Anne Sütüyle İftar!

0
53

“Çıktım erik dalına, Onda yedim üzümü, Bostan ıssı kakıyıp, Der ne yersin kozumu” diliyle açar Yunus, mecaz sofrasını zihinlerimize.. Ve fakat erik dalında üzüm yerken, mecaz sofrasındaki “dil” yemeğini tadının ceviz olmadığını da tarif eder arifane zarif bir dille: “Kerpiç koydum kazana, Poyraz ile kaynattım, Nedir diye sorana, Bandım verdim özümü.”

“Sofra Açmak” başlıklı bir önceki yazıda; “erik dalında üzüm” misali, “orucu açarken tutmak” mecazıyla açmıştım sofrayı.. Bu yazıda annelerimizin misafirliğine açmak istiyorum sofrayı.. Çünkü dilimizde süt hakkı..

“Seni düşündüm dün akşam yine, Sonsuz bir umut doldu içime” diye başlıyor sevgilisine söylediği şarkısına Erol Evgin.. Devamında: “Bir de kendimi düşündüm sonra, Bir garip duygu çöktü omzuma” diyor ve o duyguyu da şöyle açıklıyor: “Hani ıssız bir yoldan geçerken, Hani bir korku duyar da insan, Hani bir şarkı söyler içinden, İşte öyle bir şey!”

Hani aşk diliyle hatırlar ya adımızı “candan yakın” bir sevgili! Hani dalgalanır ya aramızdaki mistik doluluk.. Hani aşkın hasretlerde titrer ya yüreklerimizin zarı.. Hani erir ya kalbimiz.. Hani büyür ya hasretimiz zahiri ayrılıklarda.. Hani büyür ya gaybi ayrılıklarda aşkımız.. Hani hangi mekânda olursak olalım fiziki katılığı eriten bir büyük hasretin ateşiyle sayıklarız ya sevgilinin adını! İşte öyle bir aşkın sevgilisi!  Kim? Anneler tabi ki.. Başka? Başkası yok, ilk bakıştaki ilk sevgililerimizdir çünkü onlar.. Çünkü örneği yok  aşkın zarfıdır yürekleri.. Ve gözleri ki ışıltılı renkler çağlayanı; aşkın sular aynası! Altın sırlı bakışlarında aşkın sırrı.. Doğar doğmaz gördüğümüz, görür görmez büyülendiğimiz “ilk göz ağrımız!”

Anneler de kendilerini görür mü acaba çocuklarının gözlerinde? Görür elbette “abı hayat”  dudaklarda aşkın sırrıyla her çocuğun gözlerini ilk bakışta sırlayan tüm anneler..

Beni görüyorsun biliyorum anne, bak gözlerimden dudaklarıma süzülen tuzlu sularda göğsünün kokusu, ellerini uzat yüreğime, kınalansın parmakların..

Kısa bir ikindiydi zaman.. Tarih; Mayıs on altı ve yıl doksan dokuz.. İlk göz göze gelişimizden kırk bir yıl sonrası.. Koptu bakışlarının izi gözlerimden.. Kayboldu resmin..  Akşamsız gecenin karanlığına savruldu gövdem.. Kaç şiddetindeydi deprem.. Uğultusunda çöktü gökyüzü.. Parçalandı yüreğim.. Nisanlı yağmurlar listesine kaydoldu ismim.. Bakışlarımdaki çığlığın sesi kırıldı.. Yüreğime tuz bas anne, tütün sar yüreğime.. Kanar damarlarımda yokluğunun şafağı.. Susuzluğuma dök yağmurlarını..

Ey uzak yıldızlardan sızan ışık! Bakışla beni, misafir olmak istiyorum misafirliğinde misafirliğime açtığın sofralar gibi su pırıltısı gözlerine..

Sofrası bereketli İbrahim’in evine gelen misafirlere atıfla “misafir severliği unutmayın” diye öğütler bilgeler.. Niçin? Çünkü, “bilmeyerek belki melekleri de misafir edebiliriz” diye elbette.. Öğütler hikmet ehli de, “rahimlerinde bilerek biz çocuklarını misafir eden” annelerimizin hakkını “cennet sofrası ayaklarının altında” diyerek..

Annelerimizin misafirliğimize açtığı sofraların tuz ekmek hakkı şöyle dursun, onların rahmet atmosferi rahim sularında yeşerip yaşam bulduğumuz andan bu zamana, taşırız süt hakkını bedenimizin nehirli hücrelerinde.. Taşırız dilimizde..

“Türkçem, ağzımda annemin sütü” duyarlığında “dilimizle” yansıtırız duygu ve düşüncelerimizi dış dünyaya.. Ve fakat iç dünyamıza ayna tutarız eşseslisiyle.. Çünkü “dil” sözcüğü “gönül, yürek” anlamına gelir Farsçada..

Hani sormuş ya çocuk, “yemeklerindeki bu enfes tadın sırrı ne?” diye annesine.. Hani, “aşk olsun, aşkla yapıyorum” diyerek yanıtlamış ya annesi.. Hani “senin dilindeki enfes tat, gönlündeki anne aşkından geliyor” demiş ya devamında.. İşte öyle bir şey her ramazanda iftar sofralarında annelerimizin misafirliğini hatırlamak..

İşte, sahura çağıran ezgili sesin çiçeklendi anne.. İşte yeşerdi gözlerimde rahmetle yağmurlu hatıralar.. Yeşerdi dudaklarımda mermer levhalı çığlıklar.. Buğulu şarkıların metafizik ezgileriyle yıkadım dilimi.. İşte geldim annem, yeşeren yüreğimle  yağmurlu ezanlar sonrası misafirliğime açtığın rahmet sofrana.. Gözlerimden dudaklarıma süzülen tuzlu sularda, dilimde kalan süt tadı dualarla açıyorum iftarı..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here