri kapalıydı. Hiç açmaya kalkışmadı. Kahve cezvesini ocağa koydu. Altındaki ateşi iyice kıstı. Kahve ağır, ağır pişerken oda ayakta yapılan yoga hareketlerinden birini yaptı. O hareketi yapmakla kahvenin pişme süresi eşitti. Bazen hareketi yinelemek istediğinde kahveyi taşırıyordu ama çoğunlukla tam zamanında cezveyi alıyordu ateşin üzerinden. “Bazen hayat bize çabuk olmamız gerektiğini fısıldar” derdi hep. Ve fısıltıları duymakta ustalaşmıştı. Hayat ona bunu öğretmişti. Hep bir şeylere yetişmek, zorunda bırakarak! Öğrenmek güzeldi tabi ama keşke bu kadar pahalı olmasaydı öğrenmek. Arkası Yarın

Günün Şiiri

Bir Sefilenin Hasbihalinden

Ne idim ben, ne tabii bir kız
Belki sahrada rebii bir kız

En büyük zevkim, ümidim, neşem
Kırda seyran idi, her gün, her dem

Düşünürken o büyük sahrada
Beni halk eyleyeni tenhada

Duruyorken hareketsiz, sessiz
Yere inmiş göğe benzerdi deniz

Aksi tekbir ile dolmuş dereler
Secde eylerdi bütün mescereler

Şebi mehtap doğar aynı şafak
Her taraf nura olur müstağrak

Akıyormuş gibi her suda hayat
Yüzüyormuş gibi hep mahlukat

Uçacakmış gibi eflake zemin
Halden, mazi ile atiden emin

Mutmain şevk ile soldan, sağdan
Bir sataretle inerdim dağdan.

Abdülhak Hamit Tarhan

Günün Sözü

Cehalet Tanrının laneti olduğuna göre, bilgi göklere uçabileceğimiz kanatlardır.

W. SHAKESPEARE

Yiğitlik intikam kazanmakta değil, tahammül göstermektedir.

W. SHAKESPEARE

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here