Fazla Kıskançlık İhanet Getirir

0
46

Değerli Okurlarım, hayatım boyunca kıskanmayan, bu hissi taşımayan birilerine rastlamadım. Kadın-erkek hiç fark etmez, insandan söz ediyorum. Bu konuda hayvanları gündeme getirmek istemiyorum. Faydası yok da ondan…

Durup dururken, hiç ilgisi yokken, kendimizi dünyanın en mutsuz insanı sanırız bazen. Stresin en yoğunuyla kol kolayızdır adeta. Bu aşamada bir mucize gerçekleşir ve uzun zamandır görmediğiniz bir dostunuz çıkagelir ve kendi icadınız olan o suni stres buharlaşır, kaybolur.

Ya da, tek taraflı aşklar yaşanır zaman zaman. Bir türlü aklınızdan çıkaramazsınız, kahrolursunuz, mutsuzluğunuz tavandadır ve umutlarınız da tükenmek üzeredir. O aşamada kapı çalınıyor ve içeriye o sevdiğiniz kişi (kadın erkek söz konusu değil) giriyor. Ve size şiir okur gibi, şunları söylüyor;

“Çok düşündüm ve seni sevdiğimi anladım…” diyerek yanınız geliyor. O anda ki mutluluğunuz en zirvede mekan kurmuş ve güzelliklerle harman olmuştur.

Ancak, bu olaylar her zaman olmaz, bana göre de mucizedir. Nerde o günler… Bazı kadınlarımız ev işlerinin yoğun olduğu dönemlerde oldukça gergin, sinirli olurlar. Bunu doğal sayıyoruz.

Bunlara razı olmuşken, bir hatun kalkar “Benim burcum oğlak, burcumun her tarafında kıskançlık var” diyerek, kıskançlığını meşru kılarak, müthiş işkilli, kıskanç, baskıcı ve huysuz biri olur çıkar. Bu nedenle de kocasının dışa dönük yaşamı onu çok rahatsız eder. Yalnız kendisi huzursuz olmuyor ki, tüm ev halkı aynı oranda rahatsız oluyor. Bu hadiseyi sakın hafife almayın.

Kıskançlık, işkillenmek, şüphe, kibir bir araya geldiğinde ne olur biliyor musunuz? Cehennem topu meydana geliyor… Bunun karşısında kimse dayanamaz. Herkes evinin dışında kalmak ister, insanların hamurunda “yasakları çiğnemek” dürtüsü vardır ya.

Bu tutum ve davranışlar, kişi ya da kişileri yanlışa sevk etmese bile, böyle bir yanlış olmuş, yapılmış gibi ortam oluşturulursa ve alakasız konular da ilave edilirse, güzellik, mutluluk, sempati diye hiçbir şey kalmaz, hepsi karaborsa olur.

Erkek şöyle düşünmez mi sizce? “Yapmadığım hatta düşünmediğim şeyler için bu kadar suçlanıyorum. Nasıl bir şeyse bu suçu işleyeyim de suçlanayım…” Der mi? Demez mi? Her şeye rağmen, sabırlı olsunlar diyorum, içimden öyle geliyor.

Uzun yılar önce adamın birisi işlemediği bir suç için tam 20 yıl içerde kalmış. Çıktıktan sonra sormuşlar: “Duyguların nedir?” diye…

Yanıt çok ilginç.. “Keşke o suçu işlemiş olsaydım…” Bir suç işlenirse cezası olur. Aksi halde erkekleri nahak yere köşeye sıkıştırmak kimseye bir şey kazandırmaz. Sadece adliye koridorları kalabalıklaşır ve dikkat ettiyseniz bu huylara sahip kadınlarımız genel olarak yalnız yaşıyorlar. Yazık ki, yazık…

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Gönül Köşemden

Mutlu Olmak Kolay Değildir

Değerli Okurlarım, insanların %90’ı istediğiyle evlenemiyor. Mutsuz ol­mamızın nedenlerinden birisi bu… Bunun telafisi vardır diye düşünenlerdenim. Evlilik terapilerinde, erkekleri en fazla sıkıntıya sokan konu, unutul­maya yüz tutsa bile, o olayların hemen gündeme getirilmesi oluyor. Tabi kadınlarımız bu işte oldukça ustalar doğrusu.

Münakaşalarda yapıcı, arabulucu, şahsiyetli olun, fakat ısrarcı olmayın. Taraflar birbirini aşağılamamalı. Erkeklik ve kazanç ile ilgili bir şey söylememeli. Münakaşalarda, 1-2 dakika sonra başka odalara geçin ve daha ileri gitmesini önleyin. Tabi, evlilikte gözünüz varsa…

Tenkitlerinizde önce iyi tarafları ön plana çıkarın, sonra değişmesini istediğiniz konuları zarifçe, hanımefendi gibi belirtin. Daha güzel olmaz mı? Açken, yorgunken, kızgınken yemek sofrasında ya da başkalarının yanında (özellikle) münakaşa oluşturabilecek konulara girmeyin.

Alttan alırken kendinizi ezilen, taviz veren, kendisine haksızlık yapı­lan taraf gibi görmeyin. Siz huzurunuzu arıyorsunuz. Birkaç gün sonra her şey yolunda iken kırgınlığınızı yumuşak ifadelerle dile getirin ve bir daha olmamasını dileyin.

Evlilik çok ilginç bir müessesedir… Bazılarımız görücü usulü ile kimimiz bir anda tesadüfen karşılaşıyoruz bazen seyahatlerde, bazen de arkadaş davetinde ya da işyerinde buluyoruz onu.

Burada mekan hiç de önemli değildir ve sonuçta değişmeyen tek şey, onu gördüğünüzde kalp atışlarınızın çevrenizi rahatsız etmesidir. Ateş bacayı sarmıştır ve evleniyorsunuz.

Önemli film de bundan sonra başlıyor. Çünkü öyle bir an geliyor ki, ne aşk kalıyor, ne de ilk günler ki gibi romantizm. Yuvanız temelden çatırdamaya başlıyor ve kendimizi hakim karşısında boşanırken buluyorsunuz.

Ne kadar zaman geçmiş artık önemli değil… Geriye baktığınızda kendinizi suçlamıyorsunuz, sorunlar, suçlar varsa yoksa karşı tarafta… Evlilikte üç önemli faktör vardır: SABIR… SABIR… SABIR… Sabretmek güzel de… Hiç kimse Eyüp Peygamber değildir…

Burada, erkeğin evinde erkekliğini hissedememesini mutsuzluğun ve aldatmanın en büyük nedeni olarak gösterebiliriz. Eşinden yeterince ilgi görememesi, her şeyi paylaşamaması, her hangi bir nedenle eşine kızması, kırgın olması… Bu saydıklarım bilinçaltına yerleştiğinde, intikam duygusu tetikliyor. Erkeğin aldatması için bir başkasına aşık olması gerekmiyor. Eli yüzü düzgün tahrik eden her hangi bir kadın, erkeğin azmasına neden olabiliyor.

Kadının aldatması çok zor… Özellikle aşık olması gerekli. Ya da kocasın­dan intikam almayı düşündüğünde muhtemelen olabilir. Evlilikte, münakaşanın, tartışmanın, kavganın dozunu ayarlamak altın terazisi gibi olmalıdır. Sorunlar konuşularak halledilmeli, böyle düşünen çift­ler mutsuz olmazlar, ölüm onları ayırır.

Mezar, uzaktakileri veya sadece çevremizdekileri yutacak bir ağız değil. O aslında hepimiz için yutkunuyor. Şunu iyice anlayalım ki; bir toprak öbeğidir dünya…

Yanlış oldu, dünya, bir öbek mezar toprağıdır aslında… İçimize sindirelim… Madem ki bunu biliyoruz, mutlu olmaya da özen gösterelim… Aksi halde, etrafımızda gözümüzü kapatacak kimseyi bulamayız…

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Günün Nabzı

Yaşamı Yenilemek

Ailesinin nafakasını içkiye, kumara yatıran erkeklere lanet olsun. Özellikle çevresini mutsuz etmek için çaba Gösterenlere de aynen öyle… Kıskanç, şüpheci, her şeyden kuşkulanan kadınlar var ya, onlara bir şey söylememe gerek yok. Bu dünyada da cehennemi yaşıyorlar, öbür taraf zaten onlara zifiri karanlık.

Oysa, ürkmeden, korkmadan aynaların karşısında kendimizle yüzleşebilsek, beyaz bir kefen giydirilmeden, bir tabut içinde musalla taşına konulmadan, iki metrelik bir çukur görülmeden, gözlerimize bir avuç toprak atılmadan, vicdanımızla muhasebeleşebilsek, rakam muhasebesinden uzaklaşıp, siyah bir kalemle beyaz bir kağıda insan olabilmenin şartlarını yazabilsek, iyilik yaptıklarımızla, mutu ettiklerimizin hayır dualarıyla ahiretimizin mamur olacağını bir bilebilsek…

Bunlar olmayacak şeyler değil. Yüce Yaradan bizleri insan olarak yaratmış, O’nu ve Resulünü “OY” uğruna istismar etmemeliyiz.

Yaptığımız faydalı işlerin bizimle geleceğine inanıp, dünya malının dünyada kalacağına inanmalıyız. Yaşam devam ediyor ama bizler beynimizi ve vicdanlarımızı acilen temizlemeliyiz. Başka çözüm var diyen, bir adım beri gelsin…

 Günün Sözü

Kıskançlık, şüphe yuva yıkar…

Öcal’dan İnciler

İnsan dünyaya kıskanç gelmez…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here