Nur İçinde Yat Müslüm Baba

0
71

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Müslüm babayı kaybettik hepimizin başı sağ olsun. Yakınlarına ve sevenlerine sabır diliyorum, mekânı cennet olsun. Tarzım Müslüm baba tarzı değildi. Değil ancak her zaman ona insan olarak yakınlığım sempatim vardı. Özellikle bir zamanların sinema sanatçısı olan Muhterem Nur’la olan evliliği onu bana daha çok sempatik gösteriyordu nedense. Ve son yıllarda ünlü sanatçılarla yaptığı düetler kendine has yorumu ile seslendirdiği pop ve rock şarkılarıyla benim için değeri katlanmıştı. Tv reklamlarında bir ona bakarım sesi çınlar billur gibi. Dilerim o reklam devam etsin. O reklamı izlerken hiç yalanım yok, Allah iki hayırlıdan birini sağlıkla versin diye dua ederdim. Çünkü uzun süren hastalık durumlarının ne kadar yıkıcı olduğunu çok iyi bilirim. Her iki taraf içinde… Ve yine ne gariptir ki, bir hafta öncesinden nete yansıyan öldü haberlerine rağmen inşallah yalandır diyorduk hep. Ve biliyorduk ki yalan bir gün gerçek olacak…

Ve bunu bile, bile yine hazır olmayız hiçbir zaman bu “son”a, akşama doğru “öldü” haberi yansıyınca basına olduğumuz yerde mıhlandık, elimizdeki iş yarım kaldı, sanki ani bir habermiş gibi sanki hiç beklenmiyormuş gibi irkildik. Sonra acı ve tevekkül dolu bir tebessüm dudaklarımıza yayıldı. Bir yıldız kaydı dedik yeri dolmayacak. Eşi ve hayat arkadaşı Muhterem Nur için kurşun yarası gibi işler zaman şimdi. Ama acılar babalar gibi çekilmeli zamanında diye düşünürüm ve benim için sevdiğimin acısını çekmek ölümün ödülü gibidir. Zaman acılarımı ve anılarımı örtmeden önce… Bu ödülü doya doya yaşamak isterim. Ama biliyorum ki herkes acısını bir başka yaşar. Bu yüzden herkese kendi acısına iyi gelebilecek şeyler diliyorum başta sabır olmak üzere. Mekânın cennet olsun Müslüm baba seni unutmayacağız sen aykırı tarafımızdın aslında.

& & & & &

NE BAZAROF NE OBLOMOV

Ve sevgili Gürcan arkadaşım bu sabah yine döktürmüş. Soluksuz okudum yazısını… Yazının sonunda ne Bazarof ne de Oblomov kişiliğiyle doğmaz insan diye düşünüyorum ben diyor. Ve insanın akli ve ahlaki yetileriyle eşrefi mahlûkat olduğuna inanıyorum diye devam ediyor. Aynen katılıyorum ancak katılmadığım şey. Doğuştan getirdiğimiz yetileri eğitimsel bir süreç içinde yeni kabullerle geliştirerek kazanıyoruz yeteneklerimizi… Bu süreçte oluşuyor karakterimiz… Kişiliğimiz de elbete diyor ve buna da katılıyorum ancak yaşanmışlıklarımdan anladığım kadarı ile. Kabullerle eğitimle ve marifet maarifte olsa da aslında o akli ve ahlaki yetileri ile eşrafı mahlukat dediğimiz insan aslında öyle olması gerekirken bütün maariflerin bir araya gelmesi ile maruf olsa da o genlerin esiridir çoğu zaman. Hatta her zaman akli ve ahlaki yetileri ile doğsa da. Marifet maarifte değil bence. Onun etkilerini yadsıyamayız asla. Ancak insan kendi maarifliğini yapabiliyorsa eğer maruf olur diye düşünüyorum ve bu ancak insanın kendini bilmesi ve kendini terbiye edebilmesi ile oluşabilir diye düşünüyorum. Yoksa aynen bir tülün ardından sızması gibi sızar gerçek kimliği bunu gizleyemez. Ne eğitimi ne de kabulleri. (çok karamsarım bu günlerde insan yönünden.)

Ve ekliyorum. Sevgili arkadaşım ben denizin aslında bir Oblomov olduğunu biliyor mu acaba. Abartıyorsun der belki. Çünkü Oblomov gibi olmaktan nefret ediyorum ve bunu bildiğimden kendimi bildim bileli Bazarof gibi olmaya çalışıyorum. Beni tanıyan herkes Bazarof diyebilir ben bile kendimi unutunca öyle olduğumu sanırım özellikle özgürlüğüme zincir vurulmuş algıladığımda kendimi. Ancak yinede bilirim ki ben bir tembellim, düş gezginiyim birisi odamı toplasın birisi atölyemi temizlesin dört aydan beri kapalı toz duman içinde önünden sanki hiç yokmuş gibi geçiyorum. Birisi ütümü yapsın mümkünse her gün yazdığım yazıyı da o yazsın diye düşünenlerdenim. Yani bunca okumuşluk bunca bilmem ne, bunca bilmem neye rağmen fırsatını bulunca eski bir dost gibi sarılırım Oblomov’luğuma. Çünkü o gerçeğim. Ya da aslında özlemim mi? karıştırıyor muyum yoksa?

Ve sevgili arkadaşımın yazısının bütünlüğüne tamamen katılıyorum itiraz etmek istediğim ise yine Bazarof’luğumdan. Ellerine sağlık, kalemine sağlık, maarif ve marufluğuna sağlık sevgili arkadaşım. Son bir şey eklemek istiyorum. Hiçbir zaman gerçek bir nihilist olmadım olamam da çünkü yine genlerim ve öğretilerim bu felsefeye uymuyor. Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlık ve sevgiyle hep birlikte kalalım diyorum bütün ayrıma gayrıma inat. Yase

& & & & &

Yolun Kenarına Diken Eken Adam

Adamın biri bir yolun kenarına dikenler ekti. Dikenler büyüyüp gelişince yoldan geçenleri rahatsız etmeye başladı. Gelip geçenler: “Bu dikenleri sök, insanları rahatsız etmesinler” demeye başladılar. Fakat adam bunları duyuyor fakat aldırmıyordu. Bir gün Allah’ın bir velisi ona: “Mutlaka bu dikenleri sök” dedi.

Adam itiraz etmedi; “Evet mutlaka bir gün sökerim” dedi. Adam ha bire yarın yarın dedikçe dikenler büyüyüp kuvvetleniyordu. Veli adama: “Ey vaadinde durmayan adam, sök şu dikenleri bu işi sürüncemede bırakma” dedi.

Adam: “Babacığım, bir hayli gün var, bugün olmazsa yarın, bir gün mutlaka bu işi yapacağım” dedi.

Allah’ın (c.c.) velisi bunun üzerine şu sözleri söyledi; “Sen, hep yarın diyerek bu işi erteliyorsun, fakat şunu bil ki her geçen gün o dikenler büyüyüp güçleniyor, dikenleri sökecek olan sen ise güç kuvvet kaybediyorsun, dikenler gün geçtikçe gençleşiyor sense ihtiyarlıyorsun.”

 

Günün Şiiri

ADALI VE BEN

Adalı’nın alnına yazmışlar denizi
Sonra çizgi çizgi kesmişler,
Gömleğine dikmişler
Adalı’nın.

Adalı’nın kentte durumu yaman..
Gömleğim deniz diyor
Sorunca
Ama içki başına vuruyor, zaman zaman
Direniyor Adalı;
Tam kafayı bulunca
Ben sarhoş olmam
Benim her şeyim deniz diyor,
Boyuna adadan söz ediyor.
Takılıyorum,
Adalı diyorum, sevgilin de mi deniz
Sen ondan haber ver..
Susuyor dik dik bakıyor bana
Adalı beni sever,
Adalı bana küfür etmez..
Adalı diyorum boş ver
Bir başka yere diyorum gidip içelim bu gece..
İnsan sevdiği sürece
Uykusu gelmez.

Dalıyoruz bir gecenin içine..
Adalı bi sözümü iki etmez
Özdemir ASAF

ÇIRILÇIPLAK

Küstahlığımı nezaketim götürdü

Sadece kendime bakakaldım.

Kararsızlık bir an sürdü.

Gizlenen insanların ortasında ben kaldım,

Çırılçıplak.

Selamımı tanıdıklar götürdü.

Saygı bekleyince alçaldım.

Kararsızlık bir an sürdü.

Kendini beğenmişlerin ortasında ben kaldım,

Çırılçıplak.

Ağlamayı ölenler götürdü.

Kendimi ölmez sanınca ufaldım,

Kararsızlık bir an sürdü.

Ölülerle dirilerin ortasında ben kaldım,

Çırılçıplak.

Sonsuzluğu ufuklar götürdü.

Yarattığım dünyaların içinde daraldım.

Kararsızlık bir an sürdü.

Başlangıçla bitiş ortasında ben kaldım,

Çırılçıplak.

Aydınlığı bulutlar götürdü.

Yıldızlara doğru yol aldım.

Kararsızlık bir an sürdü.

Varanlarla duranların ortasında ben kaldım,

Çırılçıplak.

Özdemir ASAF

Günün Sözü

Cömertlik, şehvetleri lezzetleri terk etmektir.

Dağ vardır sesi iki misli aksettirir, dağ vardır sesi yüz misli aksettirir.

Mevlana

Günün Fıkrası

PEŞİN NAMAZ

Hoca ile Bektaşi birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca: “-Namaz saati!” demiş, başlamış kılmaya. Rekat üstüne rekat, selam üstüne selam. Bektaşi’nin beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş: “-Yahu bu ne uzun namaz böyle?” “-Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları da kıldım!” Demiş hoca. Yola koyulmuşlar, bir müddet sonra mola verdiklerinde bu kez namaz kılmak için Bektaşi müsaade istemiş ve başlamış namaza. Ama ne namaz, bitmiyor! Sonunda hoca dayanamamış: “-Erenler, senin namaz da uzun sürdü!” “-Önümüzdeki haftanın namazını kıldım!” diye cevaplamış Bektaşi. Hoca şaşırmış: “-Yahu olur mu böyle şey?” Bektaşi gülmüş: “-Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşini mi niye kabul etmesin?”

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here