Yüreğim Sıkışıyor Fikrim Bin Bir Düşünceyle Büyük Belada

0
15

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? İyi olmak bazen çok güçleşiyor ya… Korona canavarının aldığı canlar gittikçe artıyor, cenazeler dizi-dizi, onlarla yatıyoruz onlarla kalkıyoruz… Hatta artık rüyalarımızda onları görüyoruz, hapşırsak boğazımız gıcık yapsa telaşa kapılıyoruz, resmen paranoyak olduk. Keşke ilk günlerden gerçekler açıklansaydı insanlar boşuna değil gerçekten korksaydılar ve ona göre önlemler alsaydılar şimdi salgının önü kesilmiş olabilirdi.

Ama bizi yalnız salgın etkilemiyor ki nereye baksan cehalet, vurdumduymazlık, nereye baksan acı, nereye baksan haksızlık, nereye baksan adaletsizlik. Halkın sorunları sokaklara dökülmüş gören yok… Okuduğumuz kitaplar, gördüğümüz duyduğumuz şeyler aklımızı şaşırtıyor, yüreğimizi sıkıyor, nefesimizi kesiyor. Soluklanamıyoruz artık. Millet maskeleri suçluyor -nefes almıyoruz- diye. Oysa asıl suçlu maskelerin dışında dolaşıyor onu da gören yok. Zaten kör, sağır ve dilsiz olduk hep birlikte…

Bir de cahiliz ya birde sonradan görmeyiz ya… Valla yazmaktan sıkılıyorum artık. Yani kardeşim sokakta yemek yemeniz şart mı? Dün bir pastanenin önünden geçiyordum gece yasağı başlamak üzereydi, bir on beş dakika falan vardı bendeniz eve yetişmek için koşuyordum gözüme çarptı. Dört kişilik bir aile pastalarını aldılar çıktılar  “a ne güzel şimdi evlerine gidip güzel bir çay demleyip ailece keyif yaparlar” dedim bu günlerde yalnızım ya birde imrendim valla… A bunlar ne yaptı? Biraz ilerlediler bir kaldırım bulup oturdular paketler açıldı sokak arasında çöp kutularının yanında maskeler tabi fora. Ve yasaklar başlamak üzere? Zevk onların anladım kardeşim ama zaman o zaman değil ki!  Neden illa sokakta?

Ve tabi kahve içmek ya da başka bir şey… Valla anlayamıyorum hiç anlamıyorum. Salgından önce hiç görmedik böyle şeyler salgın millettin iştahını açtı zahir? Karton bardakların zararlarını bilmeyen var mı, kaldı mı aramızda; var zahir ki yürüyüş yaparken gördüğüm insanların hemen hepsi ellerinde karton bardakla salına-salına dolaşıyorlar.

Salgın bir yana ben kahvemi içerim sokakta kardeşim mi diyorsunuz? İyi afiyet olsun için ne diyelim yani? Ama sizin yüzünüzden bizler maskeleri ikişer olarak ve gözlüklerimizi sımsıkı kullanmak zorunda kalıyoruz ve siz kahve içerken bir şey yerken maskesiz olduğunuz için biz iki misli önlem almak zorunda kalıyoruz… Siz bunu azıcık düşünüyor musunuz? Ve yasaklara rağmen fosur fosur içilen sigaraların verdiği zarar umurunuzda mı?

& & & & &

Mahalle Bakkalları

Mahalle bakkalları şikâyet ediyor kaldırımlara taşan sebze meyveleri içeri aldıkları için. Kaldırmalar boşaldı ancak bu şekilde mesafeyi koruyamıyoruz diyorlar. Dışarıda iken kimse içeri girmiyordu, herkes dışardan alıyordu ama şimdi herkes hiç dinlemiyor içeri dalıyor, diyorlar.

Valla normal zamanlarda kaldırıma taşanlardan en çok bendeniz şikâyet ediyordum ama bu sabah bizim bakkala hak verdim. Yani insanlar sanki önlerinden kaçıran varmış gibi üşüşmüşler içeri. Ah ya ah ne yapsan elinde kalıyor bu cehalet yüklü dünyada. Bencillik hat safhada, haksızlığa göz yummak had safhada, belki ayrımında bile değiller okumuyorlar, düşünmüyorlar, duygudaşlık yapmıyorlar, yalnızca yiyorlar, bulamayanları da  tanımıyorlar…

Ve gel de bu durumda –iyiyim- de be kardeşim… Yüreğim ağır, fikrim bin bir düşünce ile belada… Ve şimdilik sağlıkla, sevgiyle kalalım, sevgili okuyucularım, ayrımsız, gayrımsız her zaman… Yase

& & & & &

Eşeğin Gölgesi

Bir gün büyük Yunan hatibi Demostenes, Atina’da bir toplantı da konuşmak isteyince halk, kendisini dinlemek istememiş, gürültü etmeye başlamış.

Bunun üzerine Demostenes: “Yalnız iki kelimecik söyleyeceğim…” demiş ve hemen bir hikaye anlatmaya başlamış: “Vaktiyle bir delikanlı Atina’dan Megara’ya gitmek için bir eşek kiralamıştı. Eşeğini kiraya veren adam da aynı yere işi düştüğü için beraber yola çıkmışlar. Konuşa konuşa giderken öğle sıcağı basmış. Biraz dinlenmek ve öğle yemeği yemek için birlikte bir subaşına çökmüşler. Ama ortalıkta gölge edecek bir şey olmadığı için eşeğin sahibi, eşeğinin yaptığı gölgeye sığınmış.

Eşeğini kiralayan genç buna içerlemiş sen çekil ben oturacağım oraya demiş. Öteki ise ne münasebet, eşek benim deyince kiracı iyi ama ben kiraladım diye itiraz etmiş. Diğeri ben eşeği kiraya verdim gölgesini değil diye devam etmiş. Derken aralarında kavga çıkmış.”

Demostenes sözün burasına gelince kürsüden inmiş. Halk: “sonra ne olmuş, söylesene sonra ne olmuş?” diye bağrışmaya başlayınca, tekrar kürsüye çıkmış: “Ey ahali! Sizin iyiliğiniz için laf edeyim dedim dinlemediniz de bir eşeğin gölgesini merak ediyorsunuz, bu ne iştir!”

& & & & &

Öbür Dünya

Meşhur Yunan filozofu Anaksagoras’a, talebeleri ölüm döşeğinde yatarken nereye gömülmek istediğini sormuşlar: “Atina’ya mı yoksa doğduğu köye mi?”

Filozof: “Nereye isterseniz oraya gömün” cevabını vermiş. “Nasıl olsa öbür dünya her yerden aynı uzaklıkta…”

& & & & &

Ahmet Haşim

Bağdat’ta doğdu. Doğum tarihi olarak yakın zamanlara kadar 1883 ile 1887 arasında değişik tarihler gösterilmişse de M. Kaya Bilgegil’in Millî Eğitim Bakanlığı Arşivi’nden (D/6490 numaralı dosya) tesbit ettiği yeni bilgilere göre, bu tarihin hicrî 1304, rûmî 1303 (1887) olduğu kesinlik kazanmıştır. Baba tarafından Bağdatlı Âlûsîzâdeler’e, anne tarafından da Kâhyazâdeler’e mensuptur. Her iki aileden de müfessir, fakih ve din adamları yetişmiştir. Babasının Arabistan vilâyetlerindeki vazifeleri sebebiyle düzensiz bir tahsil gördü. Çok sevdiği annesinin ölümü üzerine babasıyla İstanbul’a geldi.

Bir yıl Numûne-i Terakkî Mektebi’ne devam ettikten sonra (1896), Galatasaray Sultânîsi’ne yatılı olarak girdi (1897). Mezun olunca (1907) Reji İdaresi’ne memur oldu, bir taraftan da Mekteb-i Hukuk’a devam etti. İzmir Sultânîsi’nde Fransızca ve edebiyat muallimliği (1910-1914), daha sonra Maliye Nezâreti mütercimliği yaptı. I. Dünya Savaşı’ndaki askerliğinde Anadolu’nun çeşitli yerlerini görmek fırsatını buldu. Askerlik sonrasında bir müddet İâşe Nezâreti’nde ve Düyûn-ı Umûmiyye’de (1922-1924) çalıştı. Bu arada Sanâyi-i Nefîse Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) mitoloji dersleri verdi. Daha sonra tayin edildiği Mülkiye Mektebi Fransızca muallimliğiyle beraber akademideki kürsüsünü ölünceye kadar muhafaza etti.

1924’te Düyûn-ı Umûmiyye’den aldığı ikramiye ile Fransa’ya giden Ahmed Hâşim, o yılın yazını Paris’te geçirdi. 1928’de ikinci defa, bu sefer tedavi için Paris’te bulundu. Son olarak yine tedavi için gittiği Frankfurt’tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933’te Kadıköy’deki evinde öldü. Mezarı Eyüp’tedir.

Kaynaklar, babasının memuriyeti gereği yer değiştirmesi dolayısıyla Hâşim’in İstanbul’a geldiği zaman Türkçe’yi iyi bilmediğini yazarlar. Bir yıl okuduğu Numûne-i Terakkî’ye, bu eksikliğin telâfisi için verilmiş olmalıdır. Onun sanat ve edebiyat meseleleri ile ilgilenmeye başlaması Galatasaray’daki öğrencilik yıllarına rastlar. Burada devrinin ünlü isimleri arasında bulunan Arapça muallimi Zihni Efendi, Farsça muallimi Acem Feyzi, edebiyat muallimleri Tevfik Fikret ve Müftüoğlu Ahmed Hikmet beylerden faydalandı.

Yine burada, sonraları her biri edebiyat alanında şöhret yapacak olan Hamdullah Suphi, İzzet Melih, Emin Bülent ve Abdülhak Şinasi ile de yakın mektep arkadaşı oldu. Sanata ve edebiyata meraklı bu çevre içinde şiirle uğraşan Haşim’in bilinen ilk manzumesi “Hayâl-i Aşkım”, 7 Mart 1901 tarihli Mecmûa-i Edebiyye’de neşredilmiştir. Bu şiirle beraber, daha sonraki iki yıl içinde çıkan on beş şiirinde, kısmen Muallim Nâci ve Abdülhak Hâmid, daha çok da Fikret ve Cenab’ın tesirleri görülür.

Günün Şiiri

Karanfil

Yarın dudağından getirilmiş
Bir katre alevdir bu karanfil,
Gönlüm acısından bunu bildi!

Düştükçe vurulmuş gibi, yer yer
Kızgın kokusundan kelebekler;
Gönlüm ona pervane kesildi.
Ahmet HAŞİM

Bir Günün Sonunda Arzû

Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümâyân,
Güller gibi… sonsuz, iri güller
Güller ki kamıştan daha nâlân;

Gün doğdu yazık arkalarında!

Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrârını ömrün eder i’lân.
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam

Âlemlerimizden sefer eyler?

Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam;
Üstümde semâ kavs-i mutalsam!

Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!

Ahmet HAŞİM

Merdiven

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak
Sular sarardı yüzün perde perde solmakta

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta
Eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer

Bu bir lisân-ı hafidir ki ruha dolmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

Ahmet HAŞİM

Günün Fıkrası

Korkulu Rüya

Küçük Temel, ayakkabılarını çıkarmadan yatağa girmiş. Annesi; “Neden pabuçlarını çıkarmadan yatağa girdin uşağım?”

“Dün gece korkulu rüya gördüm daa.”

“Nasi rüya”

“Ayaklarum çıplak iken kırık camlarda yürüyordum. Bu gün de aynu rüyayı gorürsem ayaklarum kanamasun diye giydim.”

Günün Sözü

Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabileceği kadardır.
Mevlana
Uzun bir yolculuk tek bir adımla başlar.
Konfüçyüs

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here