Eğitimde “Hal Ve Gidiş!”

0
60

“Veya Sistemin Kritiği!” Bu cümle de başlığa dahildi.. Başlıktaki “hal ve gidiş” söz tümlüğü ise; geçmişe ilişkin davranışların geleceğe yönelik “kriteri” anlamıyla bir zamanlar karnelerde yer alan bir “kritik” değerlendirme ifadesiydi.. Çoğunlukla “pekiyi” olan karnelerdeki bu ifade zaman içinde şartlandırılmış davranış gelişimine ve değerlendirme notu da, üst puan 5 veya 10 ya da 100 üzerinden giderek “zayıflayan” sayılara dönüştü..

Bir nitelik bildirimiyle pekiyi olan halimizin, bir nicelik bindirimi “sayılarla” gidişine bakarak, eğitimde değişeni veya değişmeyeni görebilir miyiz? Ben, haber manşetlerine bakıp, sayıların sözel anlamının kritiğini yaparsak belki görebiliriz diye düşünüyorum.. Ve fakat manşetlerden önce, eğitimle ilgili sözel haberlerin sayısal kritiği anlamıyla “Sayılar” adlı şiiri yazmak istiyorum.. Ruhi Su “Sayılar” adlı şiirine; “Sayılar vardır, fal tutulur! Sayılar vardır insanlarda, Hatırlanır, unutulur! Daha başka sayılar da vardır” dizeleriyle başlıyor ve sayıların sözel kritiğine şöyle devam ediyor: “Sayılar vardır öldürür, Sayılar sihirlidir, Ağlatır, güldürür, Daha başka sayılar da vardır. // Sayılar vardır, zincirde! Sayılar da vardır hür! Sayılar vardır insanlarda, Küçüldükçe büyür! Daha başka sayılar vardı.” İnsana ilişkin nitel değerleri ifade etmeye sayıların nicel gücünün yeteceğini sanmıyorum.. Ve fakat  varsa eğer,  içinde nitel bir değer, unutulsa da zamanla hatırlatmaya değer  diye düşünüyorum.. Ki bu bağlamda sayabiliriz mesela, bir okul kazanmak amacıyla yarışan ve her yıl sınavlar öncesi hatırlayıp sonrasında unuttuğumuz öğrencilerimizi.. Saydığımız sayıdan çıkartabiliriz mesela dershanelere gidenlerin veya gidemeyenlerin sayısını?

Gelelim manşetlere.. Mesela, eğitimin “hal ve gidişi” üzerine atılmış bir “kritik” manşet: “On binlerce okul müdürü görevden alınıyor!” Diğeri: “Dershaneler özel okullara dönüştürülüyor!” Söz konusu manşetler, sistemi yeniden dizayn eden yasa tasarısıyla ilgiliydi ve manşet altı haber şu şekilde verilmişti: “Tasarı yasalaşırsa, MEB’in merkezdeki şube yöneticilerinden taşradaki okul idarecilerine kadar 100 bin personelin görevi değişecek.” Görevden alınacak personel sayısının 40 bin olduğuna vurgu yapan Bakan Nabi Avcı, habere göre tasarıyla ilgili şu yorumlarda bulunuyordu: “Eğitimimizi adeta yeniden dizayn eden çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Dershane dönüşümü bu tasarıyla yoluna giriyor. Okulun yanında ayrıca ailelerimizi ciddi manada maddi külfete sokan, gününü gecesine karıştıran bu dershane külfetinden inşallah çocuklarımızı kurtarıyoruz. Dershaneleri dönüştürüyoruz, neye dönüştürüyoruz, özel okula dönüştürüyoruz…”

Tasarı yasalaştığında görevi bitecek ve on binlerce şeklinde ifade edilen (eğitimin, yönetim kültürüne birikimsel katkı anlamında tecrübenin 4 yılla sınırlanması da dahil) sayıların, “biat” veya “siyaset” dışında “ehliyet, emniyet, liyakat” kriterleriyle kritik edilebilecek  sözel bir anlamı herhalde bulunacaktı.. Ya, dar gelirli “aileleri ciddi manada külfete soktuğu” tezi üzerinden dershanelerin yerine ikame edilmesi düşünülen bol gelirli ailelere özel “özel okulların” ciddi manada külfetli ücreti” anlamında “teşvikler” de dahil sayıların sözel anlamı? Söz konusu manşetler içinde, sistemin hal ve gidişinin “kritik” göstergesi anlamıyla temel bir kriter olan “seçme ve eleme sınavlarının kaldırılmasına” yönelik bir haber ise bulunmuyordu.. Böyle olması, eğitim sisteminin sayısal veya sözel kritiğini yapamayız anlamına tabi ki gelmiyordu! Çünkü eğitim; şuurlu bir hayatın yaşam boyu farkında olunması veya farkına vardırılması süreciydi.. Sistem; eğitimin bu tanımından hareketle sonuç elde etmeye yarayan yöntemler düzeniydi.. Kritik; eğitimin ve sistemin bu sonuca ulaşıp ulaşmadığını inceleyerek bir değerlendirme yargısında bulunabilme haliydi.. Kritik sözcüğünün Grekçe kökeninde bulunan krino; ayırmak, seçmek, yargılamak anlamlarına da geliyordu.. Seçme varsa, bunun belirli kriterlere göre yapılması gerekiyordu.. Dolayısıyla yapılan işlerin, işin doğasından geldiği söylenebilirdi.. Ve fakat kriterlerin şayet “yeterlik düzeyi” kuşkuluysa, yapılan kritiğin güvenilirliğiyle birlikte, gerçekliğini ve geçerliliğini de yok ediyordu..Sistemin kritiğini yapanlar için yeterlik düzeyi kuşkusuz kriter, seçmesi ve elemesinde kuşkular olan sınavlardı.. İyi de acaba bu tür sınavlar, insani hak olan eğitimin mi, yoksa (bu haktan yararlanabilme yönüyle aşılması gereken yapay engellerden biri olan “serbest piyasaya” açık) sistemin mi doğasından geliyordu?

Son tahlilde ben, sistemdeki bu açıktan beslenen (sayısal ve sözel anlamda “nitelikli” dolayısıyla “gözde” okullardan birine girmek için yapılan) seçmeci ve elemeci sınavların, (“bırakın yarışsınlar” türü rekabet piyasasının doğasına uygun olsa da) çocuklarımızın eğitim hakkının eşitlik doğasına aykırı olduğunu düşünüyorum.. Artı, eğitimin hal ve gidişinin giderek “zayıf” düşmesinin de bu halden kaynaklandığını düşünceme ekliyorum..

Selam ve saygılar…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here