Zarif, Nazik Ve Kibar Olalım!

0
345

Değerli okurlarım, nezaket, zarafet ve kibarlık hiçten gelir, sermayesi yoktur ama çok şeyi lehinize halleder. Evlilikte de bu geçerlidir. Hem de çok. Saygın bir insan olmak ve mutluluğu saçlarından yakalamak aynı kategoriye giriyor. Evlilik bir sanattır ve onun altından kuralları vardır. Bu kurallara uymakta şarttır.

Hangi konu olursa olsun, bayanlar koşulsuz en başta ve bu sonsuza kadarda devam edecektir. Medeni ve sosyal ortamlarda bu hep böyledir. Mümkün olduğunca, daima neşeli, dırdırsız, pozitif enerji saçmalısınız. Güzel kokmalı ve de en güzel elbiselerinizi giymelisiniz. Kimin için? Tabi ki kocanız için…

Münakaşalara balıklama atlamayın, arabulucu, şahsiyetli olun ve katiyen ısrarcı olmayın. Erkeğinizi aşağılamayın ve ikide bir paradan puldan, alınacak verilecek şeylerden söz etmeyin. Yani bu konuları uzatmayın yanlış olur.

öcal sanat3

Tenkitlerinizde bile iyi taraflara yaklaşın, o konuyu görüşün, başka konularınızı gündeme almayın. Daha sonra değişmesini istediğiniz bazı şeylere zarifçe, hanımefendi gibi girin. Münakaşalarınızda bile hümanistçe davranmayın, çünkü yaşamın acımasızlığını hisseden sadece sizler değilsiniz. Toplum nezdinde avantajlısınız, bunu aklınızdan çıkarmayın.

Nerde ve hangi koşullarda olursa olsun (sofrada, başkalarının yanında) kızgınken, hırsınızı kocanızdan çıkarmaya çalışmayın. Toplum bunu affetmez ve kocanızda da birikim yapar. Birde dilinizi ısırmayı bilin. İletişim evlilikte esastır. Aranızda çözümlenemeyecek bir konu olmamalı.

Ruhsal olarak kenetlenmelisiniz, kocanızı huzursuz etmemelisiniz, sivri dilinizle onun rahatlığını kaçırmamalısınız. Bu çabanızın yararlarını olgun yaşlarda görürsünüz özellikle. Bunlar nedir biliyor musunuz? Öncelikle mutlu insanlar önemli rahatsızlıklara duçar olmazlar. Panikataklar, korkulu rüyalar, çaresiz dertler size yaklaşamazlar, emin olun!

Kasımpaşalı bir arkadaşım var, herkes üç çocuk yapmalı en azından. O öyle söylüyor. İnsanlar bakabileceği kadar çocuk yapmalı. Çocuk büyütmek, yetiştirmek kolay değildir. Tek ses, tek terbiye verilmeli. Kadınlar isterlerse, dünyanın en mutlu insanı olabilirler. Birazcık sevecen olsunlar, fizik değil ama dil kondisyonlarını aşağı çeksinler. İşte bütün mesele bu!

Evine geç gelen erkek, mutlu yuvasında kahvesini içerken, neden geç geldiğini söyleyecektir. Onun güvencesi evidir de ondan. Şunu samimi olarak söyleyebilirim ki anne olmak, kadın olmak, eş olmak, düşünüldüğü kadar zor bir hadise değildir. Kendine ne denli değer veriyorsan başkalarına da değer vereceksin. Bunun başka bir alternatifi olamaz.

Kadınlarımızda ki mutsuzluk tabiî ki güzel değil ama erkeğin mutsuzluğu çok daha beterdir. Mutsuz erkek ne olur biliyor musunuz? Ya şair olur ya da yazar. Ben böyle birini yakından tanıyorum.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Gönül Köşemden

Gönül Yarası ve Yalnızlık

Değerli okurlarım, gönül yarası, hasret ve yalnızlık… Bu üç kavram birbiriyle öylesine örtüşüyor ve tamamlıyor ki, anlatmakta güçlük çekiyorum. Neye benzer biliyor musunuz? Bu kavramları dolu-dolu içinde yaşayanlar, her gün tsunami misali dikine yüz metrelik dalgalarla, kubbe-i yer ile yeksan eden depremlerle uğraşıyor demektir.

Yaz mevsiminin o çata çat sıcağında kavrulduk, rengimiz değişti. Bu renk değişikliğinden kimse de şikâyetçi değil. Bunun sonu bahar ve onun da sonu bilindiği gibi kış. Bunların hepside doğru! Bir arkadaşım yağmurlu günde önemli anısını anlatmıştı. O kadar etkilendim ki, sizlere olduğu gibi aktarıyorum…

“Yağmurlar başladı başlayacak” kış göz kırpıyor. Hepsi gelecek ve gülecek. Sonunda bunu, bunları beklemek vardır, bekleyeceksin ve göreceksin. Rahmet yağıyor, kış ise arkasında saklı. Çiseleyen yağmur altında aheste-aheste O’nunla yürümek ahmakıslatan da olsa, o yağmura meydan okumak, yağmurun rahmet olduğunu unutup O’nun renkli gözlerini, hafiften ıslanmış sarı saçlarına bakmak. İşte bu nedenlerle sonbaharı çok seviyorum.

öcal sanat4

Kırk yıl önce bir sonbaharda O’nu toprağa verdim. Sırtımda pardösü ve kaşkol varken, O’nun üstünde bir beyaz gelinlik gibi beyaz kefen. Eminim sonbaharın ıslaklığını ve soğuğunu teninde hissediyordur O! Yarım asırdan beri sonbahar bana bir şey vermiyor. Gönül yarasından, hasret ve de yalnızlıktan başka…

Arkadaşımı sakinleştirmekte o kadar zorlandım ki,bu satırlarda anlatmam mümkün değil. Dostumu şu mısralarla avutmaya çalıştım.

Siz Bu İşin Sonuna Bakın / Yağmurlu Günler Yakın,

Baharın Şerrinden Sakın / Susarım Aheste-Aheste…

Yaşananlar karşısında susmak zorundasınız, bu mısralardaki bu acımasız duyguları yaşamışsanız, çaresizseniz, acze düşmüşseniz, dert anlatacak kimse yoktur. Çünkü yazan pişman dahi olsa, öyle yazmış bir kere…

Şu Gökyüzünün Keyfine Bakın / Rahmet Habercisidir Kışın,

Yağmura Karışmışsa Gözyaşın / Bakarım Aheste-Aheste…

Bu mısraları hem yaşıyorsun, hem de yazıyorsun. Gerçeği söylemek gerekirse şu insanlar çok ilginç mahlûklar. Nelere katlanmıyorlar ki. En kötü koşullarda bile, yaşama dört elle sarılıyorlar, gönül yarasını, hasreti, yalnızlığı hiçe sayıyorlar ve bir ideal uğruna yaşamaya özen gösteriyorlar. Hayret doğrusu!

Çok yaşamak belki avantajdır ama dezavantajı da var. Sayısını unuttum yaşanmış sonbaharların. Beni ne ıslatıyor, nede üşütüyor. Uzun yol dostu dediğiniz, O’ndan ayrı düşmüşseniz, yüreğinizin kanı durmuyorsa, hasret ve yalnızlık dengenizi bozuyorsa, sonbahar ve aksamları dayanılmaz, kahrı çekilmez olur.

Sonbahar akşamları çok şeyler çağrıştırıyor. Feleğin acımasızlığı, dostların vefasızlığı, dertlerin insafsızlığı, bir dert ortağının yokluğu, işte bana bunları çağrıştırıyor sonbahar akşamları. Çevrenizde böylesine çile çeken dostlarımız vardır şüphesiz. Hasret ve yalnızlık girdabına girip de çıkış yolu bulamayan, geriye de dönemeyen, dert ortağı bulamayan kişi ya da kişilere buradan sesleniyorum. Zamanında dikkatli olsaydınız. Şu aşamada üzülmenin fazlaca bir anlamı yok. Öncelikle kendinizi ciddiye alın ki, herkes de öyle düşünsün.

Sonuçta, ya çekeceksin ya da çekeceksin!

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Günün Nabzı

Yalnız İnsanların Dramı

Gerçekçi olmak gerekirse, tek başına bir insanın, ne adının, ne düşüncelerinin ne de kişiliğinin bir anlamı olamaz. İnsanlar bir bütünün içinde bir anlam ve de değer kazanır. Yaradılış gereği bu tamamen böyledir. Bir topluluğa karışmamış, insanların yanında yer almamış biri, ulu bir çınarın dalları arasında değil, o ağacın dibinde toprak olmayı bekleyen taş parçası gibidir.

Doğamız gereği biz insanlar elbette kusursuz değiliz. Yaşam yolunun bazı duraklarında yanlışlar yapar ve baltayı da taşa vurabiliriz. Konuşurken ve yazarken de boyutlarımızı aştığımız çok olmuştur.

Okuduğumuz gazetelerde kitaplarda yazım yanlışı, anlatım bozukluğu bulunabilir. Yanlışa düşmemek ve bu hatayı abartmamaya özen göstermeliyiz. Konuyu abartmamak, yazar hakkında olumsuz düşünmeye de özen göstermeliyiz. Bunların çözümü vardır ve de kolaydır. Ancak yalnız yaşayan insanların özenilecek yanı olmadığını ve onların dramını yaşamamanızı dilerim.

Günün Sözü

Her Okuyan, Adam Olamaz!

Öcal’dan İnciler

Âşık Olanın Gözü Karadır!

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here