Bazen Böyle Oluyor

0
51

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Havalar ısınıyor, hatta kimine göre çok sıcak, uzmanlar uyarıyor hava değişikliğine “dikkat” diye. Hepimiz de hepimizi uyarıyoruz. Ama uyarıya uyan var mı?  Bence yok. Aslında ben deniz önlem alıyorum… Kendimi o kadar korumaya alıyorum ki, kendi bataklığıma gömülüyorum karabataklar gibi. Azıcık kendime gelince başımı kaldırıp dünyaya bakıyorum sonra yeniden batağıma dönüyorum.

Bu yılı en verimsiz yılım olarak kaydediyorum. İçinde bulunduğumuz kargaşada tabi en büyük etkenlerden biri oldu verimsizliğimde. Kendimi çok kaptırdım aslında dünyada gelişen olaylara. Resim yapmak için en ufak bir dürtü bir istek doğmadı bu yüzden içimde, hatta resim çekmek bile. Ve sevgili limon, nar ağacıma, maydanozlarıma, nanelerime bile  sevdam eskisi gibi değil artık. Yalnızca düşünüyorum, bazen kara, kara bazen felsefe, bazen tasavvuf takılıyorum ama kesinlikle bu arada hep hapşırdım beynim eriyor sandım. Deste, deste kağıt  mendil tükettim ve sürekli okudum. Aslında özlemiştim gece gündüz kitap okuduğum zamanları ve işte o zamanlardayım bu zaman. Gözlerimden yaş gelene dek okuyorum.

Herkes soruyor atölyen kapalı nerdesin diye. Herkese ayrı ayrı yanıt vermiyorum tabi. Ama içim gidiyor bir tek fırça darbesine.  Atölyemi arkadaşlarım “karabatak” durumumdan kurtulmamı sağlamak için temizledi, tabloların tozunu aldı. Akladı pakladı. Hatta kahve makinesini ve kahve takımlarını hazırladı. Ama bende “tık” yok. Atölyem şimdi yine toz içinde. Arkadaşlarım rüşvet teklif ediyorlar. “Sen çalışmaya başla dile bizden ne dilersen” diye. Keşke bir şey dileyebilecek durumda olsaydım ya da onların elinde sihirli bir değnek olsaydı ve gerçekten ne dilediğimi bilip onu gerçekleştirebilseydiler… Dün yine heykel alanına gittim. İskender beyle ufak bir söyleşi yaptık. Heykel üzerine, resim üzerine, istediğim takdirde Ağustos ayı içinde artık gelenekselleşen Arsuz Füsun Sayek etkinliklerinde resimlerimi sergileyebileceğimi söyledi. Başka zaman bu teklif ben denizi çok etkilerdi çok sevinirdim. Ama kendimi çok tutuk ve heyecansız algıladım. Sanki ben, ben değilim. İçimde bir yabancı dolaşıyor. Ya da belki gerçek ben… Tanımadığım ama gerçek olan ben. Dışarıda şimdi?!

İşte önlem alın diyor ya uzmanlar hava değişikliğine karşı bence hava, mava bahane. Her şey insanın kafasında kendi öz benliğinde, hastalıklarda bunalımlarda… Bu yüzden sağlam kafa diyorum tek kelime ile ve tabi sağlam vücut. Bunun içinde spor şart. Abartmadan ama.

Ve sevgili okuyucularım. Düşünüyorum, atölyemdeki bütün resimleri satışa sunmayı. Lösemili çocuklar yararına. Tabi  azıcık zaman istiyorum bu karabatak durumları sonsuza dek sürmeyecek kuşkusuz. Bir dürtü gerekiyor bana ve çocuklar en büyük zaafım onlar için kesinlikle Allah’ın izni ile döneceğim.

Şimdi azıcık şiir okumaya ne dersiniz dün hazırladıklarım değil çünkü onları kaybettim. Bugün başka şiirler var dağarcığımda paylaşacak. Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlık, sevgi, birlik ve beraberlik içinde kalalım. Yase

VERA  İÇİN

Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana
Geldim, Kaldım
Güldüm, Öldüm…

Nazım Hikmet RAN

 

İSTANBUL
geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
su mahpushane yalağındaydı.
ve güneş
güvercinlerin
gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı.
girdi dört güvercin
yıkanmak için
suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine.
güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında
uçabilirler.
durdurmaz onları demir ve duvar.
güvercinlerin yumuşak kanatları var.
ve kanatlar
şimdi bur da, şimdi damın üzerinde.
insanların kanatları yok
insanların kanatları yüreklerinde.
dört güvercin
güneşe varmak için
yıkandı, uçtu sudan.

Nazım Hikmet RAN

 

MAVİ GÖZLÜ DEV

minnacık kadın ve hanımelleri

 o, mavi gözlü bir devdi,

minacık bir kadın sevdi.

kadının hayali minacık bir evdi

bahçesinde abruliii

hanımeli açan bir ev…

bir dev gibi seviyordu dev.

ve elleri öyle büyük işler için

hazırlanmıştıki devin

yapamazdı yapısını

çalamazdı kapısını

bahçesinde ebrulii

hanımeli açan evin…

o, mavi gözlü bir devdi,

minacık bir kadın sevdi.

mini minacıktı kadın, rahata açıktı kadın.

yoruldu devin büyük yolunda.

 ve elvede deyip mavi gözlü deve,

girdi bir cücenin zengin koluda

bahçesinde ebrulii

hanımeli açan eve

şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev.

dev gibi sevgilere mezar bile olamaz,

bahçesinde ebrulii

hanımeli açan ev…

 Nazım Hikmet RAN

Günün Şiiri

YİNE ÖLÜME DAİR

zevcem,
ruhu revanım
hatice pîrâyende,
ölümü düşünüyorum,
demek ki arteryo skleroz
başlıyor bende…
bir gün
kar yağarken,
yahut  bir gece,
yahut bir öğle sıcağında,
hangimiz ilkönce,
nasıl ve nerde öleceğiz?
nasıl ve ne olacak
ölenin son duyduğu ses,

son gördüğü renk,
kalanın ilk hareketi
ilk sözü
ilk yediği yemek?
belki de birbirimizden uzakta öleceğiz.
haber
çığlıklarla gelecek,
yahut da ima edecekler,
ve kalanı yalnız bırakıp gidecekler…
ve kalan

karışacak kalabalığa.

yani efendim, hayat…
ve bütün bu ihtimâlât
1900 kaç senesinin
kaçıncı ayı
kaçıncı günü
kaçıncı saatinde?

zevcem,
ruhu revanım
hatice pîrâyende,
ölümü düşünüyorum,
geçen ömrümüzü düşünüyorum.
kederli
rahat  ve hodbinim.
hangimiz ilkönce
nasıl
ve nerde ölürsek ölelim,
seninle biz
birbirimizi
ve insanların en büyük dâvasını sevebildik

-dövüştük onun uğruna-
«yaşadık»

diyebiliriz.

Nazım Hikmet RAN

 

Günün Fıkrası

Temel üniversite sınavlarına girmiş. Her soruda yazı tura atarak cevaplar vermiş. İki saat sonra öğrencilerin çoğu sınav kâğıdını verip salonu terk etmiş Temel hala yazı tura atıyordu… Öğretmen gelmiş başına dikilmiş; “Temel hepsine yazı tura atıyorsun bitiremedin mi?” Temel; “Hocam bir saat önce biturdum ama cevaplarını kontrol edeyrum…”

Günün Sözü

Tanrıların gazabına uğramayan günahkârlar yalnız sevgililerdir.

Eflatun

Damla damla sevgili. Bir gün akıp gideceğiz hayata. Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin. Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur. Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.

Yılmaz Güney

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here