Bir Öykü

0
46

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız  bu sabah? Kadere bir inanıyorum bir inanmıyorum. “Her işte bir hayır var” bu söze de bir inanıyorum bir inanmıyorum. Ve ikilem arasında dönüp duruyorum. Bugün şiir günü diye geldi içimden. En sevdiğim şiirleri titizlikle seçtim en az iki saatimi aldı. Ve tam sayfa dolu… Yine ne yaptım ne ettim bilmiyorum sayfa yok oldu. Elim yüzümde kalakaldım.  Ve bir öykü geldi sayfama konuk oldu. Geçen yıl Emre’nin dönem ödeviydi.

Peki, şimdi sormaz mıyım aslında bugün bu öyküyü okuma zamanı mı? Bu yüzden mi şiirler yok oldu. Valla çok düşünmeyim ne oluyorsa aslında saatlerce  bilgisayar başında durmaktan nevrimin şaştığı. Bu yüzden yazıların kaderi ile oynadığım gerçeği. Ve böyle, böyle sabır kumkuması kesildiğim. Sağlık, sevgi, birlik ve beraberlik içinde kalalım sevgili okuyucularım har zaman. Yase

Gerçek Yüzler

Çok eski zamanlarda zengin bir bey varmış. Beyin bir kızı varmış güzelliği dünyalara nam salmış… Her gün değişik ülkelerden kızı istemeye gelen olurmuş. Ama kız hiç birini beğenmezmiş aslında kendini beğenmiş, kibirli bir kız değilken adı kimseyi istemediği için kibirliye çıkmış. Artık onu istemeye kimse gelmez olmuş. O bu durumdan çok memnunmuş çünkü daha çocukken rüyasında ak saçlı bir ihtiyar “sakın kimseciklerle evlenme senin kısmetin ilerde sana göstereceğim birine bağlı” demiş. Ve sakın ola bu rüyayı kimseye anlatma yoksa başına gelmeyen kalmaz demiş. Kız bu rüyadan çok etkilenmiş. Kimseye korkusundan bir şeycikler söyleyememiş.

Gel zaman git zaman bir gün şehre bir yabancı gelmiş.  Şehirde konaklayacak  yer ararken pazarda yardımcısı ile  inci boncuk alan dünyalar güzeli beyin kızını görmüş.  Hemen  oracıkta kıza aşık oluvermiş. Kızın yanına varıp kendini tanıtmış,  ben demiş periler ülkesinin prensiyim. Kız onu görünce sanki ömür boyu onu bekliyormuş gibi sevinmiş ve bir görüşte o da aşık oluvermiş  prense. Ama utancından hemen oradan kaçmış. Prens arkasından seslenmiş yarın seni ormanda bekleyeceğim. Kız kanat takmış gibi uçarak eve gelmiş. Heyecandan yemek bile yemeden odasına çekilmiş, gece derin bir uykuya dalmış. Rüyasında periler ülkesinin prensini görmüş, tam ona yaklaşacakken prens aniden bir kuşa dönmüş kocaman beyaz bir kuşa. Kız korkuyla sıçrayarak uyanmış. Yatağın ayakucunda uyuklayan dadısı da uyanmış. Kız rüyasını ağlayarak ona anlatmış.  Dadısı aynı zamanda bilgeymiş rüyasını hemen yorumlamış. Bak kızım demiş bu prens kuş gibi daldan dala konan bir insan seni de kendine bağlayıp başka kızlara bakmasından korkarım demiş. Kız bu yoruma çok üzülmüş ertesi sabah erkenden yanına kimseyi almadan ormana gitmiş ve periler ülkesinin prensini beklemeye başlamış. Prens çok geçmeden beyaz atı üzerinde görünmüş. Kızı bir tutuşta yanına çekmiş, ikisi at üzerinde ormanda dolaşmaya başlamışlar ama kız çok suskun ve üzgünmüş. Neden demiş bu kadar üzgünsün. Kız rüyasını anlatmış ve bilgenin yorumunu eklemiş. Sen gerçekten beni aldatır mısın demiş?  Periler ülkesi prensi attan inip kızın önünde diz çökerek ona böyle bir şey yapmayacağına dair yemin etmiş. O zaman demiş gel beni babamdan iste evlenelim tahtımıza çıkıp mutluluğa erelim. Tamam demiş prens. Kız eve vardıktan yarım saat sonra prens beyin huzuruna çıkmış kendini tanıtmış ve kızına talip olduğunu söylemiş. Bey kızıma sormam gerek demiş çünkü onu dünyanın her köşesinden isteyenler olmuştu hepside prens ya da kraldı ama o hiç birini istememişti bakalım sizi isteyecek mi? Kızını çağırmış kız başını kaldırmadan yerden “evet isterim” demiş… Hemen konakta düğün hazırlıkları başlamış, bütün şehirde insanlar konuşuyormuş: beyin kendini beğenmiş kızı nihayet kocaya varıyor diye. Ama yinede hepsi çok sevinmiş çünkü aslında onlar da inanmazlarmış kızın kibirli olduğuna ya.  Neyse düğün günü gelmiş çatmış. Prensin ülkesinden periler gelmiş kızın gelinliğini hazırlamış, sonra kanatlarına takarak onu gökyüzüne yükseltmişler. Tatlı tatlı süzülerek beyaz bulutlar arasından peri prensinin sarayına varmışlar. Sarayda muhteşem bir düğün olmuş. Saraya yerleştikten sonra yorgunluktan oturduğu yerde kızcağız uykuya kalmış ve rüya görmeye başlamış. Rüyasında ne görsün istersiniz? Ta çocukluktan ilk gençliğe adım attığı zaman rüyasına giren aksakallı ihtiyar karşısında duruyormuş, yüzünde bir üzüntü bir üzüntü. Ben sana kimseyle evlenmeyeceksin demedim mi demiş? Şimdi başına gelecek olaylara da katlanacaksın der ve kıza parmağının ucuyla dokunur. Kız o an bir cadıya döner. O güzelliğinden eser kalmaz ve peri padişahı genç adam da o an bir beyaz kuşa döner. Kız  telaşla uyanır  kendini yoklar saçı başı dağınık üstü başı kir pas içinde ve bir mağarada yalnız başına oturuyormuş. Yalnızca kocaman çardanlar etrafta cirit atıyor. Kız ağlayarak etrafına bakar bir nefes arar yoldaşlık yapacak ama kimsecikler yoktur. Ağlamaya başlar ağlaya ağlaya bir gölcük oluşur ayakların altında. Eğilip kendine bakar gördüğü karşında dili tutulur. Bu cadı o muydu?

Birden içinden bir feryat yükselir ah u zarı mağarayı sarsar, sesine mağaradaki yarasa ve cardon uyanır. İkisi acıyarak bakar çaresiz dünya güzeli kızın bu haline. . Ahhhh ben dünyalar güzeli mutlu bir kızdım. Peri padişahın aşkına tutuldum ama kötü ihtiyar beni cadıya çevirdi, sevdiğim prensi kuşa, ben mağaraya düştüm, o gökyüzünde dolaşıyor şimdi. Beni onsuz, onu bensiz bıraktı. Ah ben ağlamayım da kimler ağlasın! Diye ağıt yaka yaka ağlar. Birden uzaklardan bir ses yanıt verir. “Seni dağ bayır aradım nereye kayboldun diye yeri göğü taradım. Ama uykunun kucağına düşünce kuş oldum seni bu mağarada buldum. Ey dünyalar güzeli biricik aşkım. Pis bir ihtiyar seni cadıya cevirdi beni kuşa. Ben sensiz ne yaparım gökyüzünde. Sen benim güneşim ayımsın, cadı olsan da ilk ve son aşkımsın.”

Kız bu seslenişe içten içe hıçkırarak yanıt verir. Az sonra mağaraya gece çöker kız korkudan ölmek üzeredir. Kocaman bir cardon ses verir yıkıntılardan koşup gelerek; “Korkma ey güzeller güzeli. Sen bir cadı değilsin. Ancak pis bir sihirbaz seni cadıya benzetti, sevdiğini kuşa. Korkma ürkme biz seni burada yalnız bırakmayacağız. Ve umulur ki bir yaşlı sihirbazın sihrini bozacağız.”

Cardonun sesi kızı azıcık yatıştırır.  Üzerine çöken uykunun da ağırlığına dayanamayarak olduğu yerde uyuya kalır. Kuş olan peri padişahı da tüneyiverir mağaranın dışındaki yıkık bir duvar kenarında. İkisi de aynı anda aynı rüyayı görürler. İhtiyar sakallı “birinizi cadıya birinizi de kuşa çevirdim şimdi kurtulun bakalım kurtulmak isterseniz.”

İki aşık aynı anda uyanır ve başlarlar ağlaşmaya. Nedir bu ihtiyarın bizden istediği. Biz ona ne yaptık ki bizden intikam alır. Ve yine uykuya dalarlar. Bir ses çınlar yine; “Sen ey güzeller güzeli emirin tek kızı. Seni kendime saklamıştım zamanı gelince sana varacaktım ancak o zaman üzerimdeki büyü bozulacaktı. Ancak sen ne yaptın gittin peri padişahına vardın sözünü tutmadın. Artık büyüyü bozacak bir şey kalmadı madem ben büyülendim siz de büyüleneceksiniz ve ben bu ihtiyarlık cenderesinden kurtulmadan siz de bu cendereden kurtulamayacaksınız.”

Peri padişahı hemen gözünü açar bir kuştur sadece. Şimdi bu büyüyü  bozacak  tebası yoktu. Hepsi periydi büyüden anlamazlardı. Kuşdilinden de anlamazlardı. “Ey dünyalar güzeli sevdiğim diye içeri seslendi. Ben şimdi gidiyorum bizi ayıran büyüyü bozacak bir büyücü bulacağım.”

Kız içerden ağlayarak yanıt verir “yolun açık olsun biricik kocam ben sana güveniyorum ama sana sırımı açıklamadım çocukken gördüğüm rüyayı anlatmadım. O yaşlı adam bana evlenme dedi zamanı gelince sana evleneceğin insanı göstereceğim. Ben onu dinlemedim hem seni hem kendimi yaktım.”

“Üzülme sevdiğim ben hem seni hem de kendimi kurtaracağım hatta o uğursuz zavallı ihtiyarı da.”

Ve kuşkanatlarını çırparak uzaklaşır gider. Dağlar diyarlar aşar. Büyü bozucu bir sihirbaz arar. Ama kuşdili bilen yoktur. Dönüp mağaranın önüne gelir. Üzgündür kırgındır kanatları yara bere içindedir. “Ey sevdiğim orda mısın sağ mısın sağlıkta mısın ben geldim” diye seslenir.

“Buradayım sağım ama sağlıkta değilim her tarafım yara bere oldu yüreğim hasretinden dondu.  Söyle bana müjden var mı?” “Üzgünüm bir şey bulamadım korkarım burada sona erecek ömrümüz.” Yarasalar söze gelir etkilemişlerdir aşıkların derdinden. “Ey kuş sana yol göstereyim içeri gel. Birlikte düşünelim” der. Ve uçarak yankılar yaparak mağarada dışarı çıkacak bir delik bulur beyaz kuş buradan süzülür içeri. Sevdiği kız kendini saklar cadı yüzünü görmesin ister sevdiği.  Oysa müsaade etse belki büyü orada çözülecektir.

Kendini şalıyla iyice gizler ve tostoparlak oracığa sinen kızın yanına gelip tüner kuş. Ne kız sevdiğini kuş olarak görür ne de sevdiği sevdiğini cadı haliyle görmez. Mağara sahipleri ve kuş olan peri padişahı ile sevdiği kız birden uykuya dalar ve hepsi birden aynı rüyayı görmeye başlar. Sakallı İhtiyar adam yine oracıktadır ve yüzünde bir gülümseme vardır. “Ey mağara halkı diye seslenir. Şimdi peçelerinizi açın gösterin birbirinize gerçek yüzünüzü o zaman büyü bozulacak ben de cenderemden kurtulacağım siz de. Haydi bakalım var mı cesaretiniz, biliyorum kolay değil ama kurtuluş buna bağlı. Lütfen korkmayın gerçek yüzünüzden.”

Hepsi birden uyanırlar. Cardon korkar yarasaya göstermekten kendini. Kız korkar göstermekten kendini sevdiğine. Ve bir müddet öylece gizli kapaklı otururlar. İlk büyü bozan cardon olur salınarak çıkar deliğinden duvara sinmiş duran yarasaya dokunur. İkisi bir anda birer insana dönüşür. İhtiyar sakallı ilk önce onların rüyasına girmiş yıllara önce ve onları büyülemiş. Daha sonra emirin kızının rüyasına girmiş ondan umudu çokmuş ama o da unutunca onları cadıyla kuşa cevirmiş. Cardon yıllardan beri bu anı beklermiş ama kimse sihir bozacak sözü onlara bildirmezmiş. Ardından kız üzerinden paltosunu çıkarıp atar kuşun yaralı kanadına dokunur. O da birden eski duruma gelir. Mağara birden peri padişahın sarayı oluverir. Ve o sarayın merdivenlerinden biri çıkıyordur. Yıllarca güneş görmemiş kadar beyaz yüzlü biri. Genç ve çok ama çok yakışıklı biri… Gelir ve peri padişahının elini tutar yıllar önce  kaybolduğunu sandıkları ağabeyleri imiş aslında  bu yakışıklı genç. Onu uğursuz bir cadı  kendisini reddetti diye yaşlı bir adama cevirmiş. Hepsi gerçek yüzlerini gösterdikleri için sonsuz mutluluğu yakalamış. Yase

Günün Sözü

Bir araya gelmek, bir başlangıçtır. Bir arada bulunmak, bir gelişmedir. Beraber çalışabilmek ise başarıdır.

Henry FORD

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here