Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY…
Yıllar-yıllar önce, küçük bir kasabanın küçük bir köyünde tarım ve hayvancılıkla geçinen kendi halinde yaşayan insanlar varmış. Bu köyde yaşayan insanlar zorunlu olmadıkça şehre inmezmiş. Ancak ağır hastalık veya askerlik ya da evlenme, nikâh işleri için şehre inerlermiş.
Çok çalışkanlıkları ve dürüstlükleri tüm çevreye yayılmış, ürettikleri ürünleri de köye kadar gelen tüccarlar kapış-kapış alırlarmış. Köylü hep birbirine akraba olup, sorunsuz yaşar giderlermiş. Köyde büyüklere saygı, ana-babaya hürmet, hak-hukuk son derece önemliymiş. Kimsenin diğer kimsenin malında gözü yokmuş.
Yalnız köyde yaşayan, orta yaşta bir kişi zaman-zaman konuşmalarda hep öne çıkar her şeyi kendi biliyormuş gibi konuşur, hiç “bilmiyorum” kelimesini kullanmazmış. Hastalık konusunda öne çıkar, eğitim konusunda öne çıkar, ona buna “paranı şöyle değerlendir, en iyisini ben bilirim” diye hava atarmış. Kendi görüşüne saygı duymayanları da dışlarmış, aslında pek bildiği bir şeyde yokmuş.
Köylüler yaşına hürmet eder, güler geçerlermiş.
Köylünün kız vermesine, almasına bile karışır “bu iyi, bu kötü” diye de yorumlar yaparmış.
İşte böyle bir günde, köy meydanına öyle bir yaratık gelmiş ki hiç kimsenin bugüne kadar görmediği, bilmediği bir yaratıkmış. Köy meydanına gelip sürekli ağzını oynatıyor ve yerde yatıyormuş, duyanlar da diğerlerine haber verip hayretle bakıyorlarmış.
Bu bir hayvan ama adı nedir bilmiyorlarmış. Köylülerden bazıları “ağzını çok oynatan hayvan”, diğeri “sırtında gizli yük taşıyan bir hayvan” diyor, bazıları da “boynu uzun hayvan” diye adlar takıp yorumlar yapıyorlarmış.
Bir müddet sonra biri çıkıp “yahu şu her şeyi bilene soralım, bakalım o ne diyecek?” diye konuşmuş. Küçük bir çocuğu evine göndermişler ve durumu anlatmasını söylemişler, hemen gelmesi için de salık vermişler.
Çokbilmiş uzaktan görünmüş sallana-sallana gelmiş ve şöyle bir yerde yatan hayvana bakmış, yakından incelemiş, geriye çekilmiş. Köylüler “hadi bakalım söyle, bunun adı nedir? Bekliyoruz” deyince çokbilmiş başını bir öne, bir yana, çevirmiş… Bilememiş ama “bilmiyorum” da diyememiş. Kızarmış, bozarmış, terlemiş.
Artık karizma gidecek, bu arada köylüler gülüşmeye başlamışlar… Ve köylülere bakarak “arkadaşlar bu da böyle bir hayvan” diyerek uzaklaşmış.
Aradan bir vakit geçmiş ki uzaktan bir atlı görünmüş ve yerde yatan bu hayvanın yanına gelerek bir şeyler söylemiş, onu ayağa kaldırmış, ipinden tutup “Arkadaşlar bu deve benimdir. Bahçeden kaçtı, arayıp duruyordum, burada buldum” deyince, hayvanın adının deve olduğunu köylüler de öğrenmiş olmuşlar.
İşte böyle… Günümüzde de her şeyi kendi bilir, başkasını küçük görür, kendi hiç hata yapmaz, her konuda ahkâm keser ama gerçekte pek de bir şey bilmediği birçok kişi tarafından bilinir insanlar vardır.
Bilmediğimiz konularda konuşmamak dileklerimle… Bilmediğimiz konularda “Bilmiyorum, fikrim yok!” diyebilmeliyiz. Sağlıklı, mutlu günler dileklerimle hoşça kalınız.







