Renklerin Suyla Dansı Nostalji Sergisi

0
54

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Güneş yakıyor valla balkonda oturmuş yazımı yazıyorum ve kendimi kırsal alanlarda yaşayanlara benzetiyorum. Hani güneş altında yeni sulanmış bahçenin toprak kokusunu soluyarak çaylarını içerken görürüz ya onları, yoldan hızla gecen bir araç içinden. Yaz, kış. Kışın güneşe yazın gölgeye kurulan o masalarda çay içen sohbet eden insanlara ömrümce imrenmişimdir. Arkadaşım balkonunu kapatmış ve bir kış bahçesi haline getirmiş güzel olmuş ama çakma tabi.

Çünkü hiçbir apartman katı ne kadar güzel kış bahçesi olsa da  gerçek bahçeye benzemez. Bu günlerde teras katında çalışıyorum. Güneş altında limon ağaçlarım ve narımla birlikte. Ağaçlarım hamile, dallarında birçok boncuk gibi limoncuklar var onların büyümesini izliyorum her sabah. Ve kendimi  mutu algılıyorum onların yüzünden. Her ne kadar mutlu algılasam da kendimi o toprak kokulu bahçelere kurulan çay sofralarına imrenmekten kurtulamayacağım her halde. Dün o mutluluktan aldığım enerji ile aniden “pat” dedim kaktım “hadi bu yılın son sanat sergisi benden olacak” dedim.

Ve başladım bir hafta kala çalışmaya! Başımı belaya soktum aslında bir haftada ne hazırlanabilir ki? Ah ben deniz var ya işte böyleyim hem kendimi hem de yanımdakileri koşturmaktan hoşlanırım tam son dakikalarda. Dün gidip randevu aldım tabi belediye sanat ve kültür müdürlüğünden. Sergi salonunu birkaç günlüğüne istiyorum dedim.. Tabi bendeniz sanat galerisi diyemedim. Çünkü orası daha bir sanat galerisi kıvamına gelmedi, orası  ancak bir sergi ve eski nikah salonu kimliğinden sıyrılamadı. Bu yüzden sanat galerisi demeye dilim varmadı.

Sevgili Esmahan Hanım gerçekten dünya tatlısı ve diğer çalışan arkadaşta öyle, güler yüzlü çalışkan ilgili ilk olarak oraya gidiyorum ve onları tanıyorum. Gerçektende mutlu oldum onları tanımaktan. Esmahan hanım bendenizin o salonu “sergi salonu” olarak betimlememi uygun bulmadı. Ve düzeltme gereği duydu. Saygıyla karşıladım.  Hoş ben olsam bende uygun bulmazdım ama salon gerçekten sanat galerisi  denebilecek özelikleri taşımıyor  ki daha? Ancak daha sonra belki daha büyük değişikliklerle sanat galerisi kimliğine kavuşabilir.

O güne kadar benim için ancak  sanatsal faaliyetlerin sergilendiği izleyici ile buluşturulduğu bir salon olarak kalacak. Ve o salonda gelecek hafta yani ayın 26’sında “Renklerin Suyla Dansı Nostalji” adlı  ebru çalışmalarımı yeniden  Ebru sanatına dikkati  çekmek için siz sevgili okuyucularım ve meraklıların beğenisine sunacağım.

Şimdi en önemli işim kocaman bir Atatürk tablosu yapmak. Hiçbir çalışmada böylesine heyecanlanmadım dersem inanın. Sanki ömrümde Atatürk tablosu çalışmamış bir öğrenci gibi algılıyorum kendimi. Ve  Atatürk tablosu çalışmak her zaman başlı başına bir olay ve kalbim çarpıyor. Dün  tuval alırken, kendimi çok duaya muhtaç algıladım. Bana lütfen dua edin dedim. Aa siz ki  onlarca, yirmilerce ellilerce tablo yapan birisiniz  bizde hep çerçevelerinizi yaptık şimdi nasıl olurda böyle çekingen olabilirsiniz dediler. Ve yüreklendirdiler doğrusu. Teşekkür ediyorum onlara ve destek olan herkese diyeceğim ama daha kimsenin haberi yok ki şimdi duyacaklar bu satırlardan. Ve şimdilik sevgili okuyucularım sağlık ve sevgiyle kalalım hep birlikte her zaman. Yase

Şubat Güneşi

19 Ama Aslında Bin Yaşındayım…

Sanki tanışalı günler aylar olmuş gibi rahattı ikisi de. Oysa birbirilerinin hakkında adlarından başka bir şey bilmiyorlardı. Öğrenmek içinde bir telaşları yoktu. Ya da öyle görünüyorlardı.

Tereyağlı yumurtanın iştah kabartan kokusu mutfağı sarmıştı. Mutfak masasına, zeytin peynir börek koymuştu Zeynep. Ahmet’te omleti getirip ortaya koydu. Sonra çayları bardaklara boşaltı. Mutfakta  sıcak ve huzur dolu bir hava esiyordu, dışarıdaki gök gürültüsü ve yağmura inat.

Zeynep’in çoktan beri hayalini bile kurmaktan korktuğu düşüydü bu huzur dolu sükûnet. Hatta Ahmet bile böyle bir huzuru çoktan beri arıyordu. İki üç saat önce ikisi de böyle bir geceyi akıllarına bile getiremezlerdi. Zeynep’te bunu düşünüyor olmalı ki, “Kader mi bu?” dedi. “Seni bu gece karşıma çıkaran ve bu saate bu mutfakta hayalini bile kurmaktan korktuğum bir huzuru hediye eden? Şimdi sorsalar mutluğun resmini çizebilir misin diye. Hayır derdim onu kaçırmadan yaşamak isterim çizmekle zaman kaybedemem.”

“Ah Zeynep ne kadar güzel konuşuyorsun” Elindeki çay bardağı havada kalmıştı, kızı mum ışığında daha iyi görebilmek için eğildi. “Ne güzel konuşuyorsun Zeynep. Bende aynı huzuru algılıyorum ama senin gibi ifade edemezdim doğrusu.” “Sen bana bakma, benim çenem düşük olur keyfim yerinde olunca birde dua etmeye başlarsam Medine dilencileri  solda sıfır kalır yanımda. Yani bu yüzden benimle yarışa falan girmeye çalışma da. Gel bu anın keyfini çıkaralım.”

“Tamam ama Sen kaç yaşındasın Allah aşkına Zeynep.” “Of ya hanımların yaşı sorulur mu hiç ne ayıp. Ama söyleyeyim bu ayın 29’unda  19 bitecek 20’den gün alacağım. Tabi bu  nüfus kağıdında böyle ama bana sorsan gerçek yaşım sanırım bir yüz ya da bin vardır.” “Hımm. Şimdi anlaşıldı bu yüzden demek bu çokbilmişliğin.” “Ne sen bana çokbilmiş mi? dedin. Şimdi.” “Yok, yani öyle demek istedim.” “Tamam ne demek istediğini ben zaten anladım, yoksa valla omletin hepsini  sana yedirdim.”  “Ne yani bu cezamı şimdi, demek omletimi beğenmedin.”

Kız başını eğdi önündeki tabağı didikliyordu şimdi. “Hayır ne münasebat harika olmuş.” “Zeynep atma ya tadına bile bakmadın daha. Üstelik sen istedin.” “Ahmetçim ya sen beni tanımıyorsun daha ben çok kötü huylu bir kızım ya. Herkes benden şikayetçi bir şeyi isterim ama sonra ondan hemen  vazgeçerim.” “Ne yani şimdi yemeyecek misin? Zaten ağzına bir şey girmedi  bu kadar zamandan beri çayla sudan başka  sen ne yedin ki sokağa çıkmadan önce?”

Zeynep düşündü bir şey yememişti yalnızca avurtlarını yaka, yaka kahve içmişti. “Ya o zamanda bir şey yemedim hatta acıkmıştım dönüşte yerim demiştim kendime”  diye sıkıntıyla kıpırdadı oturduğu yerde. Ahmet’i yine bir sıkıntı kaplamıştı kalbi hızlı, atıyordu. Kazağını çıkarıp gömlekle kaldı. Yoksa kız gerçekleten maddemi kullanıyordu? Yoksa bu huzur dolu gece aslında kabusa mı dönüşecekti? “Zeynep canım lütfen bir şey yemeye çalışır mısın? Canım dememe kızmadın değil mi?” Kız başını eğdi “Peki” dedi yavaşça “yemeye uğraşacağım ama ne kadar yersem o kadar ısrar etmeyeceksin.. Resmini bile çizmekten kaçtığım zaman kaybı olmasın diye bu gecenin huzurunu yemek konusu ile bozmayacağız değil mi?”

“Tamam ama Zeynep sana bir şey soracağım yoksa bende huzurun zerresi kalmayacak ama bana kızmayacaksın. Söz mü?” “Değil, söz veremem, kızarsam kızarım, artık bunu  göze  alacaksın soru soracaksan.” “Tamam soruyorum. Peki  ama doğru söyleyeceksin.” “Tabi neden söylemeyim ki hadi ama zaman geçiyor.” Ahmet kızı tutup ta kollarında sıkmamak için kendini güç tutuyordu. “Maddemi kullanıyorsun sen?” Birden çıkmıştı sözler dilinden. “Efendim ne maddesi?” “Of sen onu anladın, sanki bilmediğin bir şey varmış gibi.”

“Tamam anladık tabi ne yani sen şimdi bir şey yemiyorum diye mi böyle düşündün. Ama yanlış düşünmüşsün canım. Bak şekerli bir şeylerde içmiyorum aynı zamanda. O dikkatini çekmedi mi? Belli ki çok düşünmüşsün hadi seni rahatlatayım bari  başka zaman olsa seni kıvrandırırdım ama belki başka zaman olmaz  belli olur mu? Şimdi şöyleyim bari. Hayır maddeci falan  değilim. Üstelik koyu bir yeşilciyim rahat ettin mi? Hadi kazağını giy yoksa üşüteceksin.”

Ahmet  korkudan bir an konuşamayacağını sandı.  Ne demek istemişti “belki başka zaman olmaz” demekle. “Neden?” diye sordu. “Başka zaman belki olmaz dedin” diye baktı bu kez kıza. “Of ya of her lafın altında bir şey arama ya.. Tabii ki belki başka zaman olmaz bunun garantisi var mı? Bak iki gün önce beni hiç tanımıyordun. Şimdi oldu mu bilmiyorum iki saatten beride mutfakta muhabbet ediyoruz. Biz mi bunu düşündük ve tasarladık? Hayır, olaylar buraya getirdi bizi değil mi? Bizi bir araya getiren şeyler belki yarın bizi ayıracak kim bilebilir ki?”

“Off  ya off bu kez of çekmek bana düştü gerçekten. Çokbilmişsin işte. Ya çok bilmiş. Ama bu çok  bilmişliğinle seni bu defa öpeceğimi de ön görebildin mi bari? İstersen kız istersen bağır istersen fırsatçı de öpeceğim işte.”

Yerinden ışık  hızı  ile  kalktı. Kızı oturduğu sandalyeden kaldırıp sımsıkı sardı. İncecik bir beden nerdeyse kayboldu göğsünde hiç direnmeden. “Bak kızmadım” dedi hınzır bir ses. “Off sus sus.” Kızı büyük bir şefkatle alnından öptü. Kızın gözleri aniden dolmuştu Ahmet ona doğru eğildiğinde gözyaşlarını gördü. “Ağlama ne olur” dedi. “Bana şefkat gösterme olur mu? Yine ödünç bir ceket istemiyorum” dedi kız.

“Ah Zeynep öyle şeyler söylüyorsun ki seni bazen anlamıyorum gerçekten…” Kızı hala kollarında sıkıyordu. “Seni yoruyorum biliyorum. Ama hadi oturalım olur mu bu elektrikte gelmedi daha.” “Üşüdün mü? Salona gidelim istersen.” “Yok burası iyi işte hadi duygusallığın bu kadarı bana bile fazla geliyor.” “Sana battaniye getireyim o zaman dedi Ahmet gece uzun süreceğe benziyor.” “Evet lütfen” “Ahmet getirdiği battaniyeye iyice sardı kızı. “Mumyaya benzettin kardeşim o kadar da mıy mıy değilim ya” diye diklendi Zeynep. “Sus biraz ya suss  sen susmayı bilmez misin?” diyerek battaniyenin kenarlarını sıkıştırdı Ahmet. Ama bilmiyordu ki gece bitmeden belki tekrar konuşması için yalvaracaktı!! Arkası Yarın

Günün Şiiri

BANA NE

Ben bülbül olmuşum dostun gülüne
Karganın konduğu daldan bana ne
Aradım özümde buldum Mevla yı
Mecnunun gezdiği çölden bana ne

Gönlüme yazılmış cananın adı
Canan imiş aşıkların muradı
Her şeyden üstündür sohbetin tadı
Arının yaptığı baldan bana ne

Uyulur mu ikrarsızın sözüne
Gidilir mi cehaletin izine
Varmak istiyorum aşk denizine
Mandanın yattığı gölden bana ne

Dertli Daimi’yim yardır sevdiğim
Gerçek aşıklara pirdir sevdiğim
İkilikte değil birdir sevdiğim
Ben beni bilirsem elden bana ne.

Aşık Daimi

 

Günün Fıkrası

Keriz

Temel tatil için gittiği sahil kentinde, sabah erkenden kalkar ve plaj kumsalında yürümeye başlar. Bu esnada bir çift de sabah sporu için plaja gelmiştir. Kadın sabah güneşinden yararlanmak için kumsalda güneşlenirken, eşi de hemen yanında şınav çekmektedir. Temel bu manzarayı görür ve şöyle der:”Ula kerize bak, kari altindan kaçmiş haberi yok..!”

Günün Sözü

Akıllı adam aklını kullanır, daha akıllı adam başkalarının da akıllarını kullanır.

BERNARD SHAW

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here