İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar Yeniden İnadına-İnadına

0
43

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? “İzmir’in dağlarında çiçekler açar” diye başlar İzmir Marşı ama şimdi açan çiçeklerle birlikte cayır cayır yandı o dağlar… Acaba neden olanlar ve söndürülmesinde bu kadar geç kalanlar nasıl uyudu bu gece? Ben denizde bir garibim yani, kuşkusuz rahat uyumuşlardır yoksa bunca felakete göz yumarlar mıydı? Dilerim rahat uykuya hasret kalsınlar sonsuza dek.   Bendeniz ömrümce şiddetin her şekline karşı olduğum halde şimdi bütün hücrelerimle, bütün yüreğimle; yangınlara neden olanları kuruşuna dizmek lazım diye düşünüyorum. Ama önce orman hayvanlarının kavrulduğu gibi kavrulsunlar inşallah!

Ya yangın söndürme çalışmalarında ihmaller varsa ki söylentiler iddialar eğer doğruysa? Artık sözün değil insanlığın bittiği yerdeyiz. Yazık bu ülkeye yazık bu güzelliklere dünyada kendi kendine yeten 7. ülke durumundan çıkıp başkalarına muhtaç olduk… Çiftçimiz, sanayicimiz, işletmecilerimiz iflas etti hatta çöpümüz yetersiz kaldı çöp ithal etmeye başladık. Yokluk, yoksulluk, yolsuzluk içinde boğulur olduk. Yetmedi oturduğumuz köylerimizi yitirdik, yetmedi tavşanların, tilkilerin, ayıların, ceylanların, kuşların, börtü, böceklerin evlerine göz koyduk, nasıl yaratıklarız biz? Nasıl bir doyumsuzluk illetine tutulduk böyle? Valla kim nasıl uyudu bilmiyorum ama bendeniz kaç gündür uyuyamadım, gözlerimi her kapattığımda yerde cansız yatan ceylanlar geliyor gözlerimin önüne, dağlardan kaçan ayılar, tavşanlar!

Kocaman dumanı tüten samur saçları, can damarları dibinden yakılan, kesilen bütün dağlar eğer rant için kesildiyse? Valla orada yapılacak her şeyde kazanılacak her kuruşta o kavrulan cayır cayır yanan hayvanların ve ağaçların ve insanların laneti, ahı sonsuza dek üzerlerinde olacak keşke bunu bilseydiler?

& & & & &

Ve “seçimle gelen seçimle gider” diye bir tekerleme duymuştuk bir zamanlar. Çocuktuk zahir ki inanıyorduk. Büyüdük her şey yalan oldu? İnanıyorduk ki bir Adalet Hanım vardı. Zarifti, güzeldi, elindeki tartı doğru tartardı, kimsenin hakkı kimsede kalmazdı. Ama biz büyürken birde baktık ki adalet hanım da değişmiş! O kırılgan, zarif hanımın yerine şişmanlamış, semirmiş, saçı başı ağarmış, çirkinleşmiş bir hanım gelmiş! Masallara inanlar çok şaşırmış, inanmak istememiş uzun zaman. Ama masallara inanmayanlar çok sevinmiş çünkü onu onlar besliyormuş o da bu yüzden içeriğini değiştirmiş. Böyle şişmanlamak aslında zararlı ama kendisi bilir? Biz masalların hep mutlu sonlandığına inanırız.

& & & & &

Ve gelelim bizim fareli, yıkık, dökük sokaklarımıza, eve döndük pir döndük yani. Her taraf yıkıntı enkaz… Kardeşim yıktınız neden bu enkazlar toplanmıyor? Okullar açılmak üzere ama sokaklarda fareler, kediler, köpekler kadar rahat dolaşıyor, hamam böceklerini, sivrisinekleri saymıyorum bile. Yazlığa gitmeden yazmıştım belki bin kez de yazdım ve yazmaya devam edecek gibi görünüyorum. 21. yüz yılda orta çağı yaşamak bu olsa gerek.

& & & & &

Valla acayip sinirliyim ya nasıl oluyor da hızla her şeyi çirkinleştirebiliyoruz anlayamıyorum. Sahile çıktık hadi bir yürüyüş yapalım diye. Birde baktık ki bir siyah kutu zebella gibi denizle aramıza girmiş? “Bu ne ya!” diye bağırmışım sanki gerçekten kopmuş bir karabasandayım denizle aramda bir ejderha var! “Sakin ol” diyor kardeşim. Orası büfe olacakmış? Hadi ya iki sosyal tesis arasında bir karabasan simsiyah büfe? Hangi akılla yapılır Allah aşkınıza aralarında ancak 500 metre olan iki sosyal tesis arasına bu garabet büfe? Hiç estetik duygusu yok mu bu belediye çalışanlarında, yani bu işlerle ilgilenen sevgili insanlarda? Derdiniz ne kardeşim, doğayı bu garabetlerle birde siz tahrip edeceksiniz ya birkaç kişi para kazanacak diye? Yahu biz seçiyoruz sizi, bize sormanız gerekmiyor mu bir şey yaparken biz sizi bize dayatın diye mi oy veriyoruz? Bendeniz bu memleketin insanı olarak o büfe mi ne olacak bu kara kutunun kaldırılmasını istiyorum. Kimseye yararı yok bir tarafa yine zebella gibi AVM, diğer tarafta sosyal tesis, üstelik dört adet, oradaki fiyatları düşürün insanları düşünüyorsanız.

Yemin ederim bu yazdıklarımdan utanıyorum, kırıcı, iğneleyici bir şeyler yazmaktan hoşlanmıyorum ama yazan değil yazdırana bak!

Ve şimdilik sağlıkla, sevgiyle kalalım tabi ne kadar kalabilirsek. Ayrımsız gayrımsız diyorum ağaç kesen orman yakan doğayı tahrip edenler bizden değil. Yase

Günün Şiiri

Bir gün Seni Sevdiğimi Anlarsın

Uykuların kaçar geceleri

Bir türlü sabah olmayı bilmez

Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya

Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında

Ne çarşaf halden anlar, ne yastık

Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık

Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın

Onun unutamadığın hayali

Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine

Sevmek neymiş birgün anlarsın

 

Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu

Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin

Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için

Vurursun başını soğuk taş duvarlara

Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın

Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın

Sevmek neymiş birgün anlarsın

 

Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin

Niçin yaratıldığını

Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini

Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini

Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın

Dolar gözlerin için burkulur

Sevmek neymiş birgün anlarsın

 

Birgün anlarsın sevilen dudakların

Sevilen gözlerin erişilmezliğini

O hiç beklenmeyen saat geldi mi

Düşer saçların önüne ama bembeyaz

Uzanır gökyüzüne ellerin

Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin

Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın

Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı

Sevmek neymiş birgün anlarsın

 

Birgün anlarsın hayal kurmayı

Beklemeyi

Ümit etmeyi

Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir

Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi

Lanet edersin yaşadığına

Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın

O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden

Bir gün seni sevdiğimi anlarsın

Ümit Yaşar OĞUZCAN

İmkansız Şeyler

İmkansız olan şeyler vardır bilirsin

Yaşlanmamak gibi, ölmemek gibi

Ve seni sevmemek cigan gözlüm

Mümkün değil ki

Çıkarıp atamam içimden

Neyleyim yer etmişin bir kere

Ne zaman elime bir kağıt alsam

Siner güzelliğin kelimelere

Yumsam gözlerimi seni seyrederim

Devamlı bir musiki kulaklarımda sesin

Mevsimler seninle başlar, seninle biter

Yıl oniki ay benimlesin

Ne zaman bir gemi görsem limanda

Alıp başımı seninle gitmek isterim

Umurumda değil bu oyunlar, bu düzenler

Anlasana; seni arıyor ellerim

İmkansız düşünmemek gecelerce seni

Ve sevmemek ömür boyunca, bir gün değil

*Başka çaremiz yok, beni unut* demiştin

Mümkün değil cigan gözlüm, mümkün değil.

Ümit Yaşar OĞUZCAN

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here