19 Eylül Gaziler Günü

0
10

Günaydın sevgili okuyucularım. Nasılsınız bu sabah? Önümüzdeki hafta sonu Gaziler Gününü kutlayacağız. Bu yüzden bugün 19 Eylül Gaziler Gününün anlam ve önemini okuyalım istedim bugün. Sağlık ve sevgiyle kalın sevgili okuyucularım. Yase

& & & & &

Bilindiği gibi, Muharip Gazi, harbe katılıp da, harpten sağ olarak dönen savaşmış kahramanlardır. Gazilik unvanı devlet tarafından verilir. En büyük Gazi, bu unvanı 19 Eylül 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararı ile alan vatanın kurtarıcısı ve kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. 2002 senesinde çıkartılan yasa ile 19 Eylül günü Gaziler Günü olarak kabul edilmiştir.

Tarih boyunca hür ve bağımsız yaşamış Türk milleti işgal ve esarete alışık olmayan asil ve büyük bir millettir. Bu nedenle tarihinde bu uğurda çok savaş yapmış birçok insanını şehit ve gazi vermiştir.

I.Dünya savaşından sonra cennet vatanın topraklarını işgal eden işgal güçlerine karşı Mustafa Kemal’in önderliğinde Şerefli bir kurtuluş mücadelesi vermiştir. İşte bu kurtuluş savaşında batı cephesinde devam eden Kütahya-Eskişehir savaşlarında elde ettikleri başarıyı devam ettirerek, Türk ordusuna son darbeyi vurup Ankara’yı işgal etmeyi düşünen Yunanlılar 13 Ağustos 1921 de yeni bir saldırı başlattılar.

23 Ağustos 1921 de başlayan ve 22 gün 22 gece süren Sakarya savaşında atından düşüp yaralanmasına rağmen cepheden ayrılmayıp üstün komutanlık, vatan ve millet sevgisini bir defa daha ortaya koyan Mustafa Kemal Paşaya 19 Eylül 1921 de TBMM tarafından Gazilik unvanı ile Mareşallik rütbesi verilmiştir. İşte bu büyük mücadele sonunda hepimizin bildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

& & & & &

Başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi minnetle anıyoruz. Şehitlerimizin ruhları şad olsun. Yase

& & & & &

Allah’tan Bize Armağan

Los Angeles Times yazarlarından Ann Wells’in yazısı:

Kız kardeşimin evinde cenaze hazırlıkları yapılıyordu. Eniştem; kız kardeşimin tuvalet masasının en alt gözünü açtı ve ince kağıda sarılmış bir paket çıkardı. “Bu” dedi, “sıradan bir iç çamaşırı değil.” Kağıdı açtı ve çamaşırı bana uzattı. Zarif ve ipekliydi. Kenarları elişi dantelle süslenmişti. Astronomik bir fiyat taşıyan etiketi hala üstündeydi.

“Jan bunu New York’a ilk gittiğimizde almıştı. Nereden baksan sekiz, dokuz yıl olmuştur. Hiç giymedi. Özel bir gün için saklıyordu.”

Çamaşırı benden aldı ve cenaze evine götürmek üzere ayırdığımız diğer giysilerle birlikte yatağın üzerine koydu. Bırakırken eli bir an yumuşak kumaşı okşar gibi oyalandı. Tuvaletin gözünü hızla kapattı, bana döndü ve dedi ki: “Hiçbir şeyini özel bir gün için saklama. Yaşadığın her gün özeldir”

Cenazeyi izleyen günlerde enişteme ve yeğenime, beklenmeyen bir ölümün arkasından yapılması gereken tüm üzücü işlerde yardımcı olurken sık sık bu sözleri hatırladım. Kardeşimin ailesinin yaşadığı sehirden California’ya dönerken uçakta yine bu sözleri düşündüm. Kardeşimin göremediği, duyamadığı veya yapamadığı bütün şeyleri düşündüm.

Hala eniştemin sözlerini düşünüyorum ve hayatım değişti. Artık daha çok okuyor, daha az toz alıyorum. Balkonda oturup bahçemi seyrediyorum, uzayan çimlere aldırmadan.

Ailem ve dostlarımla daha çok vakit geçiriyorum, iş toplantılarında daha az. Mümkün olduğu kadar sık, hayatın katlanılması gereken bir dertler zinciri yerine, zevk alınacak olaylar silsilesi olarak görülmesi gerektiğini hatırlatıyorum kendime. Her anın güzelliğini duyumsayarak yaşamak istiyorum.

Hiç bir şeyimi özel günler için saklamıyorum. Kıymetli tabak çanağımı her “özel” olayda kullanıyorum. Bir kaç kilo vermek, tıkanan lavaboyu açmak, bahçemde ilk açan çiçek gibi özel olaylarda… En pahalı ceketimi canım isterse süpermarkete giderken giyiyorum. Teorime göre eğer zengin görünürsem, küçük bir torba erzak için o kadar parayı daha rahat ödeyebilirim. Pahalı parfümü özel partiler için saklamıyorum.

Mağazalardaki tezgahların ve banka memurlarının burunları da, en az parti parti gezen arkadaşlarımınkiler kadar iyi koku alır. “Bir gün” kelimesi dağarcığımdaki yerini kaybetti. Bir şey eğer görmeye, duymaya veya yapmaya değerse, onu şimdi görmek , duymak ve yapmak istiyorum.

Hepimizin yaşayacağımıza garanti gözüyle baktığımız yarını görmeyeceğini bilseydi eğer kız kardeşim, neler yapardı kim bilir ? Sanırım aile fertlerini veya yakın arkadaşlarını arardı. Belki eski birkaç arkadaşını arayıp aralarında geçen sürtüşmeler için özür dilerdi. Belki bir lokantaya götürür en sevdiği çin yemeğini ısmarlardı. Bunların hepsi birer tahmin… Kardeşimin neler yapamadan öldüğünü hiçbir zaman bilemeyeceğim. Ya ben ?…

Eğer sayılı saatimin kaldığını bilseydim, yapamadığım şeyler olduğu için kızardım. Yazmayı ertelediğim mektupları yazmadığım için kızardım. “Bir gün ararım” dediğim dostları görmediğim için kızardım.

Eşime ve kızıma onları ne kadar çok sevdiğimi yeterince sık söylemediğim için kızardım. Artık hayatlarımıza kahkaha ve renk katacak hiçbir şeyi yarına ertelememeye, duygularımı dizginlememeye çalışıyorum. Ve her sabah gözlerimi açtığımda kendime o günün “Özel bir gün” olduğunu söylüyorum. Her gün, her dakika, her nefes gerçekten Allah’tan bize bir armağan…

Günün Şiiri

Benim Bu Şiirimi Yüreğinle Ezberle

Benim bu şiirimi yüreğinle ezberle;

kitaplar yalnızca geçmişten küçük bir zaman

ve ödünç aldıkları, geçmişin izini taşımakta,

Macar sınır muhafızlarının yaktığı,

kütüphaneden kaçmış, sırtından vurulmuş,

kağıtları kurumuş, buruşuk ve çatırdamış,

kurtlar yemiş, tozlarla örtülü,

ya da yavaşça karartmakta ve kendini tutuşturmakta

tırmanırken Fahrenheit

451’*e, nasıl da sarıyor sıcaklık

kasabanızı kaplarken alevler  her yandan.

Benim bu şiirimi yüreğinle ezberle.

Benim bu şiirimi yüreğinle ezberle.

Geleceğin kitapları uçacak ve bulacaksın

orada ne şiir ya da ne de dize

ya da otomobil ya da otobüs için benzin

-ya da cenaze arabasına-

ne keyif için içki yaşlanmaya

içki dükkanları yıkılmış ya da kilitli,

para yalnızca ödeşmekten vazgeçmek için,

o gün dilin kilitlendiği için

TV ciddi ciddi yayın yaparken

Ölüm saçan ışınlar yerine moda filmleri

ve ne bir can yardım etmekte

ve ne de her şey son ermekte

ama usunu sarmalayan aklın,

bulacak bir boşluk bu dizeler arasında

ve benim bu şiirimi yüreğinle ezberle.

Benim bu şiirimi yüreğinle ezberle;

ezberle onu bu kokuşmuşluk sürüp giderken

ki çürümenin kokusu yataklarından saçılırken,

emekçiler ordusu kusarken

ve yeryüzünün her yanını kaplarken,

öldürülürken tüm göller ve göletler,

Yıkılış yükseldi koltuk değneğinden destek alarak,

kara mürekkep yaprakları her dalda;

arıtılmamış çalkalama suları Hazan’ın boğazında

ve şafağın esintisi zehirli, koy

yüzüne gaz maskeni ve dize

dize karşı koymaktadır benim bu şiirim.

Benim bu şiirimi yüreğinle ezberle

sanki, ölü, ben hâlâ sorumluyum çağımdan

sen dayanamazken evinde

susuz, ışıksız ya da gazsız kalmaktan,

ve düşe kalka bir mağarayı bulmaya çalışırken

kökler, meyveler, yemişler hâlâ yaşamakta,

bulacaksın bir sopayla, bulacaksın iyice,

bir diş kara, ve eğer o sararsa,

Öldürür sahibini, cesedini yer.

Yorularak yürüyeceğim ikircikli adımlarının ardından

virane yıkık kayaların arasında,

Fısıldayarak “Sen ölüsün, sen bittin!

Nereye gidebilirsin? O ruh senin

donuk toprağın kasabanı terk ederken.”

Benim bu şiirimi yüreğinle ezberle.

belki bir sen kalacaksın, yeryüzünde,

her şey bitmiş olacak ve sen, aşağıda,

sığınağının derinliklerinde, sor bakalım

zehirli hava sızmakta mı aşağıya

kurşun ve beton katları arasından. Hiç

bir iz kalmış mı İnsan’dan

nasıl gerçekleşmeli bu son?

Huzurlu sözcükler mi sana Söylediğim?

Ekleyebilecek miyim aklını doldurabilecek miyim

hesapsız yıllar için, zulmedici karanlığın

körlüğü arasından, acı ışığın,

uzayan ölümün ve bitti işte, acım

Ve eskil gözler gözler mi seni hâlâ?

Var mı orada bana söylemek istediğin

bir şey, zamanın düzenleyen yüzü,

Bulamayacak ne yaşamı ne zamanı?

Unutmalısın benim bu şiirimi.

György FALUDY

Günün Sözü

Zafer, “Zafer benimdir” diyebilenindir. Başarı ise, “Başaracağım” diye başlayarak sonunda “Başardım” diyebilenindir.
Mustafa Kemal Atatürk

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here