Kürt

0
15

Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY…

Son bir yılda ve bugünlerde “Kürt” kelimesi yazılı ve görsel basında sıkça kullanılıyor. Bu ülkede yaşayan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında ayrım yapmak doğru olmaz. Bu eşsiz güzel vatan hepimize yeter ve bu vatan için hepimiz gerekirse canımızı vermeye hazır olmalıyız. İslam dininde ırkçılık yoktur. Irkçılık şeytanın işidir, hiç kimse diğerinden üstün değildir.

Allah insan ayrımı yapanları ve kendini üstün görenleri sevmez. Kuran-ı Kerim Hucuret Suresi 11-13. ayetlerin okunması gerekir. Şeytan kendini üstün görür, ben farklıyım, üstünüm diye kibirlenir.

Küçük bir kasabada, kendi halinde yaşayan evlenmiş, bir çocuğu olmuş, ancak anlaşamadığı için eşinden ayrılarak hayata küsmüş, kendi halinde yaşayan ve kasaba halkının Kürt diye bildiği az da olsa tanıdığım bir vatandaş vardı. Adına Kürt denilen bu kişiyi anlatmak için yazmaya çalıştım. Aslında kendisi Kürt değildi, Doğu’yu hiç görmemiş, Kürtçe hiç bilmezdi, velev ki Kürt bile olsa ne önemi var hepimiz bu yurdun evlatlarıyız. (Adını şu an hatırlayamadığım ancak soyadının Akyürek olduğunu biliyorum…) Kürt kendinden önce ölen ağabeyinin eski harabe her an yıkılmaya yüz tutmuş evinde yaşıyordu. Bazı kişiler Kürt’ü sevmezlerdi, oysa kimseyi öldürmemiş, bıçak çekmemiş, hırsızlık yapmamış, kimsenin namusuna el uzatmamış, kavga etmemiş biriydi. Fakirdi, gün kazanır gün yerdi ama kalleş değildi. Kendisi de kendine neden Kürt denildiği bilmiyor, sorulduğunda ise “varsın öyle söylesinler” derdi.

Kürt evinde yalnız yaşayan kimseye zararı olmayan tüm kasaba halkı tarafından bilinen, kimsenin malında gözü olmayan, dedikoduyu hiç sevmeyen, çok sigara içen, kimseye el açmayan, gururlu, mert, ekmeğinin peşinde olan bir insandır. Çok da alçakgönüllü birisidir.

Peki, geçimini nereden sağlamakta… Hayatta bir tek dikili ağacı olmayan ve de Çanakkale kahramanı Seyit Onbaşı gibi bir tek sermayesi baltası olan ve çok ağır keresteleri kaldırıp sırtında taşıyan Kürt, geçimini baltası sayesinde sağlardı. (Burada Seyit Onbaşı’yı da rahmetle anmak isterim. 276 kg. mermiyi kaldırmış ancak Alman ağırlık birimi ile karıştırılıp 215 okka, sehven 276 kg. olarak yazılmıştır. Gerçekte 215 kg. kaldırmıştır.) Keresteyi satarak, geçimini sağlayan Kürt, kimseye el açmaz, iş sonrası topuklu ayakkabısını giyer, temiz elbiseleri ile elinde sigara çarşıya çıkarak, kahvede veya kaldırımda bulunan bir sandalyede otururdu. Kimseye yük olmaz, kendi halinde yaşardı.

Hayatta tek sermayesi balta olan Kürt ihtiyacı kadar para kazanır, onu harcar, sonra tekrar paraya ihtiyacı olunca baltasını alır ve ormana giderdi. Kasabanın her tarafı orman ve yürüyerek gidilen yer olduğundan işini çok çabuk bitirmek isterdi. Baltası ile ormana giden Kürt ya bir kurumuş çam ağacını ya da para edecek başka bir çam ağacını keser, onu ormanın bir yerinde saklar ve uygun bir zamanda da kasabanın hızarına getirip satardı.

Getirebildiği keresteyi anlaşarak uygun bir fiyata satar, parasını ya hemen alır ya da birkaç gün sonra alırdı, bu keresteyi hızara getirme işlemleri genelde sakin bir ortamda, gece veya sabahları yapardı. Çarşıya borcu varsa, aldığı parayla öder, hiçbir zaman alacaklarını kapısına getirmezdi.

Bazen evindeki gazocağında yemek yapar, bazen de kasabanın küçük sayılı birkaç çeşit yemekleri olan Hasan’ın Lokantasında yerdi. Bazı zamanlarda başkalarına sigara ikram eder, çay söylerdi. Kendine değer verildiği zaman çok hoş sohbeti vardı. Sağlığına pek dikkat etmezdi. Kürt bazen çarşıda aldığı bir kazağı ya da gömleği, daha eve götürmeden, aldığı dükkânın içinde üstündekilerin üzerine giyer ve sigarasını yakardı. Sigarayı ve çayı çok severdi.

Zamanında hiçbir işe girip SSK’lı olamamış, maaşı yok, tek geçimi dağdan bir kereste getirip satmakla geçinen Kürt daha sonra 65 yaş aylığı almaya başlamıştı. Yaşı ilerledi, çalışamaz oldu; işte o zaman kendine yapılan yardımları geri çevirmedi ve boynu bükük bir durumda yardımları alarak duasını da hiç eksik etmedi. Oturduğu ev de satılınca kasabada nereye taşındı, nerede oturdu bilemiyorum.

Zaman içinde ayağından çok rahatsızlanan Kürt, 1996 yılında İskenderun Devlet Hastanesinde tedavi olmaya başladı. Kendine değer veren ve zaman-zaman yardım aldığı kasaba halkından bazı kişileri görünce gözlerinden yaş gelir, için-için ağlardı. Başını öne eğer sigarasını yakar, derin-derin içine çekerdi. Son zamanlarda acıyı kendine yar etmiş, acıları ve sıkıntıları ile baş başa yaşamaya başlamıştı. Allah rahmet eylesin.

Başkalarına muhtaç olmadan, kendi yağı ile kavrulan, başı dik, alnı açık, yetimin, yoksulun, devletin ve milletin malını yemeyen sağlıklı günler dilerim.

Kasabanın Kürdü bu dünyadan göçüp gitti! Yazımı okuyanlar; belki hatırlayıp, bir rahmet göndersinler diye bu yazıyı yazmaya karar verdim. Allah rahmet eylesin! Son zamanlarda, çoğu zaman aç kaldı, susuz kaldı ama gururundan hiç taviz vermedi. Bu küçük kasabadan bir Kürt geldi geçti.

Yine diliyorum ki Allah kimseye muhtaç etmeden, elden ayaktan düşürmeden, yetim ve yoksulun, devlet ve milletin malını yemeden bu dünyadan göçmeyi nasip etsin! Sağlıklı mutlu günler dilerim.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here