Seçilenler ve Seçenler

0
8

Köşemde onlarca kez yazdım. Siyasi hayatımca da hep savundum. Siyasi partiler yasası tamamen demokratik olmadıkça ülkeye huzur gelmez. Bu sistemde hak edenler değil, genel merkezlere yakın olan veya parası bol olanlar meclise girer. Bu şekilde meclise girenler arasında gerçek manada milletin vekili olanların sayısı bir elin beş parmağını geçmez.

1989 yılında ilk defa seçildiğim İl Genel Meclisi üyeliğimde, ne hikmetse Anavatan Partisi hâkim huzurunda, gerçek manada ön seçim yaptı. 22 adayın yarıştığı ön seçimde ben hasbelkader 1. sırayı aldım. Benden sonra gelenler de genellikle dağ köylülerinin temsilcileri idi. 89-94 yılların arasındaki 1. Dönemimde oldukça başarılı olduğumu hiç tevazu göstermeden söyleyeceğim. Çünkü Anavatan Partisi ilçe yönetim kurulu ve ilçe sekreterliğim sırasında hiç kimseyi ayırmadan oldukça güzel çalışmalarım oldu. Arsuz’un dağ ve ova köylerinden, İskenderun dağ köylüleri ve merkezdeki vatandaşlarına kadar ihtiyacı olan herkese gücüm yettiğince yardımcı oldum. Partizanlık yapmadan tüm muhtarların önüne düşüp sorunlarını çözmeye çalıştım. Çoğunu da çözdüğümü iftiharla söyleyebilirim. İl Genel Meclisi üyeliğim sırasında da bu çalışmaların çok daha fazlasını yaparak halka hizmet ettim. Neticesinde 1994 yılında yapılan temayül yoklamasında 1. sıra yine benimdi.

1991 yılında Milletvekilliğine aday adayı oldum. Payas, Dörtyol ve Erzin’de yaptığım lobi çalışmalarım neticesinde, genel merkezde yapılan merkez yoklamasında bu saydığım ilçe ve belde yöneticilerinin hepsi çıkışta bana “hayırlı olsun” diyerek tebrik ettiler. Tüm kalbimle bu insanların benim için olumlu oy kullandığına inanıyorum. Çok büyük ihtimalle listeye girmiştim. Zaten o seçimde “tercih oyu” da vardı ve listede olsaydım tercihte önüme kimsenin geçmesi mümkün değildi.

Ne yazık ki; demokratik bir ön seçim yapılmadığından, benim liste dışı bırakılmam şartıyla 2 daireyi satarak verdikleri rüşvetle bir aday adayının 1. sıraya getirilmesi sonucunda tamamen liste dışında bırakıldım.

Tabii bunları okuyanlar arasında, yazdıklarımın doğru olmadığını düşünecek olanlar olabilir. Olsun… Beni o zamanlar iyi tanıyan gazeteci dostum Ersen Korkmaz benim için “İskenderun siyasetinin en renkli siması” ifadesini kullanıyordu. Dostluk ve arkadaşlık bağımı hala yaşayan insanlar beni çok iyi bilir.

Kendimi sadece bir örnek olarak göstermek için yazdım. Ama özellikle 12 Eylül’den sonra yapılan seçimlerde ön seçim sistemi hiç uygulanmadı. Merkez yoklaması denilen bu antidemokratik ucube sistemle meclise girenler de hep eş, dost, ahbap çavuş ilişkileri veya paralarının bol olması sayesinde vekil oldular. Ama hiçbir zaman millete vekil olamadılar!..

Ülkemizin içinde bulunduğu dar boğazın, bu kötü gidişin tüm sebebi; siyasi partiler yasasının antidemokratik oluşu, halkın kendi vekilini seçme hakkının gasp edilmesidir. Hâkim huzurunda yapılan ön seçimle seçilen vekiller sadakat değil liyakat sahibi, halkın problemlerini çözebilecek kabiliyette, milletin bağrından çıkmış gerçekten halka vekillik yapan kişilerdi.

Şimdilerde genel başkanların hiçbiri parti içi demokrasinin gereği olan “ön seçimle aday tespit edilmesini” söz konusu dahi etmiyorlar. Hepsi adeta sözleşmişçesine aday tespitinde bu antidemokratik “merkez yoklaması”na uyuyor. Böylesi işlerine geliyor. Tabii bunun neticesinde o para ile ya da ahbap çavuş ilişkileri ile meclise girenler de diledikleri gibi parti değiştiriyor. Ondan sonra bakıyorsunuz bu vekillerin çoğu emlak zengini veya iş adamı v.s. veya kollarında on milyonlarca değerinde kol saatleri, altlarında vekil maaşıyla bile alınamayacak pahalılıkta arabalar… Kubilay Uygun isimli sanırım bir Afyon milletvekili vardı. Bu adam bir günde tam 3 parti değiştirmişti. Ön seçimle milletvekili olsaydı bunu yapabilir miydi?

Halk açlık sınırı altında yaşamaya çalışırken bir (sözde) milletvekili 500 bin liranın kendisine yetmediğini söyleyecek kadar hadsizleşmişti. Yine iktidar vekillerinden Zehra Taşkesenlioğlu’nun eşine 4,5 milyon Euro’luk bir yat aldığı kamuoyunda konuşulmuş, aynı vekilin Afrika’da maden ocakları olduğu iddia edilmişti.

Yine Bülent Arınç’ın ifadesi ile “Ankara’yı parsel-parsel satan” Ankapark’a yüz milyarlarca para harcayarak milletin parasını iç eden, lakin bunun karşılığında adeta ödüllendirilerek oğlu milletvekili yapılan, Mansur Yavaş’ın ifadesi ile hakkında 103 dosya bulunan Melih Gökçek, her hikmetse soruşturma yapmak üzere ifadeye bile çağırılmamıştır. Hiç bir gün çalışma hayatı bulunmayan Osman Gökçek nasıl bir televizyon sahibi oldu? Ankara’da 600 milyonluk villayı hangi parayla yaptı? Bu kadar yolsuzluğu ayyuka çıkmış biri varken, CHP’li belediyelerin onlarcasına operasyon çekilerek başkanları tutuklanıyor, iktidar seçimle alamadığı belediyelere açıkça çöküyor.

Tüm bu haksızlıkların, yanlış uygulamaların, adam kayırmaların arkasındaki gerçek; demokrasinin, özellikle parti içi demokrasinin uygulanmamasıdır. Bu konuda tüm muhalefet partilerinin söz birliği etmişçesine eleştirdiği “tek adam” sisteminin suçlusu aynı zamanda muhalefet partileridir. Çünkü bu sistemde her siyasi partinin genel başkanı kendi partisi içinde “tek adam”dır!..

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here