KİLO İSTEMEYEN MEVSİM YAKLAŞTI

0
36

Değerli Okurlarım, kilolu olmaya kimse heves etmez. Sıcak bakmaz ama gelin görün ki, şu bizim baharatı ve de acısı bol yemeklerimi z var mı, yok mu? Gözümüzü kapatıp saldırıyoruz kıtlıktan çıkmış gibi. Bazıları “Can Boğazdan Gelir” diye işi pişkinliğe vuruyor ama sonunda da ceremesini ödüyor. Obez olmaya doğru hızla yol alıyor.

Şu anda ki konumuz kilo ve onu tetikleyen yiyecekler değil ama az da olsa ilgili. Bu kültür sayfamızda ne kadar ilgiliyse o kadar size sunacağım. Efendim, kilo istemeyen mevsim geliyor ve bu mevsimin sıcak yaz ayları olduğunu söylememe gerek var mı? Tabi ki olamaz…

Kış aylarında ısınmak için daha yağlı ve kalorili besinlere yöneliyoruz, tabi ki bunun sonunda da kilo almamız kaçınılmaz oluyor. Bazı dostlarımız kilo ile o kadar haşır neşir ki, pantolonunun kemeri şeyinin üstünde ve de göbek aşağı doğru yayılmış gidiyor. Dostça uyarılara da tepki gösteriyorlar. “Acından Ölmüş Demesinler de Yemiş de Ölmüş Desinler” diyorlar. Kendileri bilir ama onların nasıl seks yaptıklarını da merak etmeye başladım.

Kilo sorununa özellikle genç bayanlar ve genç kızlarımız daha çok dikkat ediyorlar ya, aslında sağlık açısından herkesin çok dikkat etmesi gerekir diye düşünüyorum.

Yukarıda söylediğim gibi, kalın giyecekler altında fazla kilolarınızı gizlemeniz mümkün oluyor da, tatildeyken bikini ile fazlalıkları saklayabilmemiz, onları kamufle edebilmemiz olanaksız. Tatil beldelerinde gizlenecek bir şey yok, her şey göz önünde. Mütenasip bir vücuda sahip olan kızlarımız daha avantajlı. Elin oğlu hemen sağ elinin yüzük parmağına alyansı geçiriveriyor.

Peki, “Rakı İçen Öldü de, Su İçen Ölmedi mi?” Halk arasında böyle bir ifade vardır bildiğiniz gibi. Bence şu anlama geliyor… Mütenasip vücutlu kızlarımızın kısmetleri açılıyor da, kilolu olanlar evde mi kalıyorlar? Tabi ki öyle bir şey söz konusu olamaz ama avantaj de­nilen bir hadise vardır.

Böyle söylerken; Birçok hemcinslerimizin eti budu yani kilosu yerinde olan bayanlara bayıldıklarını da hemen belirtmeliyim. Şimdiye kadar anlattıklarım konunun sosyal yönüydü. Bildiğiniz gibi, bir de bunun sağlıkla doğrudan ilgili olduğu yanları bulunmaktadır. Bunu da gözlerden uzak tutamayız.

Yaz sezonuna girerken kendimize az miktarda ancak sık aralıklı bir beslenme programı düzenleyebiliriz… Poğaça, börek ve benzeri şeyler yiyeceğimize, güne bir sabah kahvaltısı ile başlayabiliriz. Taze ve kuru meyve yemeliyiz. Günlük yağ alımını azaltabiliriz. Aşırı şekerli gıdalardan uzak durabiliriz, canımız çok tatlı istediğinde bunu dondurma ile geçiştirebiliriz.

Özellikle, spor ve devamlı egzersizi ihmal etmemeliyiz. Spor çok şeyleri halledecek güçtedir. Bunu da unutmayalım… Bu şekilde hareket edersek, yaza yüksek moral – motivasyonla girmemiz mümkün olabilir.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Gönül Köşemden

BİR ÖLÜMDEN SONRA

Değerli Okurlarım, toprağa iki filiz ekiyoruz. Birisi mevsimsel etkinliği tamamlayıp yok oluyor. Öbür filiz çınar ağacının ilk aşaması. Ortalama (Yeri müsaitse) 500-600 yıl yaşamını sürdürüyor. Bazı imparatorluklar bile o kadar yaşayamıyor. Yani, sonunda mutlaka ölüm var, ondan kaçabilmek de hiç mümkün değil. Yine de, “gecinden versin” diyoruz. “Beni ölümsüz kıl” diyebiliyor muyuz?

Toplum olarak ağlamanın ayıp olduğu inancı hakim. Ağlamak rahatlamak, deşarj olmaktır ama yine de ağlamak hoş karşılanmaz hele erkeklerin ağlaması tamamen yadırganır. “Hiç Erkekler Ağlar Mı? Öyle Bir Lüksü Var mı?”

Efendim, neden ağlamasınlar, erkekler insan değil mi? Küçücük bir çocukken anamı toprağa vermiştim. Dünya başıma yıkılmıştı adeta. Her şeye muhtaçtık da ondan… Başsağlığına gelenler “Öcal sen dik durmalısın, ağlamamalısın, erkekler ağlamaz” öyle diyorlardı. Doğrusunu isterseniz, utancımdan ağlayamadım. Ağlamadım ama, o olaydan sonra yüksek sesle konuşma hastalığı belirdi. Saygısızlık olsun diye değil, elimde olmadan yüksek sesle konuşuyorum.

En gerçek olay ölümdür ve onu bir tabu haline getirmemek gerekir diye düşünüyorum. Ölüm gerçeğini çocuklara olduğu gibi yansıtmak gerekir Onlar da gerçekleri bilmelidirler. Maalesef çocuklarımızı acı gerçekten uzak tutalım derken, hayallerinde ölüm olayı için farklı görüntüler gerçekleştiriliyor, stresin en katısını yaşatıyoruz.

Çocukları yas tutma süreleri büyüklerden farklı yani koyu yas süreleri uzun olmayabilir ama toplam yas süreleri daha uzundur. Bu dönemde aşırı hırçın, ağlarken gülen, gülerken ağlayan, gereksiz yere fazla haraketli olmaları gözlenmiştir. “Çocuklar çabuk unutur ya da kolay unutur” sözünü arada bir duyarız. Fakat ailedeki yetişkinlerin, yeni yaşamlarını sessiz bir kabulleniş ile benimsedikten çok sonra bile, bir çocuk çaresiz bir keder içinde olabilir.

Çünkü büyürken yaşadığı her yeni deneyim, ona üzüntüsünü yeniden ve aynı yoğunlukta hatırlatacaktır. Örneğin, “Okula başladığım ilk gün, herkesin annesi yanındaydı, ama benim yanımda yalnızca babam vardı” gibi. Hayat acılarla doludur…

Bazı aileler, sadece kendilerinin bu acıyı yaşadıklarını, sanki çocukların böyle bir duygudan haberdar olmadığını düşünürler. Bu nedenle, çocuğun biraz aksilik yaptığı zamanlarda “Benim acım bana yeter” ya da “Artık kendine çeki düzen ver, kendini topla” diyerek çocuğun boyutunu aşan, muhtemelen anlamayacağı sözler sarf ederler…

Ölümün yaptığını hiç bir şey yapmaz, bu çok doğru. Telafisi ortadan kalkmayacak, telafisi mümkün olmayan bir acı bırakmıştır. Ama yapılacak bir şey yok. Bir ona çözüm yok dostlar…

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Günün Nabzı

Güzel İnsanlar…

İnsan çok önemli bir faktördür. Kainatta onlar için yaratılmıştır. Bunun aksi iddia edilemez. Ölmek yeni bir şey değildir. Bütün canlıların özelikle insanların belli bir yaştan sonra, beklediği önemli ve acımasız bir konuktur.

Bazılarımız bunu birbirine karıştırırız. Örneğin bir tıp adamı, hastayı para olarak görür ama gerçek doktorların gözünde yaşamak, kalbn atması, kan basıncının azalıp çoğalması, solunum sisteminin çalışması iken, bir yazara ve şaire göre de; yaşamak, maddeye dayalı hayatı, yeniden tüm inceliği ile yürekten yorumlamak, içtenlikle duyumsamaktır.

Ancak, hepimiz çok iyi biliriz ki, yaşamak ne sadece soluk almak ne de hayal aleminde yaşamaktır. Gerçekçi olmak gerekirse, bir nedenle gelmişiz dünyaya ölünceye kadar da, bu çileyi çekeceğiz. Ama yaşamın güzel yanları da bulunmaktadır. Öncelikle çocuk sahibi olursunuz. İcatlara, teknolojilere tanık olursunuz, sevdikleriniz olur vs.

Madem ki imtihan dünyası, öbür taraftaki imtihan için kendimiz çeki düzen veririz. Bu şekilde yanlışlardan arınmış oluruz. Bu insanlar için bir nimettir. Tabi anlayan insanlara…

Günün Sözü

Tebessüm Etmek Çok Şeydir…

Öcal’dan İnciler

Çok Okuyan Çok Bilir…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here