Korona, Daha Masum Kalıyor

0
16

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılsınız bu sabah? Güneşli güzel bir sabaha uyanmak kuşkusuz kaç zamandır süre gelen gri ve yağışlı havalardan sonra insana enerji ve neşe veriyor. Birde terasa çıkıp tomurcuklanan ağaçlara bakınca ve onların arasında güneşte, açık havada, on dakikalık bir yürüyüş ve on dakikalık bir meditasyondan sonra güne neşeli başlamamak için normalde insanın bir nedeninin olmaması lazım değil mi? Benim gibi acayip bir yaratık değilseniz ya da yaratık haline dönüştürmediyseniz? Yok, sorun bende değil sorun korona hanımda da değil.

Ve onun getirdiği sinir bozukluğunda da sorun bazı kadınların ve bazı erkelerin aşırılığında bahane hazır virüs var! Bendeniz için sıkıntı yoktu. Normal hayatımda değiştirdiğim tek şey toplu ortamlarda bulunmamak zaten o yerlerde bütün faaliyetler durmuş vaziyette. Gittiğim yerler manav ve boya malzemeleri aldığım yer. Bu aralar boyalarım yeterli ancak fırça lazım onu da iki dakikada hallettim, atölyeme kimseyi almıyorum ya dışarı çıkıp konuşuyorum selam verenlerle ya da cam arkasından el salmakla yetiniyorum. Zaten sokakta in cin top oynuyor, okullar kapalı olunca her zaman öyle olur. Tabi eskiciler ve çöp toplayıcılar bir şey etki etmiyor onlara yine ortalıklardalar.

Ve eve çıkınca normalde de yaptığım gibi el yüz yıkama, duş, dış giysilerimi dışarıda açık havada bırakma gibi hep yaptığım şeyleri yine yapıyorum, gazete okuduktan sonra kesinlikle el yıkama falan yani bunlar normal insanların normalde yaptıkları şeyler… Ev hijyeni deseniz kardeşim evi her gün temizliyorsunuz, zaten havalandırıyorsunuz ve dezenfekte ediyorsunuz. Banyoları, lavaboları falan… Peki şimdi bunu neden abartıyorsunuz?

Ve işte bu güzel günde sinirlerimin haşat olması bu nedenden… Ve şu anda da yapılıyor yeminle nefes alamıyorum. Ev sanki yüzyıllardan beri temizlenmemiş, bir çamaşır suları, bir kireç sökücüler, bir bilmem neler kullanılıyor ki artık her gün üstelik öyle bol bol! Yeminle koronadan daha çok zarar veriyorlar çevrelerine belli ki onları hiç ırgalamıyor. Valla bilgisayarımı, her şeyimi taşıdım evden atölyeye azıcık kurtulayım diye yok kardeşim apartmanda kim varsa aynı şeyi yapıyor, merdivenler her gün siliniyor, valla çıldırmak işten değil. Bu kimyasallar bu kadar bol kullanılmaz kardeşim? Evdesiniz zaten neden sabun yerine bu kolonyaları kullanıyorsunuz? Maksat hastalık gelmesin değil mi? Ama bizi hasta ediyorsunuz! Valla tıkanıyorum, alerjiğim zaten hapşı tıkşıdan mendil yetiştiremiyorum, birde bu kokular resmen suikast kardeşim başka bir şey söylemiyorum ve de olabildiğince bencillik, bencilik, bencillik… Bana bir şey olmasın kim geberirse gebersin mantığı.

Ve bendenizi çıldırtan bu! Korunmak güzel ama zarar vermek güzel değil. Önce mantığınızı kullanın canım azıcık mantık, azıcık akıl, azıcık duygudaşlık o kadar zor mu? Zor valla yeminle korona daha kolay bu insanlardan!  Atölyemden çıkıp kendimi dağlara taşlara vurasım var Allah biliyor  ya!

Ve biz bu işkence ile dövünürken iki şehit haberi daha geldi, daha arkadaşlarının acısı içimizde kanarken… Şimdi yine içimiz yangın yeri ve bu arada uçak fiyatlarında ve Emlaklarda şunda bunda hiç işimiz olamayacağı birçok şeyde fiyatlar düşmüş? Valla düşün taşın işin zor durumları! Kimin umurunda bunlar, atölyeme uçakla giderim artık mı diyeceğim? İçimiz kanıyorken şakada yapmıyorum.

& & & & &

Umre’den dönen haşmetler öğrenci yurduna “ahır” diyor. Diğerleri kaçıyor, neredeler, nasıllar belli değil.  Şimdi hasta olsak nereye gideceğiz o da belli değil, yok tabi en yakın sağlık kuruluşuna; yani? Sağlık ocağına mı, yani hastaneye mi yani orada karantina bölümleri var mı? Valla aklı olan hasta olmamak için önce kendi doktoru olsun. Bu ortamda 14 kurala ve mantıklı hijyene uysun, moralini bozacak şeylerden uzak kalsın… Yani uzak kalsın diyorum da eğer bizim apartmandaki ve evdeki gibi bir hayatı varsa valla zor? Bendeniz meditasyon yapıyorum, yürüyüş yapıyorum, kitap okuyorum, resim yapıyorum ve de gün bana yetmiyor ancak bu olanlara katlanıyorum çoğu zamanda katlanmıyorum şimdi gibi. Yani siz bunlardan hiç birini yapamıyorsanız Allah sabır versin diyorum ve lütfen bu yazıyı okuyan hanımlar sizde bunları yapıyorsanız lütfen azıcık kendinizi ve çevrenizdeki bendeniz gibi alerjik bünyeli uyuzları düşünün; nihayet bizde kardeşiz, çocuğuz, eşiz yani koronaya da düşman değiliz. Bize kastınız yoksa azıcık mantıklı olunuz.

Ve sevgiyle ve sağlıkla kalalım kalabiliyorsak ve hep birlikte sevgili okuyucularım, ayrımsız gayrımsız. Bendeniz her zaman inanarak yazıyorum çünkü düşüncem ve yüreğimden geçen ve kabul ettiğim bu. Ancak bu günlerde sevildiğimi sanmıyorum ve kesinlikle bazıları tarafından birlikte beraberlikte değilim! Yase

& & & & &

temizlik hastalığı ile ilgili görsel sonucu

Kelebeğin Hikayesi

Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğu otlardan birinin dalında, küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi.

Adam, bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir fırsat bir daha ele geçmez diye düşündü ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk dakikalara şahit olmak istedi.

Dakikalar dakikaları kovaladı, saatler geçmeye başladı ama henüz kelebeğin küçük bedeni o delikten çıkmadı. Sanki, kelebeğin dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş olabileceğini düşündü.

Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış da , artık yapabileceği bir şey kalmamış gibi geldi ona. Bu yüzden, kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi: cebindeki küçük çakıyı çıkarıp kozadaki deliği bir cerrah titizliğiyle büyütmeye başladı.

Böylece, bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu. Adam kelebeği izlemeye devam etti; çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu.

Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek, hayatının geri kalanını, kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de, asla uçamadı.

Adamın bütün iyi niyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey, kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten dışarı çıkmak için gereken çabanın, Allah’ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda onun uçmasını sağlamak için seçtiği bir yol olduğuydu.

Bu gerçeği öğrendiğinde, hayat boyu unutamayacağı bir şey de öğrenmişti: Bazen, hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey, çabalardır. Eğer Allah, hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi, o zaman, bir anlamda sakat kalırdık. Olabileceğimiz kadar güçlenemezdik o zaman. Ve asla uçamazdık…

& & & & &

Nazlı

Nazlı, aslında ne yaptığının hala ayrımında değildi. Ağlıyordu ama ne için ağlıyordu, üzgün müydü, korkuyor muydu, pişman mıydı? Hiç bilmiyordu. Acıyordu içi, ama ne için acıyordu? Düşünce yeteneği sanki yok olmuş, yalnızca yüreği ağırdı. Kaçma psikolojisi böyle mi oluyordu acaba? Kaçmak ya da sürüklenmek? Ki önceden tasarlanmış, hatta düşünülmüş bir şey yokken, aniden böyle kalkıp gitmek nasıl bir şeydi? Kader mi sürüklemişti yoksa kader denen şey mi babasına duyduğu acayip karmakarışık duyguları mı? Seviyordu ama korkuyordu, neden korkuyordu? Ona kötü mü davranacaktı? “Hayır” kesinlikle “hayır” Kızacak mıydı, belki ama bir iki sözden sonra bağrına basaktı koşulsuz. Çünkü o iyi bir babaydı. Belki o kadar iyi olmasaydı Nazlı kaçmayacaktı? Belki bunlar ve gelecekte yaşananların hiç biri olmayacaktı. İyilikten maraz doğar sözünün açılımı bu muydu acaba?

Babasını düş kırıklığına uğrattığı içindi belki bütün üzüntüsü. Onu incitmektense incinmeyi göze almıştı ama bilmiyordu ki onun gidişi babasına düşünemediği kadar zarar vermişti, adam bir günde yaşlanmıştı sanki. Pişman değildi şu an ama birileri “bir gün zorda kalırsan kaçar mısın?” diye sorsaydılar yanıtı “asla söz konusu bile olamaz” olurdu.

Birden Güneş’i unuttuğunu anımsadı, bu zaman içinde bir an bile onu düşünmemişti. Tuhaf bir şekilde ona uzaktı, şimdi yakında olmasını da istemiyordu aslında? Birden ayrımına vardığı bu durum canını sıktı. Ne uğruna ailesini bırakmıştı peki? Aşk için mi? Güneş için mi? “Hayır, hayır kesinlikle aşk için değil, Güneş için hiç değil” dedi, kendi kendine. Birden babası geldi gözünün önüne, sevecen, yakışıklı babası kahramanı, beyaz atlı prensi. Yüzünü geniş bir tebessüm kapladı, ardından gözlerinden yaşlar boşaldı. Evet, bir tek babasına olan sevgisi ona bu yaptığını yaptırabilirdi. Ve yaptırdı. İlerde bunu babasına söylerse inanır mıydı acaba?

Aynı zamanda Nazlı’nın annesi de kocasına aynı şeyleri söylüyordu. “Seni o kadar seviyor ki yüzüne nasıl bakacağını bilemediği için kaçtı kızımız, ne olurdu onu görmezden gelseydin?” mutfakta oturmuş önünde çay bardağı, ayakta son hazırlıklarını tamamlamaya çalışan kocasına bakıyordu. Güneş ile konuştuktan sonra Nazlı’nın babası kızının Kıbrıs’ta olabileceğine çok inanmıştı, bu yüzden hemen harekete geçmesi geriyordu, gemiye yetişebilmek için çıkması lazımdı daha Mersin’e gidecekti.

Karısına yanıt vermedi, çantasını omzuna atıp salona doğru yürüdü. Eşi de peşinden yürüdü, kadın ayaklarını nerdeyse sürüyordu, bir günde yaşlanmış gibiydi. Kocasına güvenmek istiyordu “ne olur kızımızı geri getir” diye kocasına sarıldı, gözyaşları adamın gömleğini ıslatmıştı. Arkası Yarın

Günün Şiiri

On Sekiz Mart Zaferi’ni,

Herkes tanır Türk erini,

Ölür de vermez yerini,

Çanakkale geçilemez.

* * * * *

Türk’ün göğsü, Türk’ün kolu,

İman ile kuvvet dolu,

Aslan yurdu Gelibolu,

Çanakkale geçilemez.

* * * * *

Akan kanlar dönse sele,

Conkbayır’ı geçmez ele,

Dünyakopup gelse bile,

Çanakkale geçilemez.

* * * * *

Birçok milletin askeri,

Yenilerek kaçtı geri,

Anladılar Türk’ün yeri

Çanakkale geçilemez.

Günün Sözü
İnsan sevdiğiyle beraberdir.
Hz. Muhammed

Sevmek insanın kendi kendini aşmasıdır.
Oscar Wilde

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here