Paranın Gücü

0
16

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? “Bana güven” yarışması vardı bir zamanlar hala var mı bilmiyorum. Arada bir bakıyordum. -Azıcık aptalım ya- bu yarışmacılar asla kendilerini para yüzünden kötü duruma düşürmezler, vicdanlarını rahatsız etmezler diye düşünerek beklerim. Ama ne yazık bir defa gerçekleşmiş bu durum onu da ben görmedim. Gördüklerim birbiri önceden hiç tanımamış insanların ilk anda sanki kırk yıllık dostmuşlar da orda buluşmuşlar gibi gayri tabi yakınlaşmalar ve aileleri ile görüşünce ortaya çıkan gerçek yüzleri. Yani aslında hepimiz yalan söylemek ve ikiyüzlü olmak zorundaymışız gibi böyle davranmak.

Çok ama çok yazıklanıyorum birkaç para için düşülen bu durumlara. Önce samimiyet birbirine verilen sözlere ve sonra… Hayır, fırsatı eline geçiren basıyor butona yani biri basarken diğerinin de içinden bu geçiyor. Benim gördüğüm bu yani kısaca masum değil iki tarafta aslında fırsatı kollayan kullanıyor. Bence bu “bana güven” bilgi yarışması değil. “Bana güvenme kendini tanıma” yarışması olmalıydı. Çok merak ediyorum paraya bu şekilde sahip olan insanlar o paranın hayrını görebilmişler midir? Hiç sanmıyorum çünkü diğeri, o da basmayı düşünmüşse bile onunda bir payı olduğundan hakkını yemişlerdir diye düşünüyorum. Yani ben böyle bir şey yapsam ki yapmam aklımın ucundan bile geçmez. Birde eğer yarışmacı arkadaşa bu kadar yakınlaşsam hiç ama hiç yapmazdım ikiyüzlü olmaktansa beş parasız kalmayı yeğlerdim. Ki kimse beş parasız görünmüyor, giysilerinden, saçlarından, duruşlarından da anlaşılacağı gibi zaten bu tür insanlarda neden bu para ödüllü yarışmalara katılır anlamış değilim ya. Yine de diyelim ki önce bastım butona illa paylaşmadan o paraya elimi bile sürmezdim vicdanımı parayla susturma yoluna gitmezdim. Dün geceki gibi, adam bastı ama “üzgünüm” dedi “etki altında kaldım”.

Tamam etki altında kaldın diyelim o zaman en azından paylaşmağı öner ne olur? Bekledim belki önerir diye. Ama olmadı böyle bir şey. Kaçırmış olabilir miyim diye nette baktım yine bir şey yok demek parayı alan düdüğü çalıp gitti geride kalan üzüldü mü parayı helal etti mi artık vicdanına kalmış bir şey onu da söylemez zaten çünkü bunu göstermek istemez beylik birkaç sözde yürekten çıkmaz oda belli. Hayret ediyorum paranın gücüne çok hayret ediyorum. Para gerçekten insanları değiştirebiliyormuş. “Bu bir oyun” diyorlar. Bir oyun değil bir bilgi ve karakter ölçme yarışması aslında. Keşke yarışmacılar ve aileleri bunu böyle değerlendirebilseler. Ki hepsi de görmüş geçirmiş gibi duran insanlar. Garip çok garip!

Keşke izlemeseydim diyorum kendime. Yarışma anında birbirinin yüzüne öyle bakan, sonra el sıkışan insanların aileleri ile bir araya geldiklerinde, biraz önce konuştukları insanı (o) diye nitelendirmeleri valla garibime gidiyor. Ya olduğun gibi ol ya da göründüğün gibi ol. Sözü buraya cuk oturuyor.

Niyetim yarışmacılara söz atmak değil kesinlikle hatta onlara teşekkür ediyorum insanlar bu sayede dönüp “ben olsam ne yapardım?” diye bir soru yöneltiyorlar kendilerine.

Ve bu soruyu sorduğum çoğu insan, benim vicdan azabım sevgili amcam kızı Mediş’imden başka herkes “önce basardım butona ve paylaşmazdım parayı” dedi. Bende vay be dedim paranın gücüne bak. Para benim için bir araç amaç değil. O benim emrimde ben onun değil. İstediğimde harcamalıyım istediğimde paylaşmalı ama hiçbir zaman onun tutsağı olmamalıyım.

Zaten parada kendisini seveni severmiş yani para kazanmayı amaç edineni ve biriktireni. Bu yüzden bizim paramız her zaman beynimiz kalemimiz sanatımız paylaşımcılığımız ve yalnızca ihtiyacımız için önemli olmuştur. Ve dilerim ki sonsuza dek öyle olsun.

Bir hırka bir lokma felsefesi hiçbir zaman eskimez. Her zaman bu felsefeye gönül verenler vardır. Ancak paraya sahip olmakta kötü bir şey değildir yani, yanış anlaşılmasın. En çok parayı ve hafifliğini birilerini sevindirirken hissederim sevindiremediğim zamanlarda parasızlık çok kötü koyar içime yani bunu da yadsımıyorum, “bir lokma bir hırka bana” yeter ancak elimin uzaması gerekiyorsa bazılarına kadar o zaman paraya da ihtiyacım oluyor..O zaman da para benden intikam alabiliyor valla bir türlü yanıma varmıyor. Bu sıkıntıyı da yaşıyorum çok zaman Çok şükür ki öyle sırça köşklerde sıkıntısız yaşamıyorum bazen.

Ve bunu yaşamayı da çok seviyorum. Bunu sevmeyenleri de seviyorum. Ve anlıyorum. Herkes rahat ve en azından ihtiyaçlarının karşılanabileceği bir paraya sahip olmalı diye düşünüyorum ancak biliyorum çok ihtiyaçlar borç parayla karşılanıyor. Yani kredi kartları ile. Banka kredileri ile almayanı dövüyorlar. Gece gündüz başına vuruyorlar mesaj atıyorlar, ev kredisi araba kredisi. Bizim gibi bir ülkede lüks araba satışı korkunç oranlarda. Kime gerek bu arabalar neye gerek anlamıyorum park sorunu bir yana. Benzinin litresi 5 lira oldu. Ayda bilmem ne kadar masrafı var. Kime neye hizmet ediyor bu araba bu durumda anlamıyorum. Her şeyimiz lüks her şeyimiz sahte ne evimiz bizim, ne arabamız. Bir tek taksit yatırmayın hepsi elinizden kayıp gider. Ekmeği bile kredi kartıyla alıyoruz ya hani o aldığımız ekmeğin bir bölümü de çöpe atıyoruz ya. O yediğimiz lokma bile bizim paramızdan değil.

Arkadaşlıklarımızda sanal alemden zaten. Aslında biz sanal yaşarız da haberimiz yokmuş. Adamlar yapma el yapmışlar. Beyinden sinyaller alabilen hisseden yani tutuğunun sertliğini sıcaklığını ya da soğukluğunu kavrayabilen bir yapma el. 15 yaşında bir genç pankreas kanserini en çabuk nasıl teşhis edilebilir onu bulmuş. Ki bu kanser türü en son dakikaya kadar kendini saklayabilen bir türmüş.

Kan kanseri aşısı geliştiriliyormuş artık grip gibi tedavi edilebilecekmiş. Harika şeyler oluyor dünyada. Bir tarafta insanlar birbirini arkadan vururken savaşlarda kardeş kardeşi ölürken kadın cinayetleri patlama yaparken töre cinayetleri asla revaçtan düşmezken.

Bizde “bana güven” adlı yarışmaya takarız kafayı. Birbirine güvenen insanların aslında güvenmediklerini gördüğümüz için üzülürüz. Sanki bir tek orda görüyormuşuz gibi hiç arkamızdan kuyular kazılmamış gibi.  Eh işte bizde bu kadar cık insancığız ne olacak bizde böyle oyalanırız. Ve sevgili okuyucularım şimdilik hoşça kalın zamanı geldi sağlık, sevgi, birlik ve beraberlik içinde kalalım her zaman. Yase

Günün Şiiri

BU DA ELLERİMDE BİR GÖZTAŞI

Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu
Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde
Giritli bir ölümüm varmış, bir balıkçı fitil gibi
Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim
Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mi
Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç

Kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış
Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık
Sabahçı kahvelerde bir çiroz ötüyordu
Ve dalgalarımı geçen o deniz şoförleri
Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler
Uyuklar gibi üstünde mermer masaların
Bir tahta parçasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış
Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında
Öbür tahtalara öbür insanlara doğru
Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum
Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu
Ağardım, nişanlayınca gece ve yavrulayan yalnızlık
Ya da ilk insanın doğdugu, öldüğü dağdi Moby Dick
Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan
çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu
Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri
Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde
Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu
Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.
Can YÜCEL

ÖYLE BİR AŞK

Sırtımda çıplak
Islak nefesin
Bi gidip bi geliyor

Biz senlen yatmıyoruz ki
Yaşamıyoruz da
Hep yarışıyoruz
Sen mi ben mi
Önce kim
Ölümü öldürecek diye
Can YÜCEL

Günün Fıkrası

PASAPORT

Amerika`da zencinin biri pasaportunu kaybetmiş. Tam da Türkiye’ye tatile gideceği gün… Aksilik bu ya… Uçağı kaçıracak, kara kara düşünürken yolda bir pasaport bulmasın mı? Hemen almış yerden,bir bakmış Leanardo di Caprio’nun pasaportu… `Ne olursa olsun` demiş ve şansını denemeye karar vermiş. Çıkarmış Leonardo’nun fotoğrafını, kendi fotoğrafını yapıştırmış. Uçmuş Türkiye`ye.

Atatürk hava limanında görevli gümrük memurunun karşısına geçmiş. Kim olabilir memur. Tabi ki temel… Temel almış pasaportu eline. Adamın ismine bakmış: “Leonardo di Caprio`, fotoğrafa bakmış, bir beyaz.

Adama bakmış zenci… Bir kaç şaşkın bakıştan sonra temel öbür masaya seslenmiş, `Ula Cemal, bu titanik batmış mıydı, yanmış mıydı?

ŞİMDİ YALNIZ KALDIM

Bektaşi dalıp gitmişti. Güzel ve sakin bir havada tanrıyla baş başaydı. Belli ki tanrı ile halleşiyordu. Onun dalgınlığını izleyen, yakınındaki masada oturan merakla sordu: “-Dalmış gitmişsin, kimin kimsen yok mu, yalnız mısın?” Daldığı alemden ayrılmak zorunda kalan Bektaşi: “-Asıl şimdi yalnız kaldım” demiş.

Günün Sözü

Başkalarını sık sık affedin, ama kendinizi asla.
Publilius Syrus

Herkes başkalarını kendi gibi bilir. Bir insanı tanımanın en kolay yolu ona insanlar nasıl sence? diye sormaktır…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here