“Güneşi İçenlerin” Umudu!

0
46

Başlıktaki tırnak içi sözcükler, “merdiveninin çengelini yıldızlara asarak, güneşin zaptına çıkan” Nazım’a ait.. Şair, “Güneşi İçenlerin Türküsü” adlı şiirinde; “Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi” dizesiyle resimler rüyasını ve “İşte, şu güneşten düşen ateşte, /  milyonlarca kırmızı yürek yanıyor, / Sen de çıkar, göğsünün kafesinden yüreğini, / Şu güneşten düşen ateşe fırlat, / yüreğini yüreğimizin yanına kat” dizeleriyle yorumlar..

Ne zaman ‘umut’ ışığıyla çekmek istesem yarınların fotoğrafını, dünlerde kalan rengi sararmış albümlerden Ali Rıza Binboğa’nın “Özgürlük ve barış, tüm insanların, Özlemi olacak yarınlarda” diye başlayan ezgisinden “uçsuz bir mavilik” düşer gözlerimin kadrajına.. Dinlerken, “Anam, babam, kardaşım, Eşim, dostum, yoldaşım, Daha da mutluyuz yarınlarda” dizeleriyle devam eden söz konusu ezgiyi, geleceğin hasret haritalarından bir ada/vaha duyumsamasıyla ve Yunusça yaşarım umudu..

Yunus’un, “dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise” dizeleriyle örtüşen bir kitap adı; “Medine-tül Fazıla.” Yazarı; Farabi.. Farabi; insanların insani haslet ve hasretlerle idealizmi yaşayabileceklerine inanıyor ve inancını düşünsel anlamda da kitaplaştırıyor..

“Faziletin Medinesi / erdemlerin ülkesi” nerede? Böyle bir ülke var mı? Yoksa bu bir ütopya mı? Ütopya kavramı, insani hasretlerle haritaladığı “düş adasının” yazarı Thomas More’a, ait.. More, Farabi’nin tanımladığı düş adasını, “Ütopya” adlı eserinde tanıtıyor.. Ütopya; (ki, “hiçbir yerde olamayan” anlamına geliyor)  yaşayanlarının mutlu olduğu  bir düş ülkesi..

Madem ki insani haslet ve hasretlerle idealizmin yaşandığı bir toplum ve ülke “hiçbir yerde olmayan” anlamında bir ütopya, bu halde her yerde anti ütopyada, diğer ifadeyle  distopyalarda yaşıyor demektir insanlığımız.. ‘Distopya,’ John Stuart Mill tarafından kazandırılmış literatüre.. Ünlü düşünür, “hayal edilebilecek ‘en kötü’ yönetimi ya da durumu, kaosu, savaşı ve zorbalığı” tanımlamak için türetmiş bu kavramı.. Dolayısıyla distopya, genel anlamıyla, ütopik toplum anlayışının antitezini tanımlamak için kullanılan bir kavram olmuş.. Buradan, “sevgi, barış, kardeşlik içinde yardımlaşma, paylaşma, dayanışmanın olduğu bir toplumsal yaşam düşü bir ütopya, karşıtı; bir distopyadır” yargısına ulaşabilir ve bu anlamda sorabiliriz! “Nefreti, savaşı, düşmanlıkları besleyen bencilliğin, sömürünün sistemleştirildiği kapitalist toplumsal yaşam düzeni yoksa bir distopya mıdır? Böyle bir sistemin distopyaya dönüşebileceğinin düşsel değil düşünsel tanıklığıyla yazmış zaten 1932 yılında Huxley, Cesur Yeni Dünya adlı anti ütopyasını.. Benzer kaygılarla yazmış, Orwell de 1948 yılında, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı distopyasını..

Cemil Meriç, ‘Sosyoloji Notları’ adlı kitabında, ütopya üzerine düştüğü notlarda “Reybaud, 1856’da çıkan, ilk büyük ekonomi politik lügatında, sosyalizm maddesine şöyle başlar” der ve aktarır: “Sosyalizm insanın gördüğü son büyük rüyasıdır.” Meriç, “İlk sosyolog, ilk sosyalist” kitabında; “Başlıca kaygısı toplumun refahı olan Saint-Simon’un düşünceleri bir ütopya mıdır?” diye sorar ve yanıtlar: “Marks’a göre ‘toplumların tarihsel gelişim süreçlerinin bilimsel yasalarından’ habersiz her düşünce ütopyadır.” Türk düşünce dünyamızın yüz aklarından biri olan Meriç, Reybaud’dan aktardığı cümleler sonrasında şöyle der: “Her ideal bir ütopyadır, her büyük fikir adamı, bir parça Don Kişot’tur, iyimserdir.”

Nazım’ın, “Don Kişot” adlı şiiri; “Ölümsüz Gençliğin Şovalyesi,” dizesiyle başlar ve “ellisinde uyup yüreğinde çarpan aklına / bir temmuz sabahı fethine çıktı / güzelin, doğrunun ve haklının” diye devam eder.. Güzelin, doğrunun ve haklının egemen olacağı idealine Don Kişotça inanan Nazım, “Güzel günler göreceğiz çocuklar” dizesiyle kanıtlar iyimserliğini..

Tanilli Hoca, “Yaratıcı Aklın Sentezi” adlı kitabının önsöz ilk cümlesinde: “Dünyamız adaletsizliklerle dolu; peki insanların insanca yaşayacakları gerçekten adil ve barışçı bir dünya yaratamaz mıyız?” diye sorar.. Ve fakat “insanı insanların kurdu yapan” kapitalist düzende, insanlığın distopyayı yaşadığını görmesine karşın, kimi karamsar gerçekçiler; Tanilli Hoca’nın sorgulu düşüncesini bir ütopya olarak görür.. Ütopya da olsa, “insanı insanlara dost yapan” sevgi, barış, eşitlik özlü düşünceler, bir iyimserlik aşılar zihnimize ve taşır bir umudu gönlümüzde.. Son tahlilde “Güneş topla benim için” der mesela bir şiirinde Ülkü Tamer.. “Gönlünde olsun güneşin” der Cesar Flaischlen de..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here