Yabancılaşmadan Kurtulmak!

1
36

Yabancılaşmayı; “Bir özne olan insanın özsel anlamını yitirmesiyle ya da özünü doğaya aktararak nesneleşen özünden uzaklaşmasıyla yaşanan bir olgu” olarak tanımlar kavramın sahibi Hegel.. Ve ekler; “Özne, kendini bildiği ve tanıdığı müddetçe bu yabancılaşmadan kurtulabilir.”

Burada sorulabilir: “İyi de insani öz diye nitelenen bir öz var mıdır?” Ben, “Tanrısal nefha” anlamında insanın “özünde yüceliği içerdiğine” inanıyorum.. Bu inanca göre, insan “eşrefi mahlukat” olarak, insani öz anlamında en güzel kıvamda (ahseni takvim) yaratılmış ve fakat özündeki yüceliği gölgelediği anda da en sefaletinden sefilliğe düşmüştü.. Ki, aslında Hegel’in yabancılaşma tanımı da, bu inancın tefsiriydi..

 “Var oluş, özü gerçeğe çıkaran şeydir” diyor Paul Foulquie de ve ekliyor: “Varlıkların bu metafizik ilkesini, konuşmalarımızda da gösteririz. “Ben bir insanım” dediğim zaman; ‘ben’ bu yeryüzündeki var oluşumu; ‘insan’ da özümü gösterir.”

Peki, yalnız “ben bir insanım” demekle kalmak, “insan olmak” anlamına gelir mi? Sanmıyorum.. Çünkü; insan olmak yalnız “kal (söz) değil, hal ehli olmaktır” aynı zamanda.. İnsani özümüzü gerçeğe çıkartan sevgi, barış, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma, paylaşmayı bir metafizik değer olarak söylemek yetmez, bizatihi fiziki metasal bir değer anlamında “hal” olarak yaşamak gerekir.. Şayet, sözümüz halimizi, halimiz de sözümüzü yalanlıyorsa, insani özümüze çoktan yabancılaşmışız demektir.. Ne diyor halimizin ilmine bir ilmi hal olan nefis nefsi değerlendirme yargısında Hz. Ömer? “İnsanlar; inandığı gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi inanmaya başlar.”

Afşar Timuçin, Felsefe Sözlüğü’nde, “bireyin yaşamıyla tersleşir duruma düşmesi”  özetiyle ve tam da bu anlamda tanımlar yabancılaşmayı.. Bu bağlamda ben, yabancılaşmanın; insanın kendi özüyle olan düşünsel, duygusal bağlarının kopması veya kopartılması ya da bu bağları kendisinin kopartması sonrasında içine düştüğü “anlamsızlığa anlam verme” halindeki nihilist “sayıklamalar” yaşantısı olabilir diye düşünüyorum.. Artı, bu yaşantının kültürel yozlaşma sürecini de içerdiğini bu düşünceme ekliyorum..

Burada sorulabilir; “İyi de peki insan nedir?” Toplumcu hümanist düşünce insanı Gramsci, “İnsan nedir?” diye sorar ve yanıtlar: “Bizi ilgilendiren her insanın ne olduğu değil, her insanın her an ne olmakta olduğudur. Öyleyse insan bir süreçtir ve kesin olarak kendi davranışlarının sürecidir.” İnsan kendi davranışlarının sürecinde ne olduğunu; “emekle ürettiği değerler açığa çıkartır” der, ‘İnsanlaşma Sürecinde Emeğin Rolü’ adlı incelemesinde Engels de ve ekler: “İktisatçılar, emek, her türlü zenginliğin kaynağıdır der. Gerçekten, emeğin zenginlik haline çevirdiği materyali (ilk maddeleri) veren doğa ile beraber iş, her türlü zenginliğin kaynağıdır. Fakat emek bundan çok daha büyük başka bir şeydir. O insanlığın ilk koşuludur ve bu nitelik bize insanı yaratan emektir dedirtecek ölçüdedir.”

Yabancılaşmayı “insanın, özü de dahil emeğinin, kapitalist sistem içinde ürettiği tüm değerlerle birlikte nesneleşmesiyle” açıklar Marks da.. Emeğin ürettiği değerlerin bir başkasının elinde mülkiyete dönüşerek bir sınıf yarattığını ve bu sınıfın da toplumda yabancılaştırmayı oluşturduğu tezini ileri sürer. İnsanları mülkiyetle ilişkilendirir ve bunların arasında (zengin-yoksul, ezen-ezilen vb) bir yabancılaşmanın kaçınılmaz olduğu sonucunu ortaya koyar ve tanımlar: “Yabancılaşma, belli tarihi şartlarda insani ve toplumsal faaliyet ürünlerinin, emeğin, paranın ve sosyal ilişkiler gibi beşeri özellik ve yeteneklerin insanlardan bağımsız olarak onlara hükmeden bir şey haline gelmesidir.”

Kapitalist sistemin, manevi değerleri bile, “kâr” amacıyla metalaştırarak, sevgi, barış, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma gibi maruf değerler içeren insani özümüzle bağımızı koparttığı, bireycilik, bencillik ve çıkarcılık gibi münker değersizlikleri değer gibi tüketime sunduğu günümüz modern tüketim toplumlarında insanın yabancılaşmadan kurtulması mümkün mü? Mümkün elbette.. Ve fakat bunun için önce; emek sömürüsü değersizliğine yabancılaşmamız, devamında ise ‘emeğin yüce değerine’ yakınlaşmamız gereğini halimizin ilmine “marufu emr,  münkeri nehy” ilkeli bir ilmi hal yapmamız gerekir diye düşünüyorum.. “Hz. Ömer’in, “insanlar inandığı gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi inanmaya başlar” yargısına atıfla, Gramsci’nin, “İnsan bir süreçtir ve kesin olarak kendi davranışlarının sürecidir” tanımını da bu düşünceme ekliyorum..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

1 YORUM

  1. Bence insanlar yabancılaşmaktan kurtulamıyor çünkü her çabasının sonunda onu geri yabancılaşmaya iten birşey var; belki dışlanmak belki de bencilleşmek…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here