Depresyonda Değiliz…

0
97

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılsınız bu sabah? Kaç  zamandır keyfimiz, neşemiz, sağlığımız bizden uzak, biz ondan uzak yaşıyoruz. Duru çocuk bile bizi neşelendiremez oldu? “Ne oldu bize” diye soruyoruz kardeşimle birbirimize. “Tekrar eski halimize dönebilir miyiz acaba?” Belki döneriz, belki bu hayatı benimseriz, alışırız, eskiden biz kimdik unutur gideriz? Geniş kahkahalarımız duyulmaz olur. Neşeyle uzatarak “gü-nay-dın, bizi özleyen var mı?” demeyiz. Girip çıktığımız yerlere! Sahile çıkıp gün batımını izlemek istemeyiz zaten çoktan beri istemiyorduk. O zevki de her şeyden önce yitirdik. Toz dumandan, denizle aramıza dikilen o taş duvarlardan! Ağaçlarımız bile neşe veremez olmuştu.

Evet, çoktan beri bu durumdayız, gülümseyemiyoruz hatta. Bazen Gürcan arkadaşımın köşe yazılarına takılınca, gülümseyebiliyorum ama diğer zamanlarda resmen tonlarca ağırlık altında eziliyor gibiyiz. Ama Depresyonda değiliz kesinlikle!

Ancak bu duruma, geldik,  getirildik.  İçten dıştan vurulduk, dumura uğratıldık! Gün sektirmeden gelen şehit cenazeleri, her gün savaş görüntüleri her gün ipe sapa gelmez söylemler, kavga gürültüler, yoğun yoksulluk ve evlerini, barklarını terk eden insan görüntüleri, bitarafta akıllara durgunluk veren zenginlik ve şatafat! Yeniden dirilen “kulluk” her yerde kapı kulları var. Dizilerden tutun gözünüzün uzandığı her yerde. Onur, şeref, namus, para ve namlunun ucunda sanki! En romantik öyküde bile, silahlar konuşuyor, birileri birilerine egemen oluyor. “dizide bile olsa bunu kabul etmezdim” diyorum kardeşime. Birde cadde canavarları var çoktan beri, zikzaklar çizerek, masum insanların hayatını tehlikeye atan, cep dolgunu, beyin yoksunları. Ve bunlara verilen yine dumur eden cezalar.

Ve bunca kalabalıkta yabancılaştırdık, yalnızlaştırıldık. Depresyonda değiliz. Ama öyle gibiyiz. Ve ne korktuğumuz şey böyle kalmak; sağlıksız, neşesiz keyifsiz! Ancak tepkiliyiz yine de ama elimizin kolumuzun bağlı olması? İşte o bizi depresyona, paranoyaya sürükleyen. Alışmak istemiyoruz, itici güç istiyoruz! Bizi bu durumdan çıkarıp kaldıracak. Biz bu durumlara düşecek kadar lüks değiliz çünkü. Olmamalıyız. Ve o itici güç aslında damarlarımızda akan kanda var. Ancak her zaman bir diğerinden beklediğimiz için her şeyi. O gücün ayrımında bile değiliz. Ve yaşayıp gidiyoruz sanal bir ortamda gerçekten yaşıyor gibi numara çekerek kendimize! Ve bir sabah uyanıyoruz ki… Gerçekten o zaman uyanıyoruz… Ve sevgili okuyucularım sağlık ve sevgiyle kalalım diliyorum. Ayrımsız gayrımsız hep birlikte, her zaman. Yase

& & & & &

Günün Öyküsü

Senede İki Defa Meyve Veren Ağaç

Harun Reşit, bir gün kıyafet değiştirip veziri ile birlikte halkı dolaşmaya çıkar. Bu dolaşma esnasında bahçesinde hurma fidanları diken bir ihtiyar görür. Harun Reşit, ihtiyara selam verdikten sora ona ne işle meşgul olduğunu sorar: “Kolay gelsin! Bey amca, ne yapıyorsun böyle?”

“Hurma fidanları dikiyorum evladım.”

“Peki, bu diktiğin hurma fidanları ne zamana kadar büyür de meyve vermeye başlar?”

“Kim bilir belki on, belki yirmi sene sonra yetişip meyve vermeye başlar.”

“Peki, onların meyvelerini görebilecek misin?”

yase-ağaç1

“Bu yaşlı halimle belki göremem; ama bizden öncekilerin diktikleri ağaçların meyvelerini biz yedik. Biz de bizden sonrakilerin bunlardan istifade etmeleri için bu hurma fidanlarını dikiyoruz.”

İhtiyar, çok güzel cevap vermiştir. Harun Reşit, bu güzel cevap üzerine ihtiyara bir kese altın verir. İhtiyar, Allah’a hamd eder ve ardından bir güzel cevap daha verir: “Diktiğim ağaçlar hemen meyve verdi.”

Bu söz üzerine Harun Reşit, ihtiyara bir kese altın daha verir. İhtiyar, Allah’a hamd ettikten sonra şöyle der: “Herkesin diktiği meyve ağaçları yılda bir defa mahsul verir, benim diktiğim fidan hem hemen meyve verdi hem de senede iki defa ürün vermeye başladı.”

Herhangi bir çıkar gütmeden yapılan iyiliklerin ürünü bereketli olur.

Günün Şiiri

Mezar Taşları

FRANCIS PICABIA

Niçin

Seni mezarına dört köpeğinle

Bir gazeteyle

Ve şapkanla gömmelerini istedin

İstedin ki taşına şunu yazsınlar

İyi seyahatler

Bir şey değil öteki dünyada da deli zannedileceksin.

THÉODORE FRAENKEL

Öldüğün vakit harikulâde bir hava vardı

Mezarlık o kadar güzeldi ki

Hiç kimse mahzun olamadı

Epeydir de senin artık orda olmadığını sanıyorlar

Homurdanmalarını duymuyorum

Susuyorsun

Yahut omuz silkiyorsun

Cenneti görmeyi asla istemezdin

Nereye gideceğini artık bilmiyorsun

Ama sen işin alayındasın

MARIE LAURENCIN

Kafesteki bu güzel kuş

Senin mezardaki gülüşündür

Yapraklar dans ediyor

Uzun uzun yağmur yağacak

Bu akşam hareketimden evvel

Ağaçların çiçek açtığını görmek istiyorum

Bir dişi geyik sessizce yaklaşacak

Bulutlar biliyorsun pembe ve mavidir

LOUIS ARAGON

Dostların küçük kızlar halka oldular

Sana çelenkler ördüler

Ufacık yalanlarınla

Sana kâğıt getirdim

Ve çok iyi bir kalem

Ebediyette şiirler yazacaksın

Koruyucu melek seni teselli eder

Kravatını bağlar

Ve sana gülmesini öğretir

Artık beni unuttun

Allah benden çok daha güzeldir

PAUL ÉLUARD

Oraya bastonunu ve eldivenlerini de götür

Düz dur

Gözler kapalı

Pamuk bulutlar uzaklarda

Ve bana Allahaısmarladık demeden gittin

Bir yağmur

Bir yağmur

Bir yağmur

TRISTAN TZARA

Kim o

Bana elini uzatmadın

Ölümünü duydukları vakit çok güldüler

Ebedî olmandan öyle korkmuşlardı ki

Son nefesin

Son gülüşün

Ne çiçek ne de çelenk

Sadece küçük otomobiller

Ve beş metre boyunda kelebekler

ANDRÉ BRETON

Bakışını gördüm

Gözlerini kapattığın zaman

Mahzun olmama izin vermedin

Ve ben bir şey yapmasam bile bol bol ağladım

Artık bana hiçbir şey söylemeyeceksin

Hiç ama hiç

Bir sürü adam çiçekler getirdi

Nutuklar bile söylendi

Ben hiçbir şey söylemedim

Seni düşündüm.

Philippe SOUPAULT-Çeviri: Orhan Veli KANIK

Günün Fıkrası

Bir kadının bir süreliğine iş seyahati için İngiltere’ye gitmesi gerekmektedir. Kadının kocası eşini havaalanına kadar götürür. Karısı: “Teşekkür ederim kocacığım, senin için İngiltere’den ne getirmemi istersin?” diye sorar. Adam güler ve yanıtlar: “Bir İngiliz kızı istiyorum hayatım… Kadın sessiz bir şekilde kocasından ayrılır ve yola çıkar. 2 hafta sonra adam karısını tekrar hava alanından almaya gider ve sorar: “Hayatım gezin nasıldı ?”

“Teşekkür ederim hayatım çok güzeldi.” “Peki hediyem nerede?” “Ne hediyesi?” “Hani bir İngiliz kız istemiştim ya…” “Haa hatırladım, evet elimden geleni yaptım, şimdi biraz beklememiz lazım kız olup olmayacağını görmek için… !!!!”

Günün Sözü

Bazen diyorum ki; “söyle gitsin” sonra diyorum ki; “söylersem ne olacak, sus gitsin”

Mevlana

Bakın! Toplumsal bunalımların, kavga ve dövüş ortamının tek ve en güçlü doğuş sebebi sevgi eksikliğidir. Bunun en doğru tedavi yolu ise SEVGİYİ aramak, yaşamak, uygulamaktır. Hoşgörülü olursanız seversiniz. Sevilirsiniz. Karar verirseniz ve de bu yolda çalışırsanız her şeye ulaşırsınız.

Mevlana

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here