1-Kamuran 2-Biz Üretelim

0
6

Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’

Kamuran

İnci Taneleri dizisindeki Kamuran karakteri ilk bakışta renkli bir yan figür gibi görünebilir. Ama dikkatli bakınca şunu fark ediyorsunuz: Bu bir karakter değil, bir bakış biçimi. İsmi bile sembolik. Kadın mı? Erkek mi? İkisi de. Demek ki mesele kimlik değil. Mesele içerik. Ve içeriği büyütebilme kabiliyeti…

UZAKTAN BAĞ KURMA ZEKÂSI! Kamuran bir konuyu alıyor. Hiç beklemediğiniz bir yerden bir lezzetle bağlıyor. Adını duymadığınız bir yemeği anlatıyor. Unutulmuş bir tadı hatırlatıyor. Ama yaptığı şey yemek anlatmak değil. Yaptığı şey şudur: Görmediğimizi göstermek. Önemsemediğimizi hatırlatmak. Küçük sandığımızı büyütmek… Bu bir gurmelik performansı değil. Bu bir değer üretme refleksi.

BİR ÜLKENİN ASIL SERMAYESİ! Biz büyük projeleri konuşmayı seviyoruz. Yüksek binaları, dev yatırımları, gösterişli açılışları… Oysa bir ülkenin gerçek gücü; ismini bilmediğimiz kasabalarda, markalaşmamış ürünlerde, sessiz üreticilerin emeğinde saklıdır. Sorunumuz kaynak eksikliği değil. Sorunumuz bakış eksikliği. Anlatamadığımız her değer, bir süre sonra unutulur. Sahip çıkılmayan her potansiyel, başkasının fırsatına dönüşür.

MARKALAŞMA ÖNCE ZİHİNDE BAŞLAR! Bir ürünü değerli yapan ambalajı değildir. Hikâyesidir. Bir şehri güçlü yapan nüfusu değildir. Kimliğidir. Bir toplumu ileri taşıyan kalabalık değil; Bağ kurma becerisidir. Kamuran’ın lezzet üzerinden yaptığı tam olarak budur: Bağ kurmak. Lezzet araçtır. Asıl mesele algı inşa etmektir. Algı ise gürültüyle değil, incelikle kurulur.

İSİMLERLE DEĞİL, ÜRETİMLE YÜKSELMEK! Kamuran ismi iki cinsiyet tarafından da kullanılabilir. Bu bile başlı başına bir ders. Biz uzun zamandır isimlere takılıyoruz. Etiketlere takılıyoruz. Taraflara takılıyoruz. Oysa bir ülke isimlerle değil, üretimle yükselir. Bir şehir sloganlarla değil, değerle büyür. Bir yönetim makamla değil, emanet bilinciyle güçlenir. Asıl soru şudur: Görünmeyeni görüyor musun? Sessizi duyuyor musun? Küçüğü büyütebiliyor musun?

SON SÖZ… Kamuran olmak zorunda değiliz. Ama Kamuran gibi bakmak zorundayız. Çünkü bu ülkenin her köşesinde; keşfedilmeyi bekleyen tatlar, anlatılmayı bekleyen hikâyeler, yükseltilmeyi bekleyen değerler var. Mesele büyük olmak değil. Mesele; küçüğü büyütebilmektir. Ve bunu yapabilenler, yarının söz sahibi olur.

Biz Üretelim

Hayat bazen küçük tartışmaların içine sıkışmak ister. Alanlar daraltılır, cümleler sınırlandırılır, paylaşımlar ölçülür. Oysa bizim derdimiz alan kaplamak değil, alan açmaktır. Bu ülkenin, bu şehrin, bu toplumun en büyük ihtiyacı; daha fazla konuşmak değil, daha fazla üretmektir. Üretmek sadece fabrika bacası değildir. Üretmek; fikir ortaya koymaktır. İnsan yetiştirmektir. Gençlere yol göstermektir. Bir iş ilanını doğru kişiye ulaştırmaktır.

Bir annenin evladının işsiz olması istatistik değildir. Bir babanın içindeki sessiz endişe ekonomik veri değildir. Her işsiz genç, ertelenmiş bir hayaldir. Biz hayalleri erteleyen tarafta olmayacağız. Paylaştığımız her imkân, belki bir kapıyı aralar. Yazdığımız her satır, belki bir zihni harekete geçirir. Kurulan her bağlantı, belki bir gencin hayatını değiştirir. Eğer bir kişiye bile dokunabiliyorsak, orası bizim için yeterli bir sebeptir. Bizim yolumuz kırılganlık yolu değildir. Alınganlık yolu değildir. Rekabet duygusuyla savrulma yolu değildir. Bizim yolumuz istikrardır. Sessiz ama kararlı bir yürüyüştür.

Çünkü biliyoruz ki; Alan daraltanlar geçicidir. Alan açanlar kalıcıdır. Biz kalıcı olan tarafta olalım. Daha çok üreterek… Daha çok insana ulaşarak… Daha çok gence umut olarak… Anlaşılmak için bağırmayacağız. Anlaşılır olmak için çalışacağız. Ve inanıyoruz: Fayda üreten çoğalır. İstihdam üreten güçlenir. Birleştiren kazanır. Biz üretelim. Gelecek, üretenlerin olacaktır.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here