Büyük Oğlum Sercan… (2)

0
69

Oldukça dağılmıştım. Yoğun Bakım çıkışında, içerdeki hemşirelerden biri, büyükçe bir poşet içinde Sercan’ın giysilerini (takım elbise, gömlek, kravat) imza karşılığı bana teslim etti. Kimlik, tablet, cep telefonu, banka kartı, anahtar, cüzdan gibi üzerinden çıkan diğer eşyaları da Güvenlik Biriminden teslim alabileceğimi belirtti.

*Sercan’ın Üzerinden Çıkanlar Tutanakla Bana Teslim Edildi  

Sercan’ın arkadaşlarıyla Güvenlik Birimi’ne gittik. Kimliğimi ibraz ettikten sonra şeffaf bir poşete konan Sercan’ın tüm eşyaları bir tutanakla tarafıma teslim edildi. Oğlumun çalışma arkadaşlarıyla hastanenin bahçesine çıktık, kafeteryada bir masaya oturduk. Elimdeki torbaya baktıkça hüngür-hüngür ağlıyordum. Sercan’ın arkadaşları, bir ara otomobillerini bize yakın bir yere park etmek üzere yanımdan ayrıldıklarında, poşetteki eşyaları tek-tek çıkardım. Tablet, kimlik, cep telefonu, bir miktar kâğıt para, madeni para, ehliyet, anahtar ve benzer şahsi eşyalara, ayrı-ayrı baktıkça gözlerinden yaşlar süzülüyordu. O an, ‘oğlumu kaybetmişim de eşyalarını bana vermişler’ hissine kapıldım… Etrafımdaki tüm gelişmelerden kopmuş, ayrı bir dünyada yaşar olmuştum. Resmen robot gibiydim. Ciddi bir şok yaşıyordum…

*Eşimin Antalya’ya Gelmesini Biraz Geciktirdik  

Akşam saatlerinde küçük oğlum Sergen yurtdışından geldi. Sarıldık ve öpüştük. Ben de Sergen de çok üzgündük. Birbirimizi çok üzmemek adına karşılıklı olarak çok fazla ağlamadan ertesi gün yapılacak işleri kısmen planladık. İskenderun’daki eşimin Antalya’ya gelmesini biraz geciktirmeye karar verdik.

Eşime, Sercan’ın kalbinin iki kez durduğunu, tekrar çalıştırıldığını ve beyin hasarı olduğunu söylemedik. ‘Sercan uyutuluyor. Birkaç gün sonra uyandırılacak, o zaman burada olursan daha iyi olur’ diyerek, eşimi oyalamak zorunda kaldık. Çünkü bir anne olarak perişan durumdaydı. Yakınlarımız ve dostlarımız eşimi evde teskin etmeye çalışıyorlar ancak asla başarılı olamıyorlardı.

Bizi telefonla arayanlara da, eşimin kulağına gitmesin diye ‘Sercan uyutuluyor’ bilgisini veriyorduk. Aslında Sercan uyutulmuyordu daha ilk günden bilinci kapanmıştı ve durumu çok kritikti…

*Sadece Ceket ve Gömleğini Astım   

Ertesi gün bir ara Sergen’e, Sercan’ın hastaneden teslim aldığımız takım elbisesini askıya asıp asmadığını sordum. Sergen bana “Ne takım elbisesi baba? Pantolon diye bir şey kalmamış zaten. Acil müdahale sırasında Sercan’ın pantolonunu diz hizalarından makasla kesmişler. Pantolon artık giyilmez. Sadece ceket ve gömleğini astımdeyince, yeniden büyük bir hüzne kapıldım…

Öğlene doğru İzmir’den Antalya’ya uçakla gelen abim Bülent ve kız kardeşimle Akdeniz Üniversitesi Hastanesi bahçesinde buluştuk. İnsan böylesi hallerde yakınlarını görünce daha bir hassas oluyor. Hep birlikte bir süre ağlaştık. Öğle üzeri Yoğun Bakıma bir kişi alınacaktı. İzmir’den gelen abimin Yoğun Bakıma girmesine karar verdik. O ara avukat Gürsel Öztürk Bey de geldi. Her zamanki nezaketiyle önce beni kucakladı, sonra geçmiş olsun dileklerini iletti. Beni, Sergen’i, abimi ve kız kardeşimi teskin etme gayretinde oldu. Uzunca bir süre bizimle birlikte oldu.

*Kritik Süreç Devam Ediyordu  

Sergen’in doktor olan bir arkadaşı bir sonraki gün yani Pazar günü sırf Sercan’ı görmek ve nöbetçi doktordan ayrıntılı bilgi almak üzere Aydın’dan Antalya’ya geldi. Pazar günü olmasına rağmen hastanedeki bir doktorun da yardımıyla, Sergen ve doktor arkadaşı Sercan’ı yoğun bakımda gördüler. Çıkışta Sergen’in hekim olan arkadaşı bana uzun-uzun bilgi verdi. Kritik durumun devam ettiğini ancak içeride yapılması gereken her şeyin yapıldığını ifade etti. Gün bitimi genç hekimi Aydın’a yolcu ettik. Ertesi gün onu yorucu bir mesai bekliyordu. Aydın’dan, Antalya’ya sırf Sergen, Sercan ve bizim için gelmişti. Kendisine ailece teşekkür ettik…

Birkaç gün sonra eşim Seyhan, İskenderun’dan Antalya’ya geldi. İlk işi Sercan’ı görmek oldu. Yoğun Bakıma girmeden metin olmasını telkin ettik. Eşim yoğun bakıma girdi. 15 dakika sonra ağlaya-ağlaya çıktı. Çok kötü olmuştu. Bir anne olarak oğlunu o vaziyet de görünce yüreği dayanmamıştı. Dışarıda, kendisini kolonya ile teskin etmeye çalıştık ve biraz su içirdik.   

*Her Sabah Hastanede Hazır Bulunuyorduk  

Sercan’ın eşyalı, bekâr evi Hurma semtindeydi. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Kepez’de olduğu için her sabah Hurma’dan Kepez’e geliyor ya Yoğun Bakım önünde ya da hastane bahçesinde vakit geçiyorduk. Hastane yetkilileri benim ve Sergen’in cep numaralarını almışlardı. Medikal malzeme, tek kullanımlık yatak örtüsü (alez), su, bardak gibi ihtiyaçlar için sık-sık bizleri arıyorlardı. Hastanede bulunmayan ilaçlar için bazen bize reçete veriliyor ve reçetede yazılı ilaçları bulup getirmemiz isteniyordu.

Sercan’ın kan değerleri düşüyordu. Bir süre sonra Sercan için sık-sık kan ihtiyacı oluştu. Kan bulmak için de ciddi bir efor sarf ettik. Kısaca her sabah, ben, eşim ve Sergen hastane bahçesinde ya da Yoğun Bakım önünde hazır bulunuyorduk. Telefonumuz her çaldığında kötü bir haber mi var korkusuyla telefonlara korka-korka, büyük bir tedirginlikle cevap veriyorduk. Bir gün, Yoğun Bakım bankosunda oturan görevli bayan büyük bir telaşla “Sercan Süslü’nün yakınları burada mı?” diye sordu. Dizlerimin bağı çözüldü. İçimden ‘Galiba bu sefer kötü haber verecek’ dedim. Korka-korka yanına gittim. “Sercan beyin yatak örtüsü bitmiş. Lütfen 30’lu, bir paket alez getirin” deyince derin bir nefes aldım…

*Somun Ekmek

 

İlk günler Sercan’ın Hurma semtindeki eşyalı evinde kaldık. Geceleri hiçbirimiz doğru dürüst uyuyamıyorduk. Genellikle halüsinasyon ve kâbus görüyorduk. Özellikle eşim ve ben korkuyla, gecenin bir yarısı bağırarak uyanıyor ve ciddi bir huzursuzluk yaşıyorduk.

Bir gece sadece banyonun ışığını yanar gördüm. Banyo kapısı etrafında bir elin tuttuğu somun ekmek, banyo kapısının etrafına yukarıdan aşağı gezdiriliyor, bir nevi ekmek banyo kapısına sürülüyordu. Bir süre gözlerime inanamadım. Gerçek mi, halüsinasyon mu ayırt etmedim. Sonra el ve somun ekmek kayboldu. Sabah bu olayı eşime ve Sergen’e anlattım. Kendimce şu yorumu yaptım…

Rahmetli annem, ilk torun olması sebebiyle Sercan’ı çok severdi. Sercan’ın rahatsızlığına üzülen annem, dayanamayıp öte dünyadan ona yardıma gelmiş ve elindeki nimetten, ekmekten medet umarak, nimet aşkına dua ederek, Allah’tan torunu Sercan’a şifa istiyordu.

Yorumum belki de sağlıklı ve tutarlı değildi. Yaşadığımız ağır travma, muhtemeldir ki beni böylesi bir yoruma sevk etmişti…

Devam Edecek

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here