Sanat Denilen Önemli Hadise!

0
36

Değerli Okurlarım, yakından bilip ve takip ettiğiniz gibi, haftada bir sanat ve kültür sayfamı, beş gün de spor makalelerimi okuyorsunuz. Bunun için sizlere müteşekkirim. Kırk yıllık daktilomun başına geçtiğimde, bugün okurlarıma neler yazsam neler versem diye bir süre düşünürüm. Spor makalesi için böyle bir düşünce içinde hiç olmadım. Çünkü organize bir atak, teknik bir şut ya da vole benim için dolu malzeme oluyor.

Ancak, sanat ve kültürden söz ederken oldukça dikkatli, özverili olmak gerekiyor bildiğiniz gibi. Sizlerin ilgisini çekmek, okumasını sağlayacak konuları bulmak da benim görevim. Bu sayfa nasıl dolarsa dolsun, şeklindeki gereksiz düşünceden kendimi hep uzak tutmuşumdur. Öncelikle yazar, yazdığını beğenmeli yani önce kendine saygısı olmalı.

Sanat ve kültür için yapılan işlemler, hazırlanan sayfalar biraz da evrensel olmalı. Sizler okuduğunuzda hem haz duymalısınız, hem de beyninizde kalıcı olmalı. Daha önceki makalelerim de sanat ve kültürün belli ve çok önemli bir yeri olduğunu, bazı şeylerle karıştırmanın anlamsız olduğunu, bunun altını çizerek söz etmiştim.

Şunları söylemiştim… Meyve, sebze satanlar esnaftır, sanatçı değillerdir. Yaptıkları işe de saygı duyuyoruz. Onlara sanatçı dememiz yanlış olur diye düşünüyorum.

Sanatçı üretkendir ve yaratıcıdır. Bir şairin şiirini okurken ya da bir romanla iç içeyken, bir heykeli yakından izlerken neler hissediyorsunuz diye sormayacağım. Eğer siz bana sorarsanız, bulutların üzerinde gezdiğimi, oradan inmek istemediğimi kesin olarak söyleyebilirim.

Sanat ve sanatçı kutsaldır, halka mal olmuştur sonuçta. Sanatçılar eserleri konusunda çok hassastır, ayırım yapamaz. “Onlar benim çocuklarım” ifadesini kullanırlar. Bu konuda daha fazla bir şey söylenemez… Millet olarak okumaya meyyal değiliz. Sanat konusunda da aynı şeyleri söylememiz oldukça doğal.

Zaman zaman bazı sergilerin görüntülerini, bazı sanatçıların görüntüleri ile birlikte yaptığım söyleşileri bu sayfada sizlere sunuyorum. Fakat bazı resim sergilerinde, sergiyi açan kişi ressamım demeye utanıyor. Üstelik çarpıcı tabloları da var.

Toplum olarak onları motive edebilmek görevimiz olmalıdır. Sanatçılarda yüksek moral çok önemlidir. Üretkenliği, yaratıcılığı artar, doping etkisi yapar. Onlarla beraber bizler de kazançlı çıkarız.

Sanata ve sanatçıya değer veren ülkeler dünya genelinde temayüz etmişlerdir. Üzülerek söylüyorum ki, önem vermekten öte, baltalamaya çalışıyoruz. Bu insanlar ne yapsınlar ki, ayakkabı kutularının üzerine mi resim yapsınlar?

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Gönül Köşemden

Herkesin Gülmesini İsterim

Değerli Okurlarım, gülmek nedir diye sormayın, zaten anlatacağım. Gülmek çenenin yaptığı iki önemli işten biridir ve ikincisidir. Birincisi onu tutmakta büyük faydalar var. İkincisi de gülmek.

Neden hayvanlar gülemez derseniz. Gülmek istemezler de ondan. Maymunlara gelince; onlar gülmüyor da, güldüklerini sanıyorlar. Benim CO’nun güldüğünü gözlerinden anlardım. Gözler pırıl-pırıl ve dostça olurdu. Demek oluyor ki, en fazla insanların gülmeye ihtiyaçları var ki, çevre kahkahadan geçilmiyor. O kahkahaların çoğu sahte inanın. İnsanlar zaman-zaman kamuflaj yapıyor1ar. Birçoğu da başarılı oluyor.

Efendim, düğün olmayan ev oluyor da, ölüm olmayan ev olmuyor. Nereden çıktı demeyin, anlatayım… Anası babası olanlara sadece gıpta ediyorum, inanın kıskanmıyorum. Yazı İşleri Müdürümüzün de anası babası hayatta, Allah sağlıklı uzun ömür versin.

Bizimkilerin acelesi vardı herhalde. Bizlerin ne olacağımızı düşünmeden peş peşe terk-i dünya ettiler. İşleri güçleri rast gelsin ama o dönemde bizler çok ezildik üzüldük. O sıkıntıları acıları “BEN BİLİRİM” diyerek büyük konuşmak istemiyorum ama yine de ufak tefek açıklamak istiyorum.

Senin için gülmek diye bir hadise olmaz ve hatta gıdıklasalar bile gülmeyi beceremezsiniz. İçinden gelmeyince bu iş olmaz, zorla hiç olmaz.

Kışın tüm yöreler İskenderun gibi olmaz ki, zemheri ya da karakış denilen bir olay vardır. O şiddetli soğuklar sırtınızdan geçerken kime kahredeceğinizi bilemezsiniz. Seni Yaradan’a bile homurdanır, O’na bile ters düşüp günaha girersiniz.

Öğrencilik yıllarımda, yazı yazmak, şiir ve hikaye yazma hastalığı oluştu bende. Yazdıklarımı kendim de, başkaları da beğeniyordu ama rahmetli bir teyzemiz vardı, gerçek teyzem değildi ama annemin yakın arkadaşıydı ve bir gün bana “Oğlum, bu yaşta bu kadar hüzünlü yazmazsan olmaz mı?” demişti.

Bu konuda çok uğraştım, yası stilimde, küçük bir sapma olmadı. Başlamak bir işin yarısı der büyüklerimiz. Ben de başladım ama bir adım öteye geçemedim. Böyle yazmanın kimselere zararı olmadığı gibi, sizler de beğeniyorsunuz. Yazmak mesleğimizse, bunu seviyorsak, kimselere zarar da vermiyorsak, bu tek­niği geliştirmekten başka da şansımız yok demektir.

Yazmak, (şiir, roman, hikâye vs.) insanın deşarj olmasına neden oluyor, kalbini yumuşatıyor. Kurtlarıma bile şiir yazmıştım. O şiirleri okurken dili­ni çıkarmaz ve olanca sessizliğiyle beni dinlerdi ya, tabi ki anladığını hiç sanmıyorum. Sadece okuduğum şiirde ismi geçtiğinde şöyle bir irkilirdi. Belki de kendine pay çıkarırdı, kim bilir.

Gülmek, sonradan olma değil, anadan doğma vardır insanlarda. Çocukluğunuzda olmayacak şeylere gülersiniz ya da ağlarsınız dikkat çekmek için. Büyüdükten sonra, işler de ters gidiyorsa; İşte o zaman kupkuru bir yaprak gibi toz olur ve kaybolur gider. Bazı büyüklerimiz boşuna demiyorlar: “ALLAH SENİ GÜLDÜRSÜN” Bana göre en güzel dua bu olmalı. Sanmayın ki, Galatasaray gol attığında gülüyorum. O bir çılgınlık, onun adına gülmek denmez. Zaten insanlar olgun yaşa eriştiklerinde gülmenin de aşırısını yeğlemiyor, tebessümden biraz öte bir tavır sergiliyor.

Gülmenin raconunda sevgi ve mutluluk vardır, öyle anlarda kişinin bütün vücudu gülmeye yatkındır. Gerçekten ve İçinden gelerek kahkaha atanlara gıpta ediyorum doğrusu…

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Günün Nabzı

Güzel Yaşamak Zor

Efendim, biz insanlar rahatlığa çok çabuk alıştığımız gibi, her şeyin de en iyisini isteriz. Bu bizim yapımızda doğamızda var.

Haklı olarak bayanlar saçlarına çok önem verirler. Saçlarının bakımlı olması için de iyi şampuan kullanmaya ve kuaföre gitmeyi ihmal etmezler. Tabi bu da onların en doğal hakkıdır. Ancak…

Yoğun şehir hayatı, yaşadığımız stres ve yorgunluk, yaptığımız rejimler, hava kirliliği, yıkandığımız suların pis ve aşırı klorlu olması, özellikle bayanların saç ve deri sağlığını tehdit etmektedir. Buna ilaveten, beceriksiz kuaförlerin de varlığını itibara alacak olursak, kadınlarımızın bu konuda ne kadar zorlandığını anlayabiliriz.

Hava kirliliğini belki önleyemeyebiliriz. Stresin de hemen çözümü olmayabilir. Fakat bazı etkenlerin çözümü oldukça kolaydır. Nasıl mı?

Şampuandan başka sabun kullanmayan, kuaförden başka da kimseleri tanımayan kadınlarımıza, çok kolay, ucuz ve kullanışlı bir önerim olacak. Lütfen yeşil sabun kullanın. Onu çağdışı sanmayın, her zaman geçerlidir. Kullananlar bilir, siz de deneyin. Siz bilirsiniz.

Günün Sözü

Esir Olanlar Her Şeyini Yitirir

Öcal’dan İnciler

Esaret, Bize Göre Değildir!

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here