Makbule Kılıç; “Dünyayı Kadınlara Yaşanılır Kılmak İçin Özgürlüğü İstiyoruz”

0
110

İskenderun Kadın Platformu Üyesi Makbule Kılıç; “Dünyayı Kadınlara Yaşanılır Kılmak İçin Özgürlüğü İstiyoruz”

İskenderun Kadın Platformu, geçtiğimiz hafta sonu bir araya gelerek, Arjantinli kadınların erkek şiddetine de, erkek şiddetini meşrulaştıran siyasal iktidarın ve yargının baskısına da ‘hayır’ demek için sokaklara döküldüğü ‘3 Haziran’ı andı.

Eğitim Sen şube binasında bir araya gelen İskenderun Kadın Platformu üyeleri adına konuşan Makbule Kılıç, kadın olmanın daima savaş hali içinde yaşamak olduğunu ifade ederek; “Arjantinli kadınların erkek şiddetine de, erkek şiddetini meşrulaştıran siyasal iktidarın ve yargının baskısına da ‘hayır’ demek için sokaklara döküldüğü 3 Haziran’da biz de sesimizi, isyanımızı yükseltiyoruz! Kadın olmak daima savaş hali içinde yaşamaktır. Ekim 2016’da Maputo’da yapılan 10. Uluslararası Toplantı sırasında şiddet ve terörün bütün dünyada çok hızlı yayıldığı konusunda bir uzlaşmaya varıldı. Kadınların gündelik hayatına yönelik muhafazakâr saldırı ve militarizasyon her yerde ortak bir yönelim haline geldi.

Öyle bir dönemdeyiz ki Türkiye’de ve dünyada yer yerinden oynuyor. Güneyden kuzeye, doğudan batıya kadınlar her yerde, dünyanın gözleri önünde, halkları insanlık dışı koşullara, potansiyel suçlu addedip yıldırmaya, suikastlara ve travmatik hapis cezalarına mahkum ediliyor. Dün gerçek olan bugün yalan oluyor, sabit olan her şey değişiyor; ama kadına yönelik şiddet, taciz, çocuk istismarı ve doğa katliamları aynı süreklilikle, hatta artarak devam ediyor. Tecavüze maruz kalan kadınlar, istismar edilen kız çocukları, boşanmak/ayrılmak isteyen kadınların erkekler tarafından katledilmesi… Kadın ve Trans cinayetleri ardı arkası kesilmeden sürdükçe vahşet gündelikleşiyor, normalleşiyor! Bu kadınlara karşı savaşın bir ifadesidir” şeklinde konuştu.

Dünya çapında birçok ülkede halkların yıllar süren adalet, özgürlük ve eşitlik mücadeleleri sonucunda kazandığı hakların gerileyişine tanık olunduğunu savunan Kılıç; “Bu kesimler seçim kampanyalarını destekleyen ulus-ötesi şirketlerin çıkarlarını savunmak üzere daha radikal, neoliberal uygulamaları gündeme taşırken öte yandan kadınlara, göçmenlere, beyaz olmayanlara, yerlilere, LGBTI ve toplumsal cinsiyet normlarına uymayan bireylere karşı hoşgörüsüzlük, nefret ve savaşı öğütlüyorlar. Hiçbiri tesadüf değil, münferit değil; sistematik ve “istikrar”lı bir politikanın sonucudur. Türkiye’de 16 yıldır hemen hemen her cümlede gurur duyularak ve övgü ile bahsedilen “istikrar” aslında tam da bu. Öyle ki kimsenin iş güvencesi, ekonomik gidişat, hayatı ve geleceği konusunda bekleyemez olduğu devamlılık hali, erkek şiddetinde, her gün bir kadının mutlaka öldürülmesinde, yasa eliyle bu şiddetin önünün açılmasında mevcut.

Hükümet, yandaş şirketleri ile yan yana- doğrudan yatırımlar ve kalkınma işbirliği adı altında; seçimleri yardım mekanizmaları ile neo-liberal politikalar çerçevesinde finansal kesimi manipüle ettiği, sömürgeciliğin yeni biçimleriyle karşı karşıyayız. Toprağı gasp ediyor; aileleri yerinden ediyor ve yaşam için elzem olan doğal kaynakları ve geçim araçlarını ellerinden alıyorlar. Bu bağlamda toplumlar, aşırı yoksulluk, şiddet, bugün ve gelecek kaygısı ile karşı karşıya kalmaktadır. Biz kadınlar, bir yandan ücretsiz çalışma ve bakım emeğimiz sömürülürken, fuhuş, erken ve zorla evlilik ve ev içi şiddet gibi sapkın şiddete maruz kalırken, öte yandan ailelerimizin hayatta kalması için gerekli araçları korumak için mücadeleye devam ediyoruz” dedi.

Adalet sisteminin sadece politik elitlerin çıkarlarını savunduğu ve ulus-ötesi şirketlerin cezasızlığını koruduğu yerlerde kadın hakları ihlallerinin arttığını savunan Kılıç; “Gündelik hayatımızın militarizasyonu, silah endüstrisinin çıkarlarına hizmet etmektedir. Bu bağlamda hükümetler, sağlık, eğitim, konut, toplu ulaşım gibi temel hizmetleri sağlama kapasitesinden yoksun bırakılmakta ve demokratik kurumların oluşturulması süreci söz konusu bile olmamaktadır. Adalet sisteminin sadece politik elitlerin çıkarlarını savunduğu ve ulus-ötesi şirketlerin cezasızlığını koruduğu yerlerde kadın hakları ihlalleri artmaktadır. Bu, kadına karşı savaşın bir ifadesidir.

Demokrasi saldırı altındadır, adil ve dürüst seçimler düzenlemekte başarısız olmakta ve otoriter hükümetleri uzun yıllar iktidarda tutmaktadır. Anayasal haklar ve yasalar, elit azınlığın çıkarlarına göre manipüle edilip değiştirilmektedir. Türkiye, Burundi ve dünyanın pek çok yerinde siyasi kadın aktivistlerin tutuklanmasına ve öldürülmesine ve örgütlerinin kapatılmasına tanık oluyoruz. Bölgesel ve 6 küresel kurumlar, çatışmalara arabuluculuk etmekte başarısız olmuşlar; tersine diktatörlükleri meşrulaştırmayı sürdürmüşlerdir. Bu, kadınlara karşı savaşın bir ifadesidir.

Bizler de, İskenderun Kadın Platformu olarak; Savaşa karşı barış için, göçmen hakları için, işgal altında yaşayan kadınlar için, ulus-ötesi şirketlerden etkilenen halklar için, sokaklarında kahkahalarımızın çınladığı bir memleket için, bir kişi daha eksilmemek ve bu dünyayı kadınlara yaşanılır kılmak için özgürlüğü ve hayatı istiyoruz” diyerek konuşmasını tamamladı. (Haber: Helga TERBİYELİ)

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here