Zaman Birlik ve Beraberlik Zamanı…

0
17

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bugünlerde havalar iyice serinledi. Gündüzleri sıcak geçse de geceleri ciddi anlamda bir serinlik kaplıyor, ürpertiyor hepimizi. Her yer sıkıntılı… daha önceleri de yağan yağmurla dolan sokaklarımız deprem sonrası felaket duruma geldi.

Zavallı sokaklar çamur deryası ve bazıları tümden göl olmuş vaziyette. Düşünüyorum ve diyorum ki bizler aslında rahatına çok düşkün insanlarız, “Rahatımız bozulmasın geriye ne olursa olsun” diyenleriz. Elektrikler yer altına alınsın isteriz, doğal gaz gelsin, musluklarımızdan şırıl, şırıl sular aksın, kana kana içelim, şu ne olduğunu kesin bilemediğimiz damacanalardan kurtulalım çok isteriz tabi?  Ama bütün bunları yollar kazılmadan, kaldırımlar kırılmadan, evlere su boruları döşenmeden yani normal hayatımız hiç bozulmadan olsun isteriz. Sanki birisi “ol” diyecek her şey olacakmış gibi… Hatta oy kullanmak için bile yazlıktan kalkıp gelmeyiz, birisi kullansın yerimize isteriz ve o birileri kullanır hem de doya, doya. Sonra da hakkımız varmış gibi söyleniriz, birde yetmez birbirimizin kuyusunu kazmak için harcarız enerjimizi. Oysa bizler Kurtuluş Savaşı vermiş bir milletin  evlatlarıyız, yok olmaktan kendi gayreti ve iman gücü ile kurtulmuş bir ulusuz. Yani zorlukların en yamanını, açlığın, yokluğun, sefaletin en kötüsünü yaşamış ecdadımız.

Ve biz onların evlatlarıyız, onların bize armağanı olan topraklar üzerinde yaşıyoruz, özgür ve bağımsız olarak. Bunun anlamı ne kadar büyüktür, ne kadar muhteşemdir, komşularımızı gördükçe daha çok anlıyoruz. İç savaş ve dünya devletlerinin pis emelleri  sonunda ülkelerinden, yerlerinden yurtlarından olan binlerce insan, kültürlü kültürsüz, öğrenci, işçi herkes ülkesinden uzakta. Bu insanlar acaba refah içinde yaşasalar bir elleri balda diğeri yağda olsa yinede ülkelerinde kalmayı istemezler miydi? Kim istemez ki? Kim onların yerinde olmak ister ki? Tabi ki kimse istemez.

Hatta bu insanlara bazen kızıyoruz. Gidin ülkenizde kalın diyoruz. Çocuklar başka ülkede dileneceğine kendi ülkesinde kalsınlar diye içimizin acısını kızgınlıkla örmeye çalışıyoruz; aslında yüreğimiz eriyor bu görüntülerden çarşı esnafından her dört tanesinden en az ikisi Suriyeli gençleri çalıştırıyor. İnşaat alanında ve her alanda onları kullanıyor. Yardımlaşmak kuşkusuz çok güzel bir şey ancak onları ucuz  çalıştırıyorlar (tabi böyleleri de var) Geçenlerde peynir alıyordun şarküteriden. Orda çalışan çocuk Suriyeli… Türkçe  öğrendiği birkaç sözcükle müşterileri karşılıyor.

Şarküteri sahibi kaş göz işareti yaparak, dışarıda kaldırımın dibindeki ağaca yaslanmış genç bir çocuğu gösterdi, çocuk dünyadan kesilmiş vaziyette telefonu  ile uğraşıyordu. “Bütün gün böyle  telefon başındalar gelin çalışın diyorum çalışmak istemiyorlar, parayı az buluyorlar” dedi. Ne yapabilirim? Valla ne yapılır ne yapılmaz ben bilmiyorum bildiğim tek şey, İçinde bulunduğumuz durumun ayrımında olalım. Bunu biliyorum bunu söylüyorum ve her zamankinden daha çok birbirimize kenetlenelim diyorum. Zaman bu zaman çünkü… Ve aslında her zaman bu zamandı bilenler için.

Ve yolların durumuna söylenenleri çok kınamıyorum ciddi, ciddi suçlama getirmedikleri müddetçe. Yollar tek kelime ile berbat. Birde duyarsız sürücüler yüzünden daha da kötüleşiyor. En büyük korkum bu yüzden düşmek, ne güzel olurdu değil mi çamur banyosu? Sandaletlerimiz, ayakkabılarımız battı giyilmez oldu nerdeyse ve biz karşıdan karşıya atlama uzmanı olduk. Valla minnacık adımlar atarken, şimdi kocaman adımlarla su birikintilerinden ya da kazılmış alanlardan atlamaya çalışıyoruz, araçlardan korunmak için taktikler geliştiriyoruz, hayatımıza aksiyon girdi şaka maka derken. Ve bu zor, çamurlu, ıslak ve  tozlu zamanları sabırla ve hoşgörü ile geçirmek zorundayız kimseyi suçlamadan.

Ve şimdi yağmur yağıyor keyfince bir hızlı bir durağan. Keyfim aslında yok, akşamdan kalmayım, yorgun arkadaşlarımın çocuklarına renkli kurabiyeler yaptım geç saatlere dek doğum günleri için. İşim uzun sürdü uykumu almadım, keyifsizim bu yüzden çocuklar gibi ama yağmurdan içim hafif mi hafif “işte benim  havam” dediğim bu. Yağmura çamura rağmen yüzünü esirgemeyen güneşli bir gün…

Ve şimdilik sağlık, sevgi, birilik ve beraberlik içinde kalalım her zamanki gibi ayrımcılığa inat  sevgili okuyucularım. Yase

& & & & &

İnsan Hayatı Değerlidir

Jack yavaşlamadan önce Takometreye baktı: Hız limitinin 50 olduğu yerde 73 ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Jack arabasını sağa çekti. “İnşallah şu anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer” diye düşünüyordu.

Polis elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi. Bob? Bu Polis Kiliseden Bob değil mi? Jack iyice arabasının koltuğuna sindi. Bu durum bir cezadan daha kötüydü. Kiliseden tanıdığı bir Polis, arkadaş olduğuna bakmaksızın birini durduruyordu. Hem de hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için.

“Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç”

“Merhaba Jack” Bob gülümsemiyordu.

“Beni, karımı ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın”

“Evet öyle” Bob umursamaz görünüyordu.

“Son günler eve hep çok geç geldim. Çocuklarım beni uzun suredir hiç görmedi. Ayrıca Diana bana bu akşam Patates ve biftek yiyeceğimizi söyledi. Ne demek istediğimi anlıyorsun değil mi?”

“Evet ne demek istediğini anlıyorum. Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum” diye cevapladı Bob.

Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi. Taktik değiştirmek gerekli diye düşündü Jack “Beni kaç ile giderken yakaladın?”

“Yetmiş. Lütfen arabana girer misin?” dedi Bob.

“Ah Bob, bekle bir dakika lütfen. Seni gördüğüm anda Takometreye baktım. Sadece 65 ile gidiyordum.”

“Lütfen Jack, arabana gir” diye üsteledi Bob.

Jack canı sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı. Bob not defterine bir şeyler yazıyordu.

“Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatını istemiyor ki” diye düşündü Jack. Ne olursa olsun, bundan sonra kilisede bu adamın yanına oturmaktansa, bir kaç Pazar Jack kiliseye gitmeyecekti. Bob kapıyı tıklatıyordu. Jack arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Bob Jack’a bir kağıt verdi ve gitti.

“Ceza değil bu” diye kendi kendine söylendi Jack. Bir anda sevinmişti. Bu bir yazıydı ve kağıtta şunlar yazıyordu: “Sevgili Jack, benim bir kızım vardı. Altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. 3 ay hapishane cezasıydı bu. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi. Ama ben… Ben kızımı tekrar koklayabilip, öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kerede başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır ama hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat et Jack, tek bir oğlum kaldı”

Jack 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve karısına sıkıca sarıldı. Hayat çok değerli, sürekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster. Hiç bir zaman unutma, istediğin kadar araba satın alabilirsin ama insan hayatını asla…

Günün Şiiri

Bölüşün Dünyayı

Alın bu dünyayı! diye seslendi bir gün Zeus göklerinden

İnsanlara; alın, sizin olsun artık.

Armağanım olsun sizlere bu mülk, bu toprak;

Ama kardeşçe bölüşün aranızda.

Koştu eli ayağı tutan, kendine bir pay için,

İşe sarıldı herkes, genciyle yaşlısıyla.

Çiftçi ürünlerini kaptı tarlaların,

Ava koyuldu asilzade ormanların içinde.

Ambarlarının aldığı kadar aldı tüccar,

En iyi yıllanmış şarabı seçti rahip kendisine.

Kralsa, tuttu köprü başlarını, yol kavşaklarını,

Benimdir, dedi, her şeyin onda biri.

Bu bölüşme çoktan bitmiş, geçmişti ki nice zaman,

Şair çıkageldi, çok çok uzaklardan;

Ama hiçbir şey kalmamıştı hiçbir tarafta,

Ve bir sahibi vardı her şeyin de.

Eyvah! Unutacak mıydın beni böyle hepsi içinde?

Beni, en sadık oğlunu senin?

Diye dövündü, yakındı, haykırdı uzun uzun,

Attı sonra kendini tahtın önüne.

Gezip durursan böyle hayaller ülkesinde,

Dedi Tanrı, söz söyleme artık sonra bana.

Neredeydin peki dünya paylaşılırken?

Yanındaydım oldu cevabı şairin.

Gözüm yüzündeydi,

Kulağım göklerinin ahenginde;

Sarhoştu ruhum ışığından, affet!

Unuttu her şeyini yeryüzünün.

Ne yapmalı şimdi? dedi Zeus, – dünyamız gitti elden,

Ne tarlalar, ne ormanlar, ne de kırlar benim artık.

Ama yaşamak istersen gökte benimle,

Açık olacak o sana her gelişinde

Friedrich SCHİLLER-Çeviri: Vural ÜLKÜ

Günün Fıkrası

Mutlu Evlilik

Adam gözlerini açarken zorlanıyordu. İlk gördüğü komidinin üzerindeki bir kutu aspirin ve bir bardak suydu. Ayaklandı ve yatağının üzerine oturdu. Etrafına bakarken, dürülü ütülenmiş kıyafetleri gözüne ilişti. Yatak odası toplanmış ve tertemiz olmuş. Aspirini eline alırken karısının bırakmış olduğu bir notu fark etti: “Aşkım, kahvaltın mutfakta hazır, ben evden erken çıktım, alışverişteyim. Seni seviyorum”

Mutfağa doğru yöneldi. Gerçekten de kahvaltısı hazırdı ve gazetesi de masanın üzerindeydi. Oğlu da oturmuş kahvaltısını ediyordu. Babası oğluna sordu: “Oğlum, dün gece neler oldu?” Oğlu: “Ya baba, sorma, sen dün gece saat 3´e doğru eve geldin, zil zurna sarhoştun, neredeyse baygın bir şekildeydin. Bütün mobilyalara vurdun, ortalığı kırıp döktün, salona kustun ve nerdeyse kapıya doğru giderken gözünü çarpıp kör ediyordun” Babası şaşkın: “Peki oğlum, neden ortalık toplu ve kahvaltım hazır masada?” Oğlu: “Ha bunlar mı? Annem seni yatak odasına sürükleyip yatağa attı, ama tam pantolonunu çıkarırken, “Çek ellerini pis kadın, benim mutlu bir evliliğim var” dedin.

Günün Sözü

Zekanın sakıncası, insanı devamlı surette bir şeyler öğrenmeye zorlamasıdır.
Bernard SHAW

Bazı insanlar, ev köpekleri gibi, yamandıkları kapıdan ayrılmazlar.
DOSTOYEVSKİ

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here