Kitap Okuma Krizi…

0
56

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Siz hiç okuma, krizine girdiniz mi? Garip mi geldi bu soru? Neden garip olsun ki, mali krize girebiliyoruz, şeker krizine girebiliyor, madde bağımlıları krize girebiliyor, bizde kitap okuma krizine girmiş olabiliriz değil mi ya. “Ah, ah kitap okumam lazım lütfen bir kitap şöyle sarıp sarmalayacak bir kitap okumak istiyorum” diye arandığımız zamanlar krize girmişiz demektir. Gazete dergi okumak kesmek illa şöyle kocaman kitap olmalı elimizde ya basımdan yeni çıkmış dört gözle beklediğimiz bir kitap, ya da sayfaları elimizde ufalanacak kadar eski kokusu zevkten sarhoş eden bir kitap.

Ve biz dün arkadaşımla kitap okuma krizine girdik. Çoktan beri kitap dışında dolaşıyorduk, kendimizi kendimizin dışında  bırakarak. -çok tehlikeli bir şey- Çoktan beri yok sevgi sarhoşuyuz, yok çocuk bebek mağazaları kitapçılardan önce gelir oldu, yok sergi hazırlığı var, yok depresyon hali gibi bir şey. Film izlemeye başladık. Bütün gün film izliyoruz ve yok bilmem ne, yok bilmem ne, bir sürü bilmem nelerle doldurmuşuz masamızı ama bizi gerçekten doyuracak. Bir bardak sıcak çay bir simitle üçgen peyniri koymayı unutmuşuz. Ve dolanıp duruyoruz diğer bilmem neylerin arasında.

Aç ve halsiz ararken bir yerden kalkıp bir yere kaykılırken “bir şey var ben onu arıyorum ama neydi aradığımı bilmiyorum” diye tv de film kovalarken. “Hadi bir sıcak duş alayım bari” dedik. Ve sıcak duş sanırım beyin damarlarımızı açtı hücrelerimizi canlandırdı ve biz o an ayrımına vardık ki bizim açlığımızın nedeni yalnızca bir haftacık kitap okumamakmış. Ve hemen bir kitap yetişti imdadımıza –oh- çektik derinden. Açlıktan geberiyorken doymak gibi, sokakta kimsesiz dolaşırken aile bulmak gibi, annenin serin parmaklarının temasını alanında hissetmek gibi bir şey oldu. Nefes alışverişimiz hızlandı bakışlarımıza can geldi. Ve kitap bitince, bütün bedenimiz şeker krizden kurtulup dinginliğe ermiş ağırlıklardan kurtulmuş gibi oldu. Ve derin bir  uykuya daldık.

Ve güne başlar başlamaz arkadaşım aradı -ne dersin kitapçıları dolaşalım mı bugün? -Krizimiz devam ediyor. “Hemen” dedim atladık arabaya başladık kitapçıları dolaşmaya aradığımız kitaplar yoktu, sipariş verdik bir iki tanede aldık. Arkadaşım uyardı aman haddimi aşarsam uyar çünkü kendimi aşmak istemiyorum. Benim içinde geçerli ya bu. Ve mantığımızı zorlamadık, alışveriş yaparken ödemeye gelince kasaya peşin ödemek zorunda değilmiş parayı. İlk duyuyoruz bunu çok şaşırdık. Hatta taksit yapabiliyoruz dedi kasadaki hanım. Bu da bize ekstra güzel geldi. Bence korsan kitap satanlara bu yöntemle karşı konabilir.

Yekta Kopan’nın “Aile çay bahçesi” isimli kitabını dün bir çırpıda okudum  tavsiye ederim. Yekta Kopan’ı çoğumuz tanıyoruz galiba değil mi benim anlatmama gerek yok kuşkusuz. Ve okudukça kitaplarımızı tanıtmaya devam edeceğim.

Ve sevgili okuyucularım en az kitap okumak kadar şiir okuma krizindeyiz de bu günlerde arkadaşımla. Bu yüzden sayfamda bu gün  birkaç şiire birden yer vermek istiyorum. Sağlık ve sevgiyle birlik berberlikle hep birlikte her zaman kalalım diyorum. Yase

VENI, VIDI, VIXI 

Değil mi ki o derin acılarımla şimdi
Buna destek olacak tek bir kolda yoksunum
Ve çocuklara bile zorlukla gülüyorum
Ve açmıyor içimi çiçekler renkleriyle
Anlamalıyım artık : yaşadın yeterince!

Değil mi ki ilkbahar kuşatınca her yanı
Doğayı şenlik yerine çevirdiğinde tanrı
Bu görkemli sevdaya aşksız bakıyorum
Değil mi ki gün-gece ışıktan kaçıyorum
Duyarak o en gizli kederi her şeydeki

Değil mi ki ruhumda umudum yenik düştü
Değil mi ki bu güller, kokular mevsiminde
Sevgili kızım benim, içimde, ta derinde
Yalnız senin yattığın karanlığa özlem var
Madem ki öldü kalbim, yaşadım yeterince!

Yeryüzünde yükümü tek bir gün reddetmedim
Arığım işte orda, burada başak demektim
Yumuşadım gitgide, yaşama gülümsedim
Ve yaşamın o büyük, dipsiz gizi dışında
Dimdik durdum ayakta, kimseye eğilmedim

En iyisiyle yaptım yapabildiklerimi
Ne çok uykusuz kaldım, ne çok hizmet g*türdüm!
Sonra acılarıma güldüklerini gördüm
Nefretlerine hedef seçildikçe üzüldüm
Anarak çalışıp çektiklerimi

Tek kuşun uçmadığı şu dünya sürgününde
Öyle bezgin, ışıksız, ellerimin üstünde
Diğer tüm kölelerin alayları içinde
Taşıdım ağlamadan al kanlara bulanıp
Koparılmaz zincirden payıma ne düştüyse

Şimdi bakışlarımın ancak yarısı bende
Ötesi darmadağın acılı gömütlerde
Dönüp de baktığım yok çağıran olsa bile
Sersemlik ve sıkıntı yüklü bir uykusuzum
Hiç gözünü kırpmadan kalkmış şafaktan önce

Miskin karanlığımın orta yerinde şimdi
Yanıt vermeye bile gönül indirmiyorum
Canımı sıkıp duran o en günücü ağza
Ulu Tanrım gecenin kapısını aç bana
Ki çekilip gideyim, dönmeyeyim bir daha!

Victor Hugo

Bulut mu Olsam

Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

Nazım Hikmet

Sakız Ağacı

O bir sakız ağacıydı, alelade;
Bir gün o yeşil sahile çıktı geldi,
O zaman bu zamandır memnun yerinden;
Seyreder bulutları, göğü, denizi.

Titreşirdi rüzgarla güneşli yaprakları;
Ömür sürdü öyle hoşnut dünyasından,
Aydınlıktan uyku tutmazdı bazı gece,
Motor sesleri duyulurdu uzaklardan.

Tanrı adın işitmedi ömründe;
İnanmadan da madem yaşanıyor diye

 

Rüzgarlı bir kıyıda, sevinç içinde,
Yaşamak dururken düşünmek niye?

Anmadı geçenleri bir defa bile;
Ne uğraşır mesut olan gelecekle?
Bir avare misali, günü gününe,
O bir sakız ağacıydı, yaşadı sade.

Can Yücel

Deliler

Birinci deli kara sevdalı
Elinde kağıt kalem
İri memeli, geniş kalçalı
Kadın resimleri yapıyor
Burumuş bir mektup avuçlarında
Hem ağlıyor, hem öpüyor

İkinci deli Tanrıya küskün
Çıkmış dinden, imandan
Küfrediyor bütün gün
Kocaman kocaman elleri var
Bir tutuşta parçalayacak gökyüzünü
Bıraksa gardiyanlar

Üçüncü deli zavallının biri
Bakışları bomboş
Cam gibi mavi gözleri
Bir yangında dört yıl önce
İki çocuğu yanmış cayır cayır
Çıldırmış, karısı da ölünce

Dördüncü deli bir eski zengin
Düşmüş, namerde muhtaç olmuş
Bir dilim ekmek için
Hala rüyasını görür geçen zamanların
Sekiz silindirli otomobillerin
Dağ gibi apartmanların

Beşinci deli aklı başında
Besbelli hayli dirsek çürütmüş
Büyük ümitler peşinde
Deli demeğe bin şahit ister
Beğenmemiş gidişini dünyanın
Deli demişler.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Günün Sözü

Savaş, mızraklı, trampetli bir bayram değildir. Onun manzarası kandır. Ölümdür. Tarihin konusu, kavimlerin ve insanların hayatıdır.

L. TOLSTOY

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here