Dünler, Bugünler ve Yarınlar

0
30

Sanat Yazısı

Değerli okurlarım, Yüce Yaradan, kullarını öylesine biçimselleştirmiş, öylesine yaratmış ki; altından kalkamayacağı hangi olumsuzluklarla karşılaşırsa karşılaşsın, ilk günkü üzüntüsünü bir süre sonra hatırlamaz ve muhtemelen unutmaya çalışır.

Bizi dünyaya getirenleri ellerimizle kara toprağa yoldaş etmiyor muyuz? Sevdiğinizin açık kalan gözlerini kendi ellerimizle kapatmıyor muyuz? Evlatlarımızın “Şehit Oldu” haberini aldığımızda yer ile yeksan olmuyor muyuz? Demek ki, Yüce yaradan kullarını azıcık değil, kelimenin tam anlamıyla arsız yaratmış, kendisine hamd-ü senalar olsun. Aksi halde ilk günkü acıyı ömür boyu yaşayacak olsaydık halimiz nice olurdu?

Ne olursa olsun, yaşam devam ediyor demiyor muyuz? Ne olursa olsun, yaşam zorundayım demiyor muyuz? Yarınları bilemeyiz ama dünleri ve bugünleri düşünsel anlamda birazcık tahayyül ettiğimizde gözümüzün önüne neler geliyor biliyor musunuz?

Kubbe-i Arz’ın altındayız ve bilim adamlarının ifadelerine göre milyarlarca yıl önce yapılmış ahşap bir köprüdeyiz. O köprünün neresinde olduğumuz hiç önemli değil. Evet, o köprünün neresinde olduğumuz hiç de önemli değil. İnsanlar olarak şuna inanıyoruz ki; o köprü er ya da geç günün birinde çökecek yani hayatımız istemesek de sona erecek. Ancak, işin en ilginç yanı nedir biliyor musunuz?

Yer ile gök arasındaki, bazen uzun, bazen kısa olan maceralı patikanın dönüşü yoktur, olmadığıdır. Ne kadar elem verici değil mi? o köprünün günün birinde ansızın çökeceğidir, istemesek de içimize sindirdiğimiz tek gerçeğimiz budur.

Unutulmayız demeyin sakın. Ayan olursa siz bile şaşırırsınız ne kadar çabuk unutulduğunuza. Sanırım bu söylediğim de yaşamın en belirgin ve de kaçınılmaz bir gerçeği olsa gerek. Az yaşıyormuşuz, çok yaşıyormuşuz ve de insanoğlunun ömrü bir miktar uzamış falan. Bunları yandaki Gönül Köşemden sütunlarında sizlere sunacağım. Makalemi beğeneceğiniz bir beyitle noktalamak istiyorum. Bugünü düşünürüm, dün gitti, yarın var mı? Gençliğe de güvenmeyin, ölen hep ihtiyar mı?

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Gönül Köşemden

Duygusallık Bazen İyidir

Değerli okurlarım, duygusallığın irsi olup olmadığı konusunda kesin bir fikrim yok ama kişinin yapısında olduğunu kesin olarak söyleyebilirim. Bendeniz duygusal bir insanım. Bunu neden şimdi söyledim bilmiyorum ama bugün oldukça duygusalım. Yanımda birisi üzülsün ya da ağlasın, ona mutlaka yardım eder, üzüntüsünü paylaşmaya çalışırım. Arada bir istismara uğruyorum ama ziyanı yok, herkes yaptığıyla utansın.

Yıllar önce adamın birinin çocuğu vefat etmiş, babası olacak o insanda hiçbir tepki yani üzülmek, ağlamak yok. O değil de uyarmışlar ve aldıkları yanıt da çok ilginç. “Ben üzülmeyi ve ağlamayı bilmiyorum…” demiş.

Şimdi, bu kişiye ve benzerlerine kızmak mı, kınamak mı lazım? Acaba diyorum imrenmek mi gerekiyor, ona artık sizler karar verin. O kişi duygusallıktan hiç nasibini almamış, deyip geçiyorum.

Geçenlerde bazı okurlarım serzenişte bulundular. Bu paragrafı da onlara yanıt olsun diye yazıyorum. Bütün canlıların zamanı geldiğinde emaneti teslim edeceği kesin. Bunu zaten kesin olarak biliyoruz ve de içimize sindirmişiz. Ancak, öleceğimizi bilmekle, içimize sindirmekle sorun çözümlenmiş olmuyor. Arada bir ölümü düşünmeliyiz. Fazla üzülmeye de gerek yok. Şimdiye kadar ondan kim kaçabilmiş ki…

Üstelik can alıcı melek de çok dakiktir, şaşırmaz, sözünün eridir, şike yaptığı da görülmemiştir. Peki, ölümü düşünmekle neler kazanacağız? Ruhen rahatlarız, hafifleriz, acıma duygumuz artar, insanları ve hayvanları severiz ve inanın insan olduğumuzu anlarız. Daha ne olsun ki…

Efendim, insanoğlu beşerdir, şaşar… Tamam! İnsanoğlu fanidir gidicidir. Bu da tamam! Fakat faniyiz diyoruz ama ölürken de öldürüyoruz.

Neleri öldürüyoruz? Modern yaşamın onu yücelten kazançlarına rağmen, hala stokçuluk ve hala banka hesaplarıyla meşgul! Bütün yaratıkları evcilleştirdi ve hem de şaşılacak şekilde. Sokakta hava -10 ve hatta 15 derece iken, modern ısıtmalı, betonarme binalarda oturanlar bununla yetinmiyorlar ki!

Nerede o akarsular, göller ve güzelim ormanlar? Onları yok etmek için elimizden ne gelir yapmıyor muyuz? Ormanları kesiyor ve gölleri kurutmuyor muyuz? Dikkat sel geliyor… Gelecek tabi. Yağan rahmeti toprak emer, hiç betonun su emdiğini duydunuz mu? Seralar suyun yüzünde, eşyalar, arabalar suyun altında. Günümüzde bunlar bilinen şeyler. Allah fakire fukaraya yardım etsin.

Gönül işlerinde de biraz duygusal davransak ne iyi olur. İnanın bu yaklaşım Cenab-ı Allah’ın da hoşuna gider. Muhtemelen sıkıntılarımızı hafifletir. Bu sütunları bir beyitle noktalamak istiyorum, umarım beğenirsiniz…

Kimseye baki değil mülk-ü devlet, sim-ü zer, / Bir harabolmuş gönlü, tamir etmektir hüner,

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Günün Nabzı

Terbiye Nedir?

Terbiyeyi yukarıdakilere de sormak lazım ama yine de ben söyleyeyim. Elle tutulmaz, gözle de görülmez. Sadece hissedilir. Hani terbiyesizlik işin içine girince, kimlikler, parlak unvanlar, kariyerler bir anda tuzla buz oluyor ya, o nedenle; terbiye her zaman için merhametten de cömertlikten de, samimiyetten de daha güvenilir bir hadisedir. Hak yememenin, eşit şans tanımanın, hayatımızdaki adalet kavramının daha yalın ve de olması gibi. Bu gösterişli ve adı büyük değerler baskı altına girdiğinde, türlü mantık oyunlarıyla çözülür, hiç yaşanmamış gibi olurlar. Fakat terbiye, terbiye olarak kalır.

Günün Sözü
Terbiye Biraz da Aileden Gelir!

Öcal’dan İnciler
Yukarıdakiler İçin Terbiye Lükstür

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here