Soruların Ucunu Açmak!

2
55

Açık uçlu soru; “yöneltilen kişiye cevap alanı sınırlandırılmadan ve seçenek sunulmadan istediği cevabı verme olanağı sağlayan soru” olarak tanımlanır eğitim sözlüğünde.. Bu tür sorularda kişinin seçeneklerle yönlendirilmesi söz konusu değildir..

Mesela; “Eğitimin sorunları nelerdir?” sorusu açık uçlu bir sorudur..  “Eğitimin sorunları aşağıdakilerden hangisidir veya değildir?” sorusu ise ucu sıralanan seçeneklerle kapatılmış bir sorudur.. Bu bağlamda mesela; “öğrencilere, eleştirel düşünme, problem çözme, karar verme becerileri; analiz, sentez ve değerlendirme gibi üst düzey bilgi yeterliği kazandırabilme konusu ile ‘açık uçlu soru’ arasındaki bütünlüğü anlatınız” da açık uçlu bir sorudur.. Dolayısıyla açık uçlu sorulardan oluşan ve “klasik yazılı” olarak adlandırılan sınavlarda öğrencilerimiz kendilerini özgürce ifade etme olanağı bulur..

Kişilerin kendilerini özgürce ifade edebildikleri ortamın adına demokrasi denildiğinden hareketle; bir eğitimci olarak ben, bireyden topluma demokrasi kültürünün temellerinin, “açık uçlu soru” içerikli eğitimle atıldığını düşünüyorum.. Bu bağlamda, demokrasiye açık toplumlarda tüm soruların ucunun açık, demokrasiye kapalı toplumlarda yalnız sorular ve yalnız ucu değil, yanıtlar da dahil tamamının kapalı olduğu çıkarsaması yapabilir, buradan da,” açık uçlu sorularla demokrasiye açık toplum, kapalı uçlu sorularla da demokrasiye kapalı toplumlar oluşur” felsefi yargısına ulaşabiliriz diye düşünüyorum..

Felsefi anlamda kendini dışarıya karşı izole eden kapalı toplumları, “termodinamiğin ikinci yasasında” tanımlanan sisteme benzetebiliriz.. Söz konusu sistem özetle şu: “Dışa izole edilmiş kapalı bir sistemde, bütün enerji çeşitleri ısıya dönüşür. Sistemin her yerinde ısı tamamen eşit hale gelir. Böylece bir enerji türünden diğerine geçiş olmaz. Hareket biter.”

Senteze kapalı ortamlarda hareketin bitmesi hayatın da bitmesi anlamına geliyordu yani bilimsel anlamda.. Hayatın, “aminoasitlerin proteinleri sentezlemesiyle” (topraktaki tuzsal parçacıkların su ile birleşmesi yani) oluştuğunu, geliştiğini ve sürdüğünü söylüyordu mesela biyokimyacılar.. Eğitimin; senteze açık ortamlarda, değişerek gelişme, gelişerek değişme içeren diyalektik bir sentezleme süreci olduğunu söylüyordu pedagoglar da..

Eğitimciler, bilginin; olguları, kavramları, ilkeleri ve süreçleri ezberletmek olmadığını da elbette biliyordu.. Kaldı ki; bilgiyi kullanmak, ezberlemekten daha önemliydi.. Ve zaten problem çözmede, eleştirel ve yaratıcı düşünmede kullanılmayan bilginin bir anlamı da yoktu.. Bu anlamla, öğrencilerin zihinsel öğrenme süreçlerini sürekli açık ve canlı tutmanın, yapıcı, yaratıcı, özgür düşünmelerini ve özgün düşünce üretmelerini sağlamanın; klasik “açık uçlu soru” içerikli eğitimle gerçekleştiği de her eğitimcinin bildiği bir gerçekti..

Öğrencilere, eleştirel düşünme, problem çözme, karar verme becerileri; analiz, sentez ve değerlendirme gibi üst düzey bilgi yeterliği kazandırabilme konusu ile ‘açık uçlu soru’ arasındaki bütünlüğünü uygulamalı tümlükte kanıtlayan toplumcu hümanist bir felsefeden doğan Köy Enstitülerindeki eğitimin bilimsel olduğu, bu okulların kapatılmasının eğitim bilim adına trajik bir durum olduğu konusunda da eğitim bilimciler hemfikirdi.. Dolayısıyla felsefeyle bağı olmayan eğitimin, bilim dışı komik bir eğme veya eğeleme ameliyesi olduğundan da eğitim bilimcilerin kuşkusu yoktu.. Ve fakat birilerinin öğrencilerimiz adına yorumlayıp doğru dediği ve önündeki içi boş çemberlerden birinin içine girip  “hiç yorumsuz” karalamalarını istediği ucu kapalı sorularla bilime nesnel, bilgiye öznel katkı sunulduğu zannı, trajikomik bile değildi.. Özetle bilgi, “çoktan seçmeli testlerle” değil; olaylar, durumlar, konular, nesneler üzerinde, yanıtı öznel de olsa felsefi yorum içeren açık uçlu sorularda açığa çıkıyordu.. Kaldı ki bilgi eğitimin nesnesiydi.. Öznesi ise insandı..

Son tahlilde ben, bilgi çağ olarak da tanımlanan 21. yüzyılda klasik “açık uçlu sorulara” eleştirel yanıtlar bulma içerikli eğitimin yerinin ve öneminin giderek daha da arttığını düşünüyor ve tüm sorulara demokrasi içinde  açık zihinle açık yanıtlar bulabileceğimize inanıyorum..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

2 YORUMLAR

  1. Bence büyükler soruların ucunu kapatarak çocukların muhakeme, sorgulama ve eleştirme yeteneklerini geliştiren BEYİNlerine giden yolları da kapatarak çocukların yeteneklerini ve hayal güçlerini sınırlıyorlar. Sonra da Türkiye’ de bilimin neden ilerlemediğini bilmedikleri için kendilerini değil çocukları suçluyorlar. Büyüklere anlaymak ne zor!

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here