Kendince Sorumluluk

0
35

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bu sabah ilk işim yine çoktan ihmal ettiğim yaşlı teyzeciklerimi ziyaret oldu. Bu en önemli görevlerimin başında geliyor. Çünkü sevgili büyüklerim artık nadide bir misafir gibi bu dünyada. Onlar birkaç bir kaç dayanıksız kökle bağlılar artık gövdelerine. Bir zamanlar güçlü olan bu kökleri bir sürü dal vermişti yaprak meyve ve sürgünden vermişti. Şimdi ise hayata sürgünlerine dayanarak devam ediyorlar. Konuşmaları güzel, akıl yürütmeleri güzel, kendileri zarif ve özel olan sevgili anne yarısı teyzelerimi ziyaret etmek her zaman bana ibadet gibi gelir. Onların yüzündeki bir tebessüm bile bana ödül olur. Yalnız teyzeler deyip geçmeyin onarında komşuları var aynı yaşta başta, onlarda katılır bazen aramıza eskilerden konuşurlar bazen unuturlar ne anlattıklarını ama hiç önemi yok yeniden başlayabilirler birde koşuşturlar ki kahveyi çayı pastayı. Genç kız çevikliğiyle hiç “siz oturun ben yaparım” demem. Çünkü onları, birilerine bir şeyler ikram etme zevkinden yoksun kılmak istemem. Çoğumuz yaşlılara hizmet etmek isteriz oysa bu çok doğru bir davranış değildir. Onların iş yapmasına izin verdiğimizde onlar kendilerini daha iyi hissederler çünkü işe yaradıklarını bilmek isterler.

Ben denizin düşüncesine göre bir insanın gerçek ölümü kendisinin işe yaramadığını sandığı an başlar. Herkes, küçük büyük kendince bir sorumluluk yüklenmek ister. Hayata tutunabilmek için. Teyzelerime gidince buna çok dikkat ederim bir şeyi yalnız yapmalarına bazen izin vermem ama onlar bunun ayrımında bile olmazlar. Kalkıp onlarla birlikte yaparım onlar yapmış gibi olur.

Ve sevgili okuyucularım bunları kendimi iyi bir yeğenmiş gibi göstermek için yazmıyorum, belki sizinde yaşlı teyzeleriniz ya da yakınlarınız vardır ya da gönül elçiliği yapıyorsunuzdur. Ya da koruyucu ailesinizdir. Yaşadıklarımız ortak şeyler olabilir ve yaşadıklarımızı paylaşmak önemli olabilir diye yazıyorum. Her yaşın kendine göre zorlukları vardır ve her yaşın anlayışı başkadır. Ve hepimizin birbirimizden öğreneceğimiz çok şey vardır. Ve tabi en büyük öğretmen yaşam, yaşarken öğrendiklerimizi sentezlemeden kullandığımız zaman kendimizce bir anarşi yaratabiliyoruz. Bu yüzden sevgi süzgecinden geçirip kullanmalıyız yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizi ve herkese kendine uyan biçimde davranmayı bilmeliyiz. Ve sabırlı olmalıyız ve kayıtsız şartsız sevmeliyiz o kadar, bütün yüreğimizle. Ne kadar seversek o kadar seviliriz hiç kuşkumuz olmasın bundan.

Ve sevgili okuyucularım en önemli şeylerden birde de yaşarken öğrendiğim. Asla, asla dememek… Ve bir insanı değiştirebileceğine inanmak, kişi kendisi değişmiyorsa kimse onu değiştiremez. Bu yüzden diyorum kayıtsız şartsız olduğu gibi sevmek önemli olan, zaten ancak o zaman sevmek, sevmek olur değil mi?  Ve şimdilik sağlık ve sevgiyle kalın sevgili okuyucularım birlik ve beraberlikle… Yase

& & & & &

Kurdele

New York’ta yaşayan bir öğretmen, Lise son sınıfındaki öğrencilerinin “diğer insanlardan farklı özelliklerini” vurgulayarak onurlandırmaya karar vermiştir. California Del Mar’dan Helice Bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak, her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı. İlk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar özel ne kadar özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde altın harflerle “Siz çok önemlisiniz” yazılı birer mavi kurdele verdi. Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla sınıfına bir proje yaptırmaya karar verdi. Her bir öğrencisine üçer tane daha kurdele verip, onlardan bu töreni gerçek dünyada devam ettirmelerini istedi. Öğrenciler, daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığını tespit edecek ve bir hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi. Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine yardımcı olan yakınlarındaki bir şirketin üst düzey görevlisini onurlandırmış, adamın yakasına mavi kurdeleyi iliştirmişti. Ardından, iki tane daha kurdele vermiş ve; “Sınıfça bu konuda bir projemiz var. Sizden onurlandırmanız için birini bulmanızı istiyoruz. Onurlandırdığınız insanlara ekstra kurdele de verin. Böylece onlarda bu projenin devam etmesi için başkalarını bulabilirler. Daha sonra, lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin” diye rica etti. O gün üst yönetici, suratsız biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verdi. Patronun odasına girdi ve onun “iş dünyasında bir deha olduğundan ötürü” onu takdir edip örnek aldığını söyledi. Bu mavi kurdeleyi yakasına takması için izin verip vermeyeceğini sordu? Şaşkına dönen patron; “Tabi ki” şeklinde cevap verdi. Yönetici de mavi kurdeleyi, patronun tam kalbinin üstüne, ceketine iliştirdi. Ekstra kurdeleyi verirken de; “Bana bir iyilik yapar mısınız? Siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz? Bunu bana veren çocuk, okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu kabul görme töreninin devam etmesi gerekiyormuş. Böylece “bunun, insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş…” dedi.

O gece patron evine geldiğinde, on dört yaşındaki oğlunun yanına oturdu. “Bugün inanılmaz bir şey oldu” dedi. “Ofisteydim. Üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyleyip, “iş dünyasında bu kadar başarılı olduğum için” göğsüme bu kurdeleyi iliştirdi… Bir hayal etmeğe çalış… Benim bir dahi olduğumu düşünüyor… “Siz çok önemlisiniz” yazılı bu kurdeleyi tam göğsümün üstüne taktı. Bana ekstra bir kurdele verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi. Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sen geldin… Ben “seni” onurlandırmak istiyorum. Günlerim aşırı yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum… Oysa bu gece bir şekilde buraya oturup, sana benim için ne kadar farklı ve özel olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın. Sen mükemmel bir çocuksun. “Seni seviyorum” diye devam etti… Şaşkına dönen çocuk şimdi ağlamaya başlamıştı… Bütün vücudu titriyordu, başını kaldırdı, gözleri yaş içinde olarak babasına baktı ve: “Yarın intihar edecektim baba” dedi. “Baba, ben senin… Çünkü ben senin… Beni hiç sevmediğini, beni hiç önemsemediğini düşünüyordum… Ama artık her şey çok farklı… Sen baba, şu an… oğlunun hayatını kurtardın!…”

Sizin de sevginizi duymak, hissetmek isteyen insanların var olduğunu sakın unutmayın…

İNSAN VE DÜNYA

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra Pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi sonra düşündü: -Ohh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez.

Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve “baba haritayı düzelttim, artık sinemaya gidebiliriz” dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hala hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk şu cevabı verdi: “-Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı. İnsanı düzelttiğim zaman dünya kendiliğinden düzelmişti.”

Günün Şiiri

Hasretinden Prangalar Eskittim

Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarı da gürül- gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana…
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni…
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini…

Ahmed ARİF

 

İÇERDE

Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mı?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…

Ahmed ARİF

Günün Sözü

Her zaman aklımızın ardı sıra gidelim, halkın takdiri de, canı isterse ardımızdan gelsin.
Montaigne

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here