Profesör ve Öğrencileri

0
36

Yıllar sonra; son derece başarılı, kariyerleri olan bir grup mezun, eski üniversite profesörlerini ziyaret etmek için bir araya gelir. Sohbet başlar başlamaz konu kısa sürede işteki ve yaşamdaki stres ile ilgili şikâyetlere gelir. Misafirlerine kahve sunmak isteyen profesör, mutfağa gider ve kısa bir süre sonra elinde büyük bir tepside kahve ve çeşitli fincanlarla geri gelir. Fincanlar porselen, plastik, cam, kristal, sade veya pahalı görünüşlü olarak değişik görünümdedirler. Tüm öğrencilerin birer fincan kahve almasıyla, profesör der ki:

“Fark ettiyseniz arkadaşlar, tüm güzel görünümlü, pahalı fincanlar, düz ve ucuz olanları geride bırakarak alındı. Kendiniz için sadece en iyisini istemeniz normal olsa da, bu aslında bir yandan sizin sorunlarınızın ve stresinizin kaynağı da olabilir…”

Öğrenciler soru işaretleriyle dolu yüz ifadeleriyle birbirlerine bakarlar.

Profesör gülümser ve devam eder; “Aslında hepinizin istediği şey fincan değil sadece kahveydi, ama bilinçli olarak en güzel ve şık görünümlü fincanları aldınız ve alırken de birbirinizin fincanlarını izlediniz.

Şimdi şunu düşünün: Hayat kahvedir ve toplumdaki işler, para ve konum fincanlardır. Onlar yaşamı sürdürmek ve hayatta kalmak için sadece bir araçtır ve bizlerin yaşam kalitesini değiştirmezler. Bazen, bizler maalesef sadece dikkatimizi sadece fincana vererek, bize sunulan kahvenin tadını ve lezzetini alamayız. Sonuç olarak, fincanların sizi kullanmasına veya kontrol etmesine izin vermeyin. Onun yerine kahvenin tadını çıkarın.”

*Ne Güzel Ne de Çirkindi…

Maria annesiyle birlikte New York şehrinde küçük bir dairede yaşıyordu. Ne genç ne de yaşlıydı. Çok kısa ya da çok uzun değildi, güzel ya da çirkin de değildi. O sadece ortalama bir kadındı. Büyük bir şirkette sekreter olarak çalışıyordu ve hayatı oldukça sıkıcı ve sıradandı. İş yerinde kimse ona dikkat etmezdi. İşyerindekiler, Maria’nın hayatının oldukça sıkıcı olduğunu düşünen insanlardı.

Bir sabah, işine giderken, Maria caddede açılan yeni bir şapka dükkânı gördü. Meraktan dolayı içeri girdi. Dükkânda küçük bir kız ve ona şapka almaya gelen annesi vardı ve şapkaları deneyen başka bir müşteri daha…

Maria da hoşuna giden bir şapka bulana kadar birkaç tanesini denedi. Bir şapka giydi ve harika durdu! Onu ilk fark eden küçük kızdı: “Anne, kadının o şapkayla ne kadar güzel göründüğüne baksana!” Annesi de dedi ki: “Söylemeliyim ki, bu şapka sizde harika durdu!” İçeride olan başka bir müşteri de: “Hanımefendi, o şapkayla çok güzel görünüyorsunuz!”

Maria aynanın önüne gitti. Kendisine baktı. Ve bir yetişkin olarak hayatında ilk kez gördüğünü sevdi. Gülümseyerek, kasaya gitti ve şapkayı satın aldı. Dışarıda yürürken sanki yeni bir dünyaya adım atmış gibiydi. Çiçeklerin renklerini daha önce hiç fark etmemişti veya temiz havanın kokusu, arabaların sesi ve insanlar. Uyumlu bir melodi gibi geliyordu kulağına. Bir bulutun üzerinde sürükleniyormuş gibi yürüdü. Kalbinde bir şarkı ile…

Her sabah uğradığı kahve dükkânının önünden geçerken, genç ve yakışıklı biri ona seslendi: “Hey, merhaba tatlım.. Ne güzel görünüyorsun!  Burada yeni misin? Sana bir fincan kahve alabilir miyim?” Maria utanarak gülümsedi ve yürümeye devam etti. Bulutların üzerinde kayarak…

Ofis binasına geldiğinde, kapıcı kapıyı açtı ve ona “Günaydın” dedi. Daha önce Maria’yı hiç fark etmemişti bile! Asansördeki insanlar ona gideceği katı sordu ve onun için düğmeye bastı. Ofisteki insanlar, onu ilk kez görüyormuş gibi, bugün ne kadar güzel göründüğünü söyleyerek iltifat etti. Müdür, işyerinde nasıl hissettiği hakkında konuşmak için onu öğle yemeğine davet etti!

Bu büyülü iş günü bittiğinde Maria, eve otobüs yerine bir taksiyle dönmeye karar verdi. Elini kaldırdığı anda 2 taksi durdu! İlkine bindi ve yeni şapka sayesinde geçirdiği mucizevi günü ve hayatının nasıl geçtiğini düşünerek arka koltuğa geçti.

Eve geldiğinde, annesi kapıyı açtı. Maria’nın görünüşü nefesini kesti! Şaşırmış bir şekilde “Maria” dedi. “Ne kadar güzel görünüyorsun! Gözlerin küçük bir kız olduğun zamanlardaki gibi parlıyor.” Evet anne, her şey yeni şapkam sayesinde, hayatımın en muhteşem gününü geçirdim!” dedi Maria. “Maria” dedi annesi, “Ne şapkası?”

Maria panikledi. Kafasına dokundu ve hayatını değiştiren şapkanın orada olmadığını gördü. Takside onu aldığını hatırlamıyordu… Ya da öğle yemeğinde… Ya da ofiste… Satın aldığı mağazayı düşündü. Kasiyere ödeme yaparken parasının ödemek için cüzdanını çıkardığında şapkayı tezgâha koymuştu ve orada unutmuştu. Sonrasında caddeye doğru yürümüştü. Şapkasız ama parıldayarak!

Maria’yı dönüştüren o şapka değildi,
Düşüncelerinin kalitesiydi!

*Bardak Boş mu Dolu mu?

Düşüncelerimiz bizi korkunç bir esarete sokabilir ya da bizi dilediğimiz şeylere sahip olmamıza, olmak istediğimiz kişiler olmamıza, yapmak istediklerimize götürebilir. Düşüncelerinize dikkat edin!

Bir psikolog, dinleyicilerine stres yönetimini öğretirken elinde bir bardak su vardır. Birden elindeki bardağı havaya kaldırır. Odadaki herkes psikologun “Sizce bu bardak boş mu dolu mu?” sorusunu soracağını düşünür. Ancak psikolog gülümser ve şu soruyu sorar “Sizce bu bardaktaki suyun ağırlığı nedir?”

Cevaplar değişkenlik göstermekte, herkes bir miktar söylemektedir. Psikolog cevaplara şöyle karşılık verir. “Net ağırlık önemli değildir. Ağırlığı onu ne kadar taşıdığınıza göre değişir.” Ve devam eder “Eğer ben bu suyu bir dakika taşırsam bir sorun olmaz. Ama bir saat taşıdığımda kolum ağrır. Eğer bir gün boyunca taşırsam kolumu uyuşacaktır ve bu çok zor olacaktır. Tüm bu durumlarda suyun ağırlığı hep aynıdır. Ancak ben suyu ne kadar uzun süre taşırsam o kadar ağırlaşır.”

Şöyle devam eder: “Hayatımızdaki stres ve endişeler de aynı bu su gibidir. Onları kısa bir süreliğine düşünün, bir şey olmaz. Ancak onları gecenize ve ertesi gününüze taşımamalısınız. Eğer hala geçmişin stresini üzerinizde hissediyorsanız sizin için suyu yere bırakmanın zamanı gelmiştir.”

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here