Futbol Daima Yükselir (5)

0
26

Değerli okurlarım, futboldaki gelişen olayları sizlere sunarken, özellikle tanık olduğum ve unutamayacağım hadiseleri anlatmaya çalışıyorum. Hem anılarım tazeleniyor ve hem de büyük heyecan duyuyorum. Zaten heyecan duyulmazsa yapılan o işten hayır gelmez. Bu makale yıllarca önce yayınlanmıştı. Durup dururken tekrarlamanın bir esbab-ı harbiyyesi olamaz ama bir Gaziantepli arkadaşım nereden duymuşsa bilmiyorum, 65-70 yıl önceki Gaziantep yerel futbolunu ve taraftarlarının konumunu tekrar yayınlamamı özellikle rica etti. Aynen şunları söyledi;

“…Öcal Hocam, o yıllarda ben dünyada değildim ve hatta babam bile çocukmuş. Anlattıklarınızla duyduklarımız tamamıyla örtüşüyor. Babam rahatsız ve o makalenizi tekrar yayınlamanızı rica ediyoruz…”

Konuşurken bile o makale hafızamda canlanmaya başladı. Çünkü anılarımla dopdoluydu. Dokümanlarımı karıştırma gereği bile duymadım. Yazarken bile çocukluğumu tekrar yaşadım. O arkadaşlara da teşekkür ederim.

Spor makaleleri yazan gazetecilere “SPOR YAZARI” diyorlar. Bizler için de bu ifadeyi kullanıyorlar, bence bir sakıncası yok, hatta sevinmek bile az. Çünkü Almanya’da örneğin spor yazarı olabilmek için birçok aşamalardan geçmek gerekiyor. Biz de bir günde spor yazarı olunuyor. Dilerseniz anlatayım…

*Spor tarihi, *Spor sosyolojisi *Sekiz spor dalında ihtisas, *En az dört dalda spor yapma, *En az yabancı dil, *Spor ekonomisi, *Spor felsefesi, *Sporun kültürel etkisi *Ve gazetecilik… Almanya’da “Spor Yazarlığı Fakültesi”ni bitirmenin şartları bunlar. Yani bizim seviyemize gelmek için bu kadar aşamadan geçiyorlar. Kabiliyetleri kıt, kafaları basmıyor öyleyse. Oysa ülkemizde on beş gün önce oynanan bir maçın yorumunu iktibaslı yayınlıyor ve spor yazarı olduğunu söylüyor. O da Allah’tan…

Birazcık düşünecek olursak; geride bıraktığımız yarım asırda çok şeyler değişti ve futbolumuzda da bazı şeylerin değiştiğini söyleyebiliriz. Fakat bizim değişmesini canı gönülden istediğimiz, tribün terörünün sona ermesidir. Birden bire olmaz ya tedricen de olsa yine razıyız. Taraftarları haksız yere cezalandırmak, sahaları kapatmak, müsabakaları başka statlarda oynatmak soruna çözüm değildir. “Şu taraftarlar olmasa müsabakalarda hiç olay çıkmaz” diyenler de, ceza-i müeyyideyi bu şekilde uyguluyorlar.

Futbol olduğu günden beri taraftarı olmuştur. Öğrencisi, öğretmeni olmayan bir eğitim düzeni düşünülebilir mi? Ama bizde olmaz diye bir şey yok. Aklınıza ne gelirse her şey mümkün… Bir okurum diyor ki, “Şu küfürlerde sona erse…” Aynen öyle söylüyor. Küfür bitmez. Kasımpaşalı bir arkadaşım var, zamanında futbol oynadığı için biraz yengeç gibi yürür. Bu arkadaşım ayakkabıya çok meraklı ve kırk çift ayakkabısı bulunmakta. Bununla beraber kırk tane de ayakkabı kutusu mevcut. Ayakkabı kutusu lügatten çıkarıldı. O dikdörtgen kutulardan sez edebilir misiniz? Mangal gibi yürek gerek. Bana 400’ ü vermeseniz n’aparım diyor.

Nohut istediniz verdik, kömür istediniz sanki vermedik mi, nankörlük etmeyin, bu uğurda yüzlerce madencinin canını çıkardık. Kimse gık diyemedi, kesemize kaldı. Böylesine gergin bir ülkede küfür biter mi? Millet nasıl deşarj olacak? Bu nedenle küfür onlar tarafından baş tacı olur. Allah hepinizi aynı koşullarda yaratmıştır. O’nun ismini zikrederken içimizden, huşu ile yapmalıyız. Kutsal kitabı sallayarak bu takva olmaz.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here