‘Büyük Çözülme’ye ‘Mukaddime’

0
227

‘Büyük Çözülme’ günümüz Batılı siyaset ve sosyal bilimci Fukuyama’nın kitabının adı.. ‘Mukaddime’ ise, Doğulu bilge İbni Haldun’un günümüzden 640 yıl önce, bilimlere bir “önsöz” niteliğinde yazmış olduğu eserinin adı..

Başlıktaki kitapların içeriğine geçmeden, Batılı bir diğer siyaset ve sosyal bilimci Huntington’un, ‘Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması’ adlı kitabında, tüm Doğu medeniyetlerini düşman ilan ettiğini hatırlatarak; Doğu, Batı kavramlarını parantez içi sorgulamak istiyorum.. Doğu, Batı coğrafi mi, yoksa kültürel bir ayrım mıdır? Doğu, Batı şayet coğrafi bir ayrım ise, Japonya ABD’nin Batı’sında olmasına rağmen niçin Doğu olarak kabul edilmiştir? Yoksa. ABD Batı kültürünün devamı olduğu için mi Çin ve Japonya ABD’ye göre doğudur? Yoksa acaba bu söylem, Batının sömürgecilik kültürü üzerinden oluşturduğu ekonomik, bilimsel, teknolojik, edebi, felsefi, sosyolojik, megaloman hegemonyasını kabul ettirmek üzere; Doğudan sömürgeleştirilmiş zihinler devşirme ameliyesi midir?

Burada duralım ve soralım: Günümüz Doğu, Batı bilim ve düşünce dünyamızın özeti nerede? Alim, hakim, arif bilge İbni Haldun’un ‘Mukaddime’sinde.. Mesela? Mesela, tarih bilimi: “Olayları anlatmak yerine düşünmek gerekir. Bu da ancak, tarihsel olaylar yerine tarihsel nedenleri koymakla mümkün olur. Tarih bilimiyle uğraşanlar ulusların hal ve durumlarının, zamanla değiştiğini unutmamalıdır. (1.cilt, s.70-71 Çev. Z. Kadiri Ugan, MEB Y. İst. 1991) Mesela, ekonomi bilimi: “İnsan yaşamak için yaşama gereçlerini tek başına sağlayamaz. Toplumsal yaşam ve yardımlaşma insan için zorunludur.  Bir buğday tanesinin un olabilmesi, çeşitli hüner ve zanaat gerektirir. İnsan bu cemiyetsel yaşamla diğer canlılardan ayrılır. Zenginliğin kaynağı, Tanrı’nın insanların istifadesine sunduğu tabiat da dahil emek ve kuvvet sarf etmektir.  (2.cilt, s.319- 323) “Pazarlarda satın alınan buğdayda iş ve emeğin değeri açıkça görülmez. Oysa buğdayın değeri, onu elde etmek için harcanan iş ve emeğin değeridir. Kazma vurulmamış kuyudan su çıktığını gördün mü hiç?” (2.cilt, s.402)

Mesela, toplum bilimi: “Toplumsal ve siyasal düzenler, Tanrısal düzenler değil, doğal ve beşeri düzenlerdir. Toplumlar da doğal varlıklar gibi doğmakta, büyümekte ve ölmektedir. Hüner ve sanayi toplumsal gelişmenin başında gelir. Ancak bu gelişmenin sonunda, toplumun çürüyüp dağılması da bir zorunluluktur. Tarihsel zorunluluğunu yaşayan her toplum, kent yaşayışına girip sanayileştikten sonra kocayacak ve ölecektir.(1.cilt, s.433-435) “Çoban toplumlardan çiftçi toplumlara, çiftçi toplumlardan da sanayi toplumlarına geçilir. Sanayi toplumuna geçiş bir gelişmenin sonucu olduğu kadar, bir çöküntünün de nedenidir. Çünkü toplumlar, artık bolluğun, rahatlığın, refahın içinde gevşeyip, ahlaki meziyetlerini kaybederek çürümeye başlamışlardır. Ahlaki meziyetlerini kaybeden cemiyetlerin fesadı mukadderdir.” (2.cilt, s.296-304)

Fukuyama, “Büyük Çözülme” adlı eserinde, cemiyetlerin fesadı sonrasında gelinen ‘Tarihin Sonu’nu şöyle özetliyor.. “Sanayileşmiş dünyada ciddi olarak kötüye giden toplumsal şartlar da belirdi. Suç ve toplumsal kargaşa artmaya başlayınca dünyanın zengin toplumlarının kentsel alanları neredeyse oturulmaz hale geldi. Akrabalık çöktü. Doğum oranı düştü, boşanmalar attı. Aile kurumu yıkıldı. İnsanların birbiriyle ilişkilerinin doğası değişti. ABD’ de her üç çocuktan biri, İskandinavya’da ise çocukların yarısı evlilik dışı doğuyor. Bu gibi dramatik değişiklikler yirminci yüz yıl ortalarında sanayi toplumuna egemen olan toplumsal değerlerde Büyük Çözülmeyi doğurdular.” (Büyük Çözülme İnsanın Doğası Ve Yeniden Oluşması, s.14, Çev. Z. Avcı, A. Aydemir, İst. 2000)

Burada duralım ve soralım: Sömürgeleştirilmiş zihinler, Batının çürümüş ve çözülmüş bu değersizliklerini taklit ederken, Fukuyama ne yapmak istiyor? Yanıtı kitabın devam eden sayfalarında..  “Toplumsal düzen çözüldü mü, hemen ardından yeniden yapılanmaya eğimlidir. Çünkü insan, doğası gereği toplumsal varlıktır. Bu nedenle temel eğilimleri, güdüleri, onları topluluk halinde yaşamak için bağlayıcı işlevi olan ahlaki kuralları oluşturmaya yönlendirir.” (s.15) “Öncelikle ele alınması gereken, ahlaki değerlerin ve toplumsal kuralların, her türden ön girişimin ön koşulu olduğudur. Nitekim toplumsal bilimlerdeki araştırmacılar, toplumun ortak değerler birikiminden toplumsal sermaye diye söz etmeye başladılar.” (s.22)

Son tahlilden hareketle ben, toplumsal sermayemiz bağlamında cumhuriyet ve demokrasimizin ortak değerler birikimimiz olduğunu söyleyebilir ve her türden çözülmeye karşı Mustafa Kemal’i ‘Mukaddime’ diğer söyleyişle ‘önsöz’ yaparak yeniden sentezleyebiliriz diye düşünüyorum..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here