Gündemden Uzaklaşalım…

0
21

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılsınız bu sabah? bugün biraz da olsa gündemden uzaklaşmak, keyifli birkaç hikaye ve şiir okumak istiyorum. Gerçeklerden, sıkıntılardan biraz da olsa uzaklaşıp, farklı diyarlara uçalım. Sağlık ve sevgiyle kalın sevgili okuyucularım… Yase

Aşk ve Zaman

Bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, aşk dahil. Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi, adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar. Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş, çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş. Ada neredeyse batacağı zaman, Ask yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş. Aşk, “Zenginlik, beni de yanına alır mısın?” diye sormuş. Zenginlik, “Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok” demiş.

Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir’den yardım istemiş. “Kibir, lütfen bana yardım et!” Kibir “Sana yardım edemem, Ask, sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin.” diye cevap vermiş. Üzüntü yakınlardaymış ve Ask yardım istemiş: “Üzüntü, seninle geleyim.” “Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var.” Mutluluk da Aşk’ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk’ın çağrısını duymamış. Ask, birden bir ses duymuş. “Gel Ask! Seni yanıma alacağım…”Bu Aşk’tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Ask’a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgiye sormuş: “Bana yardım eden kimdi?” “O, Zaman’dı” diye cevap vermiş Bilgi.”Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?” diye sormuş Ask. Bilgi gülümsemiş: “Çünkü sadece Zaman Aşk’ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir…”

& & & & &

Evin Emektarı Menekşe

Ben mosmor yaprakları olan küçük porselen saksıda yaşayan bir menekşeydim. Tıpkı insanlar gibi benimde umutlarım vardı. Bende aileden biri sayılırdım. Herkes beni sever aksatmadan beni sulardı.

Geceleri herkes kendi odalarına çekildiğinde ben onlarla birlikte uyumaz gökyüzünü izler, yaprakların şırıltısını dinlerdim. Bazen de ailemi, yaşadığım çevreyi, onlar olmazsa ne yapacağımı düşünürdüm.

Bir gece onlar yataklarındayken ben yine çevreyi izliyordum. Bir saatten fazla olmamıştı ki deniz adeta şahlandı. Ev büyük bir sarsıntıyla ayağa kalktı. Deniz durmuştu ama insanların deprem dediği şey hala devam ediyordu. Gözlerimi kapadım ve depremin durmasını bekledim.

Gözlerimi açtığımda yıllardır yaşadığım evin yerle bir olduğunu gördüm. O güzel çiçeklerin olduğu yerdeydik yani evin bahçesinde. Ailemi aradım. Fakat ortalarda yoklardı. Çevredekiler “Bu evden hiç kimse sağ çıkmadı” dediler. Ağlamaya başladım. Canım yanıyordu. İçimde hiç kimsenin dolduramayacağı bir boşluk vardı. Hala inanamıyordum. Onlar beni burada bırakıp gitmezlerdi. Beni bu kadar üzmezlerdi. Neyse ki bu acım fazla sürmedi. Çünkü üstümdeki beton dalımı kırdı. Ve umutlarımla beraber hayata gözlerimi yumdum.

& & & & &

Bugün Yine Çok Güzelsin Hayat, Her Şeye Rağmen…

Hayata hiç isyan etmeyin. Öncelikle şunu kabul edin, hayat adil değil. Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı. Başımıza gelenler de eşit değil. Önce hayatın adil olmadığını kabul etmelisiniz.

“Guguk Kuşu” filminde Jack Nicholson akıl hastanesinde çok ağır bir mermer  havuzu kaldırabileceğine dair diğer hastalarla iddiaya girer. Yüklenir ve  havuzu kaldırmaya çalışır, kaldıramaz. Diğer hastalar onunla alay ederken  bir şey söyler: “Ben en azından denedim”

Siz gerçekten denediniz mi? Yoksa pencereden hayatı mı seyrediyorsunuz? Hayata Windows 98’den, Sony 72 ekrandan mı bakıyorsunuz? Oysa hayat hepimizin avuçlarının içinde,

Kiminin nasır tutmuş parmaklarında

Kiminin boyalanmış ellerinde,

Kiminin gömleğinde ki ter kokusunda,

Ama hayat her zaman avuçlarımızın içinde.

Nasıl istersek, neye karar verirsek hayat orada var.

Güneş, her sabah yeniden doğuyor, Gün, her şafakta nice umutlara gebe şekilde ağarıyor ve siz, Eğer isterseniz hayatı bir ucundan yakalama şansına sahipsiniz. Yeter ki gülümseyin… Yeter ki bu gün benim günüm diyerek kalkın yatağınızdan… Bu iletiyi içinizdeki çocuktan uzak tutunuz. Zira, siz bu iletiyi okuduktan sonra içinizdeki çocuk, özgürlüğüne kavuşmak isteyip başınıza dert açabilir. Bu dünyadaki varlığınızın, dostlarınızın var olmasına bağlı olduğunu…

Bazen bir çiçek yada küçük bir tatlı sözle bile kırık bir kalp tamirinin mümkün olduğunu, Özür dilemenin, teşekkür etmenin ve şükretmenin “ERDEM” olduğunu…

Ve her sabah uyandığınızda “BUGÜN YİNE ÇOK GÜZELSİN HAYAT HER ŞEYE RAĞMEN…” demeyi ihmal etmeyiniz… Mümkün olması zor olsa da….

Günün Şiiri

Aşkla Satranç

İlk hamle kendi kalbine çekincesiz
Duru bir suyun çamur içinden akarak
yeni yolculuklara vurması gibi. Kuşlar
ne kadar yalnız bekleme anlarında bir treni

Uzun öten düdükler telaşını kamçılayan yeni senaryo.
Vezir iki kale arasında korumasız
Burcuna korsan bayrakları asılı
Gemiler yanaşıyor korkulu gözlerine, içinde çalkalanan

hiç durmadan çalkalanan bir deniz çılgınlığı
Öldürdükçe ölümden sıyrıldığını sanıyor.
Atlar güya dizginlerinden kurtulmuş özgür koşmakta
Yanlış haritalar çiğniyor nalları

Onlar batıya sarktıkça izleri doğuya büyüyor
Güneş ters yönde doğuyor, ışıtmıyor yıldızlar
Bu ikileme aşk diyor bazıları.
Filler uzun bir yolculuğun ağır aksak kelimeleri

Yönü belirsiz cümlelere yük taşıyan.
Hangi taşı çiğneseler hüzünlü bir öykü yazılmakta
Yitik anıları kurtarmak adına ayakları
En çok ayakları yoruluyor geçmişe uzandıkça.

Şah diye bir şey yok bu yenilgiler evreninde
Belki herkes şahlığını rakibinden gizliyor
Henüz ikinci hamlede devrik bütün piyonlar
Devrik, anlatılması güç bir komplo kadar

Şah esir düşmekte masal sonlarına.
Son hamle yine kalbine çekincesiz
Gökyüzüne bağımlı bulutların arasından
sızan o yağmur tanesi, belki şaşkın bir yıldız

nasıl incitirse ve ansızın yeni korkular yüklerse
öyle şimdi dilinde donup kalan söz -aşk mat!

Cihan OĞUZ

Aşk

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı
İstanbullar
Şurada da etin çoğalıyordu dokundukça lafların
dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

Cemal SÜREYA

Günün Fıkrası

Ey Güzel Allah’ım

Adamın birine sayısaldan büyük ikramiye çıkıyor. Karısına bile söylemiyor. Sabaha karşı ikramiyeyi almak için yola çıkıyor. Tam yarı yola gelmişken bir telefon. Arayan kayınbiraderi…

“-Nerdesin enişte?”

“-Dışarıdayım hayırdır?”

“-Çabuk eve gel”

“-Ne oldu? Çok mu acil”

“-Hemen gel!… Ablam!…”

“-Yoksa hasta mı?”

“-Yok sizlere ömür!… Başımız sağ olsun….”

Telefonu kapattıktan sonra adam bulunduğu yere çöküyor…. Ve gülmekten kendini alamıyor; “-Ey güzel Allah’ım, verdikçe veriyor, verdikçe veriyor!!!”

Günün Sözü

Düşünmeden konuşmanın cezası sonradan düşünmeye mahkum olmaktır.
GIBBON

İnsanların yapabileceği en büyük fenalık kendisine olan güvenini kaybetmesidir.
Richard BERNEDİCİ

Cesaret kuvvetle birleşince büsbütün artar.
ARISTOTELES

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here