İnanmak Nedir Acaba?

0
226

Değerli Okurlarım, öncelikle ve özellikle inanmak bir ruh halidir. Bir defaya mahsus olmak üzere altını çizerek söylemek istiyorum. Bu sayfa, insana ait hemen her şeyin konuşulduğu gibi, yazıldığı veda incelendiği bir sanat sayfasıdır. Hayvanlarla aram en az insanlar kadar iyidir.

Yazacaklarım sadece beni bağlayacağı gibi, tamamen kendi tasavvurlarım olduğu, bilimsellikle, varsayımlarla, korkuyla, hırçınlıkla ilgisi yoktur. Tamamen kendi duygularım ve inanışımdır. İfadelerim, bizi Yaradan’a yönelik değil, O’nun yarattıklarıyla ilgilidir. O’nun yarattıkları içinde hayvanların önemli bir yeri vardır, zikretmeden geçemem.

öcal3

Güçlü olanlar, hem korkutucudur ve hem de inandırıcıdır. Tarihte birçok örnekleri bulunmaktadır. İnanmak insanı rahatlatan, mutlu eden bir hadisedir. İnanmak çok önemli bir yaklaşımdır. “Ben Gördüğüme İnanırım” deriz ya mış’lı-muş’lu ifadeleri mahkemeler kabul ediyor mu? Ama Peygamberlerin yaşadığına görmeden inanıyoruz. Bu inanışın kimseler karşısına çıkmadı. İnandı ve sonsuza kadar da inanacak.

Var olmaya dair tesadüfe ve evrimleşmeye atıfta bulunan teoriler olabilir ama yok olma konusunda, bütün teoriler, tüm atıfta bulunmalar geçersizdir.

İnsanlar neden inanmak ister? Genel olarak insanlar sorunsuz ve rahat yaşamak isterler. Doğruluk ve dürüstlük vadeden gelişmelere inanmamak mümkün değildir. İnanmak, inançlı insanların harcıdır. Çevremizde kol gezen, çek senet mafyalarının inançlı olduklarını söyleyebilir miyiz?

Var olma konusunda bazı teoriler üretildiğini söylemiştim. “Yok Olma” konusunda laf üretenler oldu mu hiç? Bir cesedin geçirdiği evrimleri gözleyebiliyoruz ama bunun bir son olup olmadığına dair tartışmalar ancak felsefi boyutta olabiliyor. Bunun dışında kesin bir şey söylenemiyor.

Bu güne kadar hiç duymadım. Hiç kimse bütün uzuvlarıyla öbür dünyanın varlığını ya da yokluğunu gözlemlemiş değil. Ya da “Ben Gittim Gördüm, Öbür Dünya Diye Bir Yer Yok” dedi mi diyebildi mi? Aynı zaman da böyle bir şey kimseye nasip oldu mu? Buna inanan inanır, inanmayan inanmaz. Zira İnanmak Ve İnanmamak Bir Tercih Meselesidir. Bu konuya kafanızı fazla yormayın. Yalnız olduğumdan hep böyle şeyler düşünüyorum.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Gönül Köşemden

Doğa Beddua Ettiyse

Değerli Okurlarım, hani sık-sık duyarız ya… Söyleyen kişilerde öte kişiler, “İNSANLARIN GÖZÜNÜ TOPRAK DOYURUR…” Bu ifadeyi çocukluğumuzda da duyardık da, şimdilerde de özellikle duyar olduk. Bu bilgi kişiler, bildiklerini söylerken, yüreklerini de ortaya koyuyorlar. Şöyle sesleniyordu o bilge kişi topluma…

“…Ey gafiller, ey harisler, aç gözlüler, ey zavallılar… Doğa ile olan dostluğunuzu bozmayın… Şu ana kadar geçen zaman içinde, doğa ile dostluğunuz bozulmuştur. Duracağınız yeri bilin artık, fazla ileri gitmeyin…”

Her tarafta sessizlik hakimdi ve çıt çıkmıyordu.

“…Doğaya karşı telafisi mümkün olmayan yanlışlar yaptınız…”

Doğa, Yaratıcının sizi kucaklayan kolları, okşayan elleri ve ısıtan nefesidir. Doğayla aranız açıldıysa bilin ki, tüm koruyucularınızı yitirmişsiniz. Doğanın hayat verdiği tüm canlılar, size ve hatta çocuklarınıza düşman gözüyle bakıyor. Ey gafil insanlar (!) doğanın dost yavrularına akıl almaz kötülükler yaptınız. Hem de telafisi mümkün olmayan kötülükler…

Ne mi yaptınız?  Bir fildişi için, bir fili katlettiniz… Bir kemerlik deri için bir timsahın canını aldınız… Bir yazlık, bir tarla için, bir ormanı kül ettiniz ya da fabrika için, bir sahili batırdınız. Yozlaşmışlığınız yarattığı keyifler uğruna ürettiğiniz kokularla ozonu delecek kadar zalimleştiniz.

öcal2

Doğa ve onun yavruları sizin yüzünüzden nefes alamıyorlar. Doğa ve onun ak ve berrak çocukları size ne büyük iyilikler etmiş, ne tarifsiz nimetler vermişti. Siz onlara şükran borçluydunuz ama nankörlük, kalleşlik ettiniz. Doğanın dualar korosu, sizin zulümleriniz yüzünden beddualar korosuna dönüştü. Artık haddinizi ve duracağınız yeri bilin.

Balık yüzerken, kuş uçarken, sincap zıplar, kertenkele sürünürken, artık size beddua ediyor. Çünkü her şeylerini talan ettiniz. İçeceklerini zehirlediniz. En vahşi hayvan bile, yarınlar için öldürmez. Bunu ancak sizler yaparsınız ve yaptınız da…

Başınıza büyük işler açtınız ve sizin dışınızdaki tüm canlıların şikâyetiyle sanık sandalyesine oturtuldunuz. Artık sizden, siz bile şikâyetçisiniz. Sevgi diye bir şey kalmadı, onu da siz öldürdünüz. Anaları vurup, yavruları yuvalarında ölüme mahkûm ettiniz. Ürettiğiniz cehennem silahlarıyla toprakları bombalayarak karınca yuvalarını mahvettiniz. Sevginin yaratıcı kucağı olan anaları, belleri büküldüğünde, bağrınıza basamıyor, huzurevlerine kapatıyorsunuz.

İşte böyle seslenmişti o bilge kişi insanlara…Sözleri de”A”  dan “Z” ye doğru, dosdoğruydu. Anlayan oldu mu acaba?

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Günün Nabzı

Mevsim Geçişlerinde Beslenme…

İmkânlarımız sadece doymamıza yetiyorsa ona diyeceğim yok. Ekmek Fabrikalarının bir üst lige terfi ettiklerini nazara alacak olursak, ekmek yiyerek doymaya çalıştığımız gerçeği ortaya çıkar. Mevsimsel değişimin, hava sıcaklıklarının ani değişiklikler göstermesi, ne giyeceğimizi bilmemize ve bu da hastalanmamıza neden oluyor. İşte bu geçiş dönemlerinde özellikle enerji veren gıdaların bolca tüketilmesini öneririm.

İnsan vücudunun her şeye ihtiyaç gösterdiği tamamıyla bir gerçek… Her türlü gıda maddesine ihtiyaç göstermektedir. Özellikle, vücut direncini arttıran ve C vitamin yönünden zengin olan yeşil yapraklı sebzeler, Portakal, Greyfurt gibi meyveler tercih edilmeli.

Kış aylarında da vücudu güçlü kılan, enerji veren tahin, pekmez, kuru üzüm, pestil gibi üzüm şırası mamulleri bolca tüketilmelidir. Kışın yüksek rakımda spor yaptığım için, ayrıca yurt dışında da tüketimi hızla artan kayısı, incir ve üzüm gibi kurutulmuş meyvelerden bolca atıştırmanızı öneririm.

Bu tür yiyecekleri yaz-kış sofranızdan eksik etmemeliyiz. Çünkü hem besin değerleri çok yüksek, hem de potasyum yönünden çok zengindir.

Günün Sözü

Palavra Atanları Acizler Dinler!

Öcal’dan İnciler

Vicdanın Onayladığı Her Şey Doğrudur.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here