Tek Heceli Kelime

0
7

Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY

Tek heceli, heyecanlı, duygulu, sevgi dolu, gerektiğinde insanın canını bile verebileceği, çoğu zaman anlatamayacağı kelime AŞK kelimesidir. Aşk, âşık olmak deyince insanların karşı cinsten birine duyduğu anlatılamaz sevgi dolu bakış ve duygulardır diye biliriz ama öyle değil tabi ki aşk kişilere göre başka başkadır.

Büyük Aşkların başında Hz. Muhammed’in aşkı gelir. Hz. Hatice’ye öyle aşıktı ki ölümünden sonra yaklaşık bir ay, evinden dışarı çıkmamıştır. Hz. Hatice hakkında olumsuz laf edenleri şiddetle uyarmıştır; “Benin yanımda hiç kimse yokken o vardı” dedi, çadırını Hz. Hatice’nin kabrini her gün görebileceği bir tepenin başına kurdurmuştur. İşte büyük aşk!

İnancına göre Peygamberine, Kutsal Kitabına âşık olmak, model aldığı ana ve babasına, çok değer verdiği başka birine, doğaya veya çok sevdiği çocuğuna aşk dolu sevgi sözleri ile bakanları da görebiliriz.

Tasavvuf şairi ve düşünürü Yunus Emre; “Cennet, Cennet dedikleri birkaç melek, birkaç huri/ isteyene ver onları/ bana seni gerek seni” diye, Allah’ı belirtmektedir.

Daha çok aşk deyince iki insan arasındaki duygu ve sevgi dolu bakışları anlıyoruz. Peki bu aşklar nasıl oluyor veya aşklar nasıl sona eriyor.

Erkek veya bayan, cadde veya sokakta, düğün salonlarında, toplantılarda, okullarda v.s. görülüp birden bire aşık olunabiliyor, kolay aşklardır bunlar. Yanmadan, göz yaşı dökmeden, bir görüşte aşık olmalar ve tecrübeli ana baba veya ebeveynleri dinlemeden, dış görünüşüne veya konuşmalarına bakarak aşık olmalar kolay aşklardır ve kısa sürede olunan bu aşklar çoğu zamanlarda çok çabuk bitebiliyor.

Allah korusun, TÜİK verilerine göre boşanmalar çoğaldı. 2025 yılında 193.793 boşanma olduğunu öğreniyoruz. Buna karşı evliliklerde azalmalar olduğu gözleniyor.

Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Ezo gelin, Haylo gelin gibi zor ve kavuşulamayan aşkların konusu günümüze kadar gelir ve efsane olur anlatılır da anlatılır. Ülkemizde efsane olan ve çokça anlatılan zor aşklar vardır. Cahiliye döneminde diri-diri toprağa gömülen kızlar, köle pazarlarında satılan kadın ve erkekler Peygamberimiz ile son bulmuş ve Veda Hutbesinde “Kadınların sizler, sizlerin de kadınlar üzerinde hakları vardır” diye belirtmesi ile kadınlara verdiği bu önem görülebilir. Yine Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkını vermesini de sürekli hatırlamamız gerektiğini belirtmek isterim.

Kadın incedir, anaçtır, sabredendir, herşeyden önce insan evladıdır. Kadının olmadığı evlerde, erkeklerin yaşamasının ne kadar zor olduğunu unutmayalım. Neye âşık olursan ol, aşk yakarsa o zaman aşk olur.

Ezo gelinin aşkı ve Ezo gelin çorbası, Meyrik türküsü ve günümüze kadar; “…Maraş’tan bir haber geldi, dediler ki Meyrik ölmüş. Keşke Meyrik ölmeseydi…” diye söylenen türkü…. Haylo gelinin aşkı ve dillere destan türküsü “Haylo gelin seni vermişler Halep iline. Halep kurban olsun senin gibi geline…” Barak türküsü söylenir de söylenir.

Ezo Gelin seni seven de sevmesini bilmemiş. Çok ağlamış da gözyaşını silmemiş. İşte sizlere zor ve efsane olan aşklardan bir örnek anlatmak istiyorum. 1940’lı yıllar, olay Eskişehir dolaylarında yaşanıyor; Raziye köyün güzel ve orta halli bir ailenin kızıdır. Ailesi ile birlikte çiftçilik yapmakta olup Mustafa ise yoksul ama yiğit, mert, gün çalışır, gün yer, kimseye muhtaç olmadan yaşayan bir delikanlıdır. Mustafa askerliğini yapıp köyüne döner ve köyde Raziye’yi sürekli yolda,  bahçede görür ve bir anda bakışmalar olur. Mustafa bu bakışlardan etkilenir ve âşık olur. Buna kolay aşk diyeceksiniz ama öyle değil! Mustafa, Raziye’nin bakışlarını unutamaz, hep hayal eder, onun geçtiği yoldan geçer, onu görmek için sürekli yanar, arar ve sonunda Raziye’ye açılıp söylemeye karar verir, ancak bu cesareti de kendinde bulamaz.

Günler gelir geçer aşk Mustafa’yı yakar da yakar ve bir gün Raziye’yi çeşmeye yakın yerde yakalar ve çok sevdiğini söyler. Raziye utanır, sıkılır ama kendisi de bu aşkı gülerek ve gözaltından da bakarak onaylar gibi bir hal alır. Mustafa kaçmayı teklif eder, Raziye bir süre kabul etmese de sonunda kabul eder ve bir sabah erkenden köyün tek at arabası ile kaçarlar. Sabah Raziye’nin annesi kızının olmadığını fark eder ve babaya söyler, baba çılgına döner ve tahmin ederek, adamlarını alır ve kaçma yolunu takip ederler, uzun kovalamadan sonra ikiliyi yakalarlar, jandarmaya teslim ederler. Mustafa çaresiz boyun eğer ve Raziye’ye son bir kez bakar ve onun hayali ile cezaevinde günlerini geçirir, çıktıktan sonra da bir daha köyüne dönmez.

Mustafa cezaevine, Raziye de baba evine döner. Mustafa oradan oraya sürülür ve bir gün yüreği yanarken şöyle söyler. “Karadır kaşların ferman yazdırır. Bu aşk beni diyar-diyar gezdirir. Lokman hekim gelse yaram azdırır, yaramı sarmaya yar (Raziye) kendi gelsin” der. Gece gündüz mahpusta onu hayal eder ve bağrı yanarak türkü söyler.

“…Ormanların gümbürtüsü başıma vurur, nazlı yârin (Raziye’nin) hayali karşımda durur. / Karadır kaşların, benzer kömüre, Yardan ayrılması zarar ömüre, kollarımdan bağlasalar zencire, Kırarım zenciri giderim yare…” diyerek türküsü söyler ve bu türkü günümüze kadar dilden dile dolaşır. TRT repertuarına girer.

Yıllarca yaşanabilecek güzel aşkların olması, aşkların zor aşklar olması, aşk ateşlerinin sönmemesi dileklerimle; Kadınlarımızın değerini bilen, onları katletmeyen, küçük olaylardan dolayı boşanmayı tercih etmeyen, yavruları anasız babasız bırakmayan, parçalanmış ailelerin olmadığı, mutlu ve zor kavuşulan aşkların ülkemizde, dünyamızda çoğalmasını temenni eder, sağlıklı günler dilerim.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here