Eğitime Kavramsal Bakış!

0
240

Paul Foulquie, Pedagoji Sözlüğü’nde,  eğitmek kavramını; “Çocuğun potansiyel olarak sahip olduğu şeyleri (melekeleri, yetileri) meydana çıkarmak, gerçekleştirmek, (yeteneğe dönüştürmek) bir insanın ahlaki ve zihni (entelektüel) formasyonunu yönetmektir” şeklinde açıklıyor.. Devamında, “Eğitimin asıl konusu veya direkt amacı, insani melekelerinin geliştirilmesidir” diyor ve  eğitimci kavramını da;“Gelişme dönemindeki insanlara ahlaki ve entelektüel formasyon veren kişi” olarak tanımlıyor..

Formasyon kavramı eğitim literatüründe / edebiyatında pedagojiyi ve oradan da öğretmenliği çağrıştırıyor.. Paul Foulquie, söz konusu sözlüğünde pedagojiyi: “çocuğun eğitimini konu alan bir disiplin” şeklinde tanımlıyor ve ekliyor: “Pedagoji; çocuk bilimini, eğitim tekniklerinin bilgisini ve bu teknikleri uygulamak sanatını içerir.”

Eğitime kavramsal bakabilmek için kavramsal çerçeve içinde kavramları resimlemek gerekiyor.. ‘Kavramsal çerçeve’yi,  Ahmet Cevizci,  Felsefe Terimleri Sözlüğü’nde şöyle tanımlıyor: “Bir toplumun inançlarının, kabullerinin, bilim ve ahlakının, gelenekleri ve dünyaya bakış tarzının bir araya gelişiyle genel ve kuşatıcı bir teori biçiminde ortaya çıkan ve bireylere deneyimlerini açıklama ve yorumlama olanağı veren bütün.”

Bütünsel algıya, psikoloji dilinde “biçim, şekil” anlamlı gestalt deniyor..  Gestaltçı yorumcular; “Bütünün algılanması, parçaların algılanmasından önce gelir” diyor ve ekliyor: “Bütün, tüm parçalarının toplamından daha büyüktür.” Duyusal ve algısal kayıtlara yansıyan gerçeğe ilişkin uyaranların gerçekdışı yorumlanmasına algı yanılsaması / illüzyon deniyor.. Mesela, eğitimin kavramsal çerçevesi dışında olması gerekirken bizatihi çerçevenin kendisi haline gelen seçme adına eleme sınavlarında yarışan milyonlarca öğrencimizin fırsatta eşitlik algısı! Erich Fromm,  “Yanılsama Zinciri” adlı kitabında, “Kelimelerin anlamlı olması için, söz konusu kişiliklerle yapılan işler arasında tam bir bağlam mevcut olmalıdır” diyor ve ekliyor: “Eğer böyle bir bütünlük yoksa, kelimelerin tek işlevi insanları aldatmak olur. İnsan hakikati arayıp ona yaklaştığı ölçüde kendi gelişimine hakim olur. Bu tür bir arayış, illüzyonların reddi anlamına gelir.”

Kelimenin kavramsal anlamı tanımlanırken, hem kalıcı belirgin özelliklerin toplamını oluşturan  içeriğini, hem içeriğe ilişkin niteliklerin kapsamını dile getirmek gerekiyor.. İçerikle kapsam birbirine karıştırıldığında ise kavram kargaşasına düşülmesi kaçınılmaz oluyor..  Eskimeyen eskiler tam da bu nedenle, “kavramlar efradını cami, ağyarına mani (ferdi anlamda tüm çağrışımlarını toplamalı ve gayrisine mani) tanımlanmalıdır” diyor..

Ahmet Selim, kavram kargaşası üzerine şunları söylüyor: “İzah ihtiyacı anlama ihtiyacından doğar. Yeni izahlar daha üstün izahlar değildir. Anlama zaafa uğrayınca izahlar uzamaya başlar. Vaktiyle bir sayfalık söz ile anlaşılan mana için, gün gelir ciltlerce şerh yazılır. Kaynaktan uzaklaştıkça izah ihtiyacı çoğalır.”

Mesela, sıkıştırılmış zaman dilimi anlamlı asrın içindeki insanların yenilik, değişiklik, başkalaşmak, çağdaşlık, uygarlık hacimlerinde gelişme, çürüme hallerinin resimlerini çerçeveleyen modernlik kavramının, kargaşa içinde batı veya batılılaşmak karşılığında kullanılması!

Batıda, bir alanda dile getirilen düşünceler, “Grek, Latin” sözcük köklerine bağlanarak hacimde yerleşikleniyor.. Mesela; Grekçe çocuk anlamlı “paidos“ ve eğitim anlamlı “agoge” sözcüklerin birleşimi olan Pedagoji.. Ya, bizde? Bizde, bir alanda düşünce üretmeye veya geliştirmeye çalışılırken bırakalım kendi köklerimiz üzerinde hacimlemeyi, hacimde var olan köklerden kopartıp atmak marifet sanılıyor.. Mesela? Mesela eğitim! Hasan Aydın, “Eğip bükmeden eğitmek, ama nasıl?” başlıklı makalesinde, “Eğitim sözcüğü, Arapça terbiye sözcüğü yerine Cumhuriyetin erken dönemlerinde Türkçenin özleştirilmesi hareketine bağlı olarak önerilmiş ve dilimize yerleşmiş bir sözcüktür..” diyor ve ekliyor: “Bir sözcüğün yerine başka bir sözcüğü kullanmak, kültürel süreklilik düşünüldüğünde, sözcüğün anlamını tümüyle değiştirmemekte; kültürel uygulama ve çağrışımları bütünüyle ortadan kaldırmamaktadır.” (Bilim ve Gelecek, Eylül 2015)

Bilinen, tanınan nesne, olay veya durumu ayrıca açıklamanın gereksiz olduğunu vurgulamak için, eskimeyen eskiler, “Arife tarif gerekmez” diyor.. “Eğitim” sözcüğünün hacimde yerleşik karşılığı terbiye oluyor.. Öğretim sözcüğünün ise talim.. İki sözcüğün eskimeyen ifadesi; talim ve terbiye.. Terbiye; Arapça rab kökünden, talim, ilm kökünden geliyor.. Ya, maarif? Maarif; talim ve terbiye sözcüklerinin kavramsal hacmini, dolayısıyla tümlüğündeki işlerini, çalışmalarını kuşatan ve içeren “Milli Eğitim” bakanlığımızın önceki adı oluyor..

Son tahlilde eğitim; kavramsal bağlamda “talim ve terbiye” görmüş, anlamsal bağlamda “ilim irfan” sahibi  “maarifçilerin marifetlerini” sergiledikleri bir sanat oluyor..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here