Kendi Hayatımızı Kendimiz mi Yazıyoruz?

0
12

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Kendi hikayemizi kendimiz yazıyoruz gibi görünüyorsak ta aslında bizim yazdığımız bir şey yok, her şey olması gerektiği gibi oluyor, bizde bize biçilen rollere uygun olarak yaşayıp gidiyoruz, kendimizinmiş gibi sanarak. Haksızlık yapıyorum herhalde bu kadar da değil yani! Diye düşünüyorum bazen ancak geçmişten günümüze dek düşününce yaşadığımız günleri, ayları, yılları, hangisini biz düşündük, hangisini tasarladık ve bulduk ki? Tabi ki istisnalar vardır. Ve olacaktır. Ancak hayat işte bu; seni istediğin gibi değil onun istediği gibi yaşatır, beğensen de beğenmesen de.

Düşünüyorum ve yine sabırsızım yazmak için bile. Ve zamanı hiç bitmeyecek şeymiş gibi savurarak kullananlara acayip hayretim. Aslında kızgınım, aslında suratımı astırıyorlar, aslında onlara yazıklanıyorum. Ve hayatın bize yaptırdıkları bu diye düşünmeye gelince de duruyorum!!! Zamanı savruk kullanmakta, belki savruk kullanıma tasarlanmamış?

Yani hepimiz bize verilen role göre yaşıyorsak bu da bir rol. Ve bu oyun için geçerli. Herkes rolünü en iyi şekilde yapmalı ki oyun bozulmasın. Neden onlara kızıyorum ki? Neden kendimi hikâyeler yazabildiğim için seviyorum ki. Aslında kimsenin bir şey yaptığı yoksa, her şey yaptırılıyorsa? Ve bazen böyle düşünerek uyanmanızı sağlıyor rol dağıtıcı, sorgulamanızı istiyor! Neden, niçin diye sormamızı da istiyor kendimizce yanıt vermemizi de!! Doğru yanlış ama sonunda yine kendi istediği biçimde?

Zamanlardan birinde her şeyi bildiği söylenen bir bilge varmış. Ne sorulursa hemen yanıtını verirmiş. Onu çekemeyen biri demiş ki; ona öyle bir soru soracağım ki kesinlikle bilmeyecek.

“Ne soracaksın” demişler. “Elimde bir kelebek var. Ölü mü diri mi diye soracağım” demiş. “Ölü derse bırakacağım uçsun, diri derse avucumda sıkıp öldüreceğim.” Bilgeye sormuş elimdeki kelebek ölü mü diri mi diye.  Bilgenin yanıtı. “O senin elinde” olmuş.

Bilgeye sorulamayacak kadar basit bir soru yanıt da öyle gibi görünse de gerçeğin ta kendisi değil mi?  Hepimiz bir avuçtayız ve o avucun keyfine göre yaşıyoruz sahip sıkarsa ölürüz, gevşek tutarsa soluklanırız, serbest bırakınca da kanatlanır ruhumuz. Yoruma gerek var mı?

Ve sevgili okuyucularım bazen böyle uyanırız sabaha yalnızca sorgulamak için. Ve şimdilik sağlık, sevgi, birlik ve beraberlikle kalalım. Yase

& & & & &

Mevsimler

“Bir zamanlar Toprak Ana, evinde yalnız yaşıyormuş. Yalnız yaşamak zormuş, bu yüzden canı çok sıkılıyormuş. Bir gün kalkmış, gök kralına misafirliğe gitmiş. Sarayın kapısına varınca, gürültüler, patırtılar duymuş. Kapıdaki nöbetçiye, “bunların ne olduğunu” sormuş.

Nöbetçi:  -Ne olacak, demiş. Mevsim kardeşlerin gürültüsü. İkisi kız, ikisi oğlan dört yaramaz çocuk var. Kavga edip duruyorlar.

Toprak Ana: -Onları bana gönderin, demiş. Ben yalnızım, biraz da benimle otursunlar.

Nöbetçi Toprak Ananın isteğini krala söylemiş. Kral da “Peki” demiş. Toprak Ana bunun üzerine evine dönmüş, mevsim kardeşleri beklemeye başlamış.

Önce en küçük kardeş gelmiş. Pembe, beyaz saçlı, güzel bir çocukmuş. Toprak Anaya: -Benim adım İlkbahar, demiş. Size ufak bir armağan getirdim.

İlkbahar, çantasını açmış, çantasından tomurcuklanmış dallar, renk renk çiçek demetleri, cıvıl cıvıl ötüşen kuşlar çıkarmış.

Çok geçmeden ikinci kardeş gelmiş. Tombul, kırmızı yanaklı bir kızmış. Adı da Yaz’mış. Kardeşine: -Haydi çekil bakalım, bak, ben geldim, demiş. Sonra po da çantasından çilek, kiraz, şeftali, erik gibi meyveler çıkarmış, bunları Toprak Anaya sunmuş.

Derken üçüncü kardeş gelmiş. Sarı sapsarı bir çocukmuş. Toprak Ana’ya: -Ben sonbaharım demiş. Yalnızlığı, sessizliği çok severim, demiş. Sonra da kuşları kovmuş, her yeri sarıya boyamış. Ortalığa bir sessizlik çökmüş. Tam bu sırada dördüncü kardeş gelmiş. Çiçekleri, meyveleri dağıtmış, cebinden beyaz bir su çıkarmış, bu suyla her yeri beyaza boyamış. Bir yandan da:  -Benim adım kış, benim adım kış diye bağırıyormuş.

Dört kardeş de Toprak Ananın evinden gitmek istememiş. Kavgaya tutuşmuşlar. Ortalık alt üst olmuş. Toprak Ana kızmış: -Beni dinleyin, demiş. Ya sırayla gelin, evimde üçer ay misafir kalın, ya da çekilip gidin. Hepinizi birlikte istemiyorum.

Bunun üzerine mevsim kardeşler düşünmüşler. Aralarında anlaşıp Toprak Anaya, “peki” demişler. İşte o günden beri sırayla geliyor, Toprak Anada üçer ay misafir kalıyorlar”

Günün Şiiri

Küçük İstavritin Öyküsü

Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp

hızla atıldı çapariye

önce müthiş bir acı duydu dudağında

gümbür gümbür oldu yüreği

sonra hızla çekildi yukarıya…

 

Aslında hep merak etmişti

denizlerin üstünü

neye benzerdi acep gökyüzü.

Bir yanda büyük bir merak

bir yanda ölüm korkusu.

 

“Dudağı yarıklar ” denir,

şanslıdır onlar, hani

görüp de gökyüzünü , insanı

oltadan son anda kurtulanlar.

 

Ne çare balıkçının parmakları

hoyratça kavradı onu

küçük istavrit anladı yolun sonu.

Koca denizlere sığmazdı yüreği.

Oysa, şimdi yüzerken

küçücük yeşil leğende,

ansız uzanıvermiş dostlarına

değiyordu minik yüzgeci.

 

İnsanlar gelip geçtiler önünden

bir kedi   yalanarak baktı gözünün içine

yavaşça karardı dünya,

başı da dönüyordu.

Son bir kez düşündü derin maviyi,

beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.

 

İşte tam o anda eğilip aldım onu.

Yürüdüm deniz kenarına

bir öpücük kondurdum başına,

iki damla gözyaşından ibaret sade

bir törenle, saldım denizin sularına.

 

Bir an öylece baka-kaldı

Sonra sevinçle dibe daldı.

Gitti tüm kederimi söküp atarak,

teşekkürü de ihmal etmemişti.

Bir kaç değerli pulunu

Elime, avuçlarıma bırakarak.

 

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme.

Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye?

” Bir gün dedim, bulursam kendimi

yeşil leğendeki

küçük istavrit kadar çaresiz,

Son ana kadar

hep bir umudum olsun diye… ”

Günün Fıkrası

Amerikalılar bir gün son teknoloji ürünü mükemmel bir uçak yapmışlar. Bu uçağı düşünmüş taşınmış ve Arabistan’da test etmeye karar vermişler… Ülkenin en iyi pilotuna vermişler uçağı… Uçak havada arıza yapmış. Arap telaşa kapılıp ne yapacağını şaşırmış bu durumda iken monitörde bir yazı çıkmış: “This is American technology, don’t afraid.” Arap biraz rahatlamış uçak düşerken aynı yazı birkaç kez daha tekrarlamış ve sağ sağlim inmiş adam… Düşünmüşler taşınmışlar elin Amerikanı yapar da biz niye yapmayalım ki? diye düşünmüşler ve aynı uçaktan imal etmişler ve ilk testi Amerikalılara yaptırmak istemişler… Amerikan pilotu uçarken motorda sorun çıkmış ve uçak irtifa kaybetmeye başlamış… monitörde “don’t worry this is arabic technology” yazmış.. neyse pilot rahatlamış… bu bizim uçak gibi demiş ve sakinleşmiş. Aynı yazı iki-üç kez daha çıkmış ve çakılmaya az kalmışken monitörde bir yazı daha çıkmış: “Repeat after me; eşhedünla ilahe illallah ve eşhedüennemuhammeden abdühü ve rasülühü”

Günün Sözü

Bir başbakan sahneye çıkıp soytarılık yapsa yarım dakika beceremez, foyası ortaya çıkar. Ama bir soytarı, kimseye hissettirmeden yıllarca başbakan koltuğunda oturabilir…
Peter Ustinov

Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Allah’ı kullanırlar.
Giordano Bruno

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here