Zorunlu  Olarak  İzindeyim  İzninizle

0
128

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bizi sorarsanız. Kaç zamandır karabulutlar vardı başımızın üzerinde dolana-dolana dolaşan. Biraz uzaktan tehdit ediyorlardı. Ama  dünden beri o kadar yakına geldiler ki şimdi nefes almakta zorlanıyoruz. O kadar ağırlar ki eziyorlar yüreğimizi, bedenimizi. Gerçi kendimizi korumaya almaya çalışıyoruz ancak çok iyi biliyoruz ki; doğan herkes bir gün ölecektir. Bu bir gerçek ancak bu gerçeği bildiğimiz halde ölüm kapımıza dayandığında yine de kabul edemeyiz.

Ve bu gerçeğin altında eziliriz. Şimdilerde aynen o haldeyiz. Sıra bizde. Yoğun bakımda günler geçiriyoruz, can paremize dualar ederek. Biz bu günleri çok yaşadık. Ve şimdi tarih bizde tekerrür ediyor. Geçmişten tecrübeli olmak şimdiki durumu hafifletmiyor. Aksine katlıyor acıları. Çünkü unuttuğumuzu sandığımız eski acılar birden bire şimdi olmuş gibi duruyor karşımızda. Ve şimdilerde üzgünüz ve çok üzgünüz. Şu an  Başkent Hastanesinde yoğun bakım kapılarında duadayız. Her türlü iyilik için.

Siz bu yazıyı okuduğunuzda belki her şey bitmiş olacak. Şu ya da bu şekilde… Bu yüzden uzun zaman yazılarıma ara vereceğim… Helga eski yazılarım ve öykülerle  ve şiirlerle sayfamı boş bırakmayacak. Dualarınıza ihtiyacımız var! Ve şimdi sevgili okuyucularım sağlık ve sevgiyle kalalım diyorum her şeye rağmen hep birlikte ayrımsız gayrımsız. Yase

& & & & &

Gizli Yüz

Yıllar önce çalışkan bir adam, ailesini avantajlı bir iş imkânı sağlamak için Newyork’tan Avustralya’ya götürdü. Adamın ailesinden biri, sirke trapez artisti olarak katılmak veya aktör olma tutkusu olan genç ve yakışıklı oğluydu. Bu genç adam zamanını bir sirk işi ya da herhangi bir sahne işi gelene kadar kasabanın sınırındaki batı bölümünde yerel bir tersanede çalışarak geçirdi. Bir akşam, işten eve gelirken, onu soymak isteyen beş haydut tarafından saldırıya uğradı. Genç adam, parasından vazgeçmek yerine onlara karşı koydu. Bununla birlikte onu kolayca alt ettiler ve onu feci şekilde dövmeyi sürdürdüler. Botlarıyla yüzünü parçaladılar ve tekmelediler, vücuduna sopalarla acımasızca vurdular ve onu ölüme terk ettiler. Aslında polisler, onu yolda uzanmış bir şekilde bulduklarında, onun öldüğünü sanmışlardı. Morg yolunda, polislerden biri, adamın zorlukla nefes aldığını duydu ve onu hemen hastanedeki acil bölümüne götürdüler. Acil bölümünde yatarken, bir hemşire korku içinde bu genç adamın uzun süre bir yüze sahip olamayacağını fark etti.

Göz yuvaları parçalanmış, kafatası, bacakları ve kolları kırılmış, burnu askıda kalmış, bütün dişleri kırılmış ve çenesi hemen-hemen kafatasından ayrılmıştı. Yaşama imkanı az olmasına rağmen, bir yıla yakın zamanını hastanede geçirmişti. Sonunda hastaneden ayrıldığında, vücudu iyileşmişti fakat yüzü bakılamayacak kadar biçimsiz ve iğrençti. Artık herkesin imrenerek baktığı yakışıklı genç değildi. Genç adam, yeniden iş aramaya başladığında, herkes tarafından geri çevrildi. Bir iş veren, ona, sirkte “Yüzü Olmayan Adam” adında tuhaf bir şov önerdi ve bir süre bu işi yaptı. Bu olanlar boyunca o, hala herkes tarafından reddediliyor, işyerinde hiç kimse onunla görünmek istemiyordu. Genç adam intiharı düşünmüştü. Bütün bunlar beş yılda gelişmişti. Bir gün, kiliseye uğradı ve bir teselli aradı. Kiliseye girerken onu, kilisenin sırasına diz çökmüş, hıçkıra hıçkıra ağlarken gören bir rahiple karşılaştı. Rahip ona acıdı ve onu uzun uzadıya konuştukları odasına götürdü. Rahip büyük ölçüde etkilenmişti, onun yaşamını ve gururunu tekrar kazanabilmesi için elinden gelen her şeyi yapabileceğinin mümkün olduğunu söyledi. Ama genç adam, iyi bir Katolik olabileceğine söz verecek ve olacaktı.

yase-film afişi1

Genç adam her gün ibadet için kiliseye gidiyor ve ibadet ediyordu ve Allah’a onun hayatını bağışladığı için dua ettikten sonra, beyin huzurunu sağlamasını istiyor ve onun gözünde, iyi bir insan olması için şükran duasını ediyordu. Rahip, kişisel ilişkileri sayesinde, Avustralya’daki en iyi plastik cerrahla görüştü. Genç adam hiçbir ücret ödemeyecekti. Çünkü doktor, rahibin en yakın arkadaşıydı. Doktor genç adamdan çok etkilenmişti. Onun hayata bakış açısı, tüm kötü tecrübelerine karşı mizah ve sevgi doluydu. Cerrah harika bir şey başardı. En iyi diş ameliyatlarını onun için yaptı. Genç adam, Tanrı’ya söz verdiği her şeyi yerine getirdi.. Tanrı da onu harika ve çok güzel bir eş, yedi çocuk ve ileride kariyer için düşündüğü iş hayatındaki başarı ile ödüllendirdi. Eğer Allah’a şükretmezsen ve sana değer veren insanları sevmezsen, toplumda kabullenilemezsin. Bu genç adam Mel Gibson’dı… Onun hayatı “Yüzsüz Adam” filminin prodüksiyonuna ilham oldu. O hepimizi kendine imrendirdi. Cesareti olan her insana örnek oldu…

Günün Şiiri

KOŞMA

Bir daha o fırsat geçer mi ele

Dün gördüm bu günde göresim geldi.

Gülüşü o kadar hoştu ki hele,

Lebinden goncalar düresim geldi.

Hem küçük hem güzel hem utangaçtı,

Gözleri gözümden daima kaçtı.

Saçları ne güzel ne ipek saçtı.

Öpüp okşayarak öresim geldi.

Yüzü benziyordu bahar ayına,

Kaşları can yakan aşkın yayına,

Hasretle kapanıp hak-ı payına

Yüzümü, gözümü süresim geldi.

Yusuf Ziya Ortaç

Gün Olur

Gün olur alır başımı giderim,

Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda

Şu ada senin bu ada benim.

Yelkovan kuşların peşi sıra…

Dünyalar vardır düşünemezsiniz

Çiçekler gürültüyle açar;

Gürültüyle çıkar duman topraktan

Hele martılar, hele martılar,

Her bir tüylerinde ayrı telaş

Gün olur başıma kadar mavi;

Gün olur başıma kadar güneş

Gün olur deli gibi…

Orhan Veli KANIK

Macera

Küçüktüm, küçücüktüm,

Oltayı attım denize;

Bir üşüşüverdi balıklar,

Denizi gördüm.

Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı;

Kuyruğu ebemkuşağı renginde;

Bir salıverdim gökyüzüne;

Gökyüzünü gördüm.

Büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım;

Para kazanmak gerekti;

Girdim insanların içine,

İnsanları gördüm.

Ne yârdan geçerim, ne serden;

Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama…

Bırakmıyor son gördüğüm,

Bırakmıyor geçim derdi.

Oymuş, diyorum, zavallı şairin

Görüp göreceği.

Orhan VELİ

Günün Fıkrası

Adamın biri bir gün yolda giderken bir dilenciye rastlar. Dilenciye para verir; “-Git bununla kendine sigara al” der.

Dilenci; “Beyim ben hiç sigara içmem” der. Bunun üzerine adam; “Öyle ise bir bira içersin” der.

Dilenci; “Ben ağzıma içki koymam” der. “Sen o zaman bir atlı oynarsın.”

Dilenci; “Beyim ben hiç kumar oynamam” deyince, adam “O zaman al bu parayı bizim eve gel” der.

Dilenci neden olduğunu sorar. Adam “karım seni bir görsün içki ve sigara içmeyen kumar oynamayan bir adamın hali ne oluyor, anlasın” der.

Günün Sözü

Bir defa değil de yüz defa yenilseniz de mücadeleyi bırakamayınız.

WASHİNGTON

Sevmek keman çalmak gibidir, bilmeyen kötü sesler çıkarır.

George SAND

Zehir balla, sevgi de düşmanlıkla birlikte gelir.

BOLİVYA

Allah! Size haram ettiği şeyde şifa halk etmedi.

Hz. Muhammed

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here