İnsanı Sevmek!

0
110

“Tohuma, toprağa, denize inan, / İnsana inan hepsinden önce, / Bulutu, makineyi, kitabı sev, / İnsanı sev hepsinden önce.” İnanmak ve sevmek gibi yüce değerleri insana atfeden bu hikmetli dizeler “vicdan” sahibi toplumcu hümanist şairlerimizden Nazım’a ait..

“Bütün insanlar hür ve eşit doğarlar, akıl ve vicdan sahibidirler; birbirlerine karşı kardeşçe davranmalıdırlar.” Bu şiirsel cümleler de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin İlk maddesine ait.. Mademki, inanmak, sevmek de dahil akıl, vicdan, özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi yüce değerler daha doğumunda var insanda, bu halde “özünde yücelik” olan bir varlıktır insan.. Ki bu tanım, insanın “Tanrısal nefha” anlamında “yüceliği içerdiği” ve bu nedenle de “eşrefi mahlukat” olduğu, dolayısıyla insani öz anlamında  en güzel kıvamda (ahseni takvim) yaratıldığı ve fakat özündeki yüceliği gölgelediği anda da en sefaletinden sefilliğe atıldığını beyan eden inancın da tefsiridir aslında.. İnanca atıfla bir “hüsnü zan” olarak nitelenebilir kayıtsız ve şartsız her insanı içeren, tüm insanlığı kapsayan bu tanım.. Ve fakat kayıtlarla şartlandırılan “suizanlı” bakışların karanlığında da görebilmek mümkün değil her insanın özünde var olan o yüceliği.. Ki İsmet Özel’in, “Gördüm gözlerinde zindanlarla bana baktıklarını, düşündüm kafa kemiklerimi eritinceye kadar” dizeleri tercüman olabilir bu anlamda o tür bakışlarla ilgili duygularımıza..

Şartlandırılmış bakışlarda gördüğümüz karaltı kendi burun ucumuzdur gerçekte.. Şaşı bakış ve görüştür bu diğer ifadeyle.. Şaşı görüşten kurtulmak için kirpik uçlarında çoğaltmalıyız diye düşünüyorum ben önce bakışlarımızı.. Ve sonra görebilmek için özündeki yüceliği “gözlerimizde zindanlarla” değil, sevginin aydınlığıyla bakmalı, bakabilmeliyiz insanların yüzüne.. Görebilme umudumuzu koruyarak tabi ki.. Kaybedersek umudumuzu, koruyabileceğimiz başka bir şeyin kalmayacağının bilinciyle elbette..

İnanıyorum evet sahibidir insan sevgi, barış, emek temelinde yükselen yüce değerlerin.. İnanıyorum, duyumsayabilir her insan emekle özündeki yüce değerleri.. Emekle yoğrulmuş sevgidir mesela barış.. Barışla yoğrulmuş emektir mesela sevgi.. Ki, sevgisiz emek, emeksiz barış veya emeksiz sevgi, sevgisiz barış da olamaz zaten..

Nerede insanı yücelten varsa orada “sevgi var, dostluk var, barış var en azından bunların olmasına umut var” diyebiliriz bu bağlamda.. “Doğan her  bebek Tanrı’nın insanlardan ümidini kesmediğinin kanıtıdır” bilge sözünden hareketle duyumsayabiliriz umudu doğan her bebenin masumluğunda.. Emekle saf tutabiliriz bu bağlamda, sevgiye, barışa..

Nazım’ın, “6 Aralık 1945” başlıklı şiirinde; “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim, akar suyun, meyve çağında ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanı!” dizeleriyle resimlediği, nerede insanı alçaltan varsa orada nefret var, düşmanlık var, savaş var; en azından bunların olmamasına umutsuzluk var karamsarlığına karşı; yüce değerlerin yanında saf tutarak yoldaş olabiliriz sevgiyi, barışı, emeği, umudu özetle insanı yücelten şairlere.. Okuyabiliriz bu anlamda Halide Nusret’in, “İnsanlar” adlı şiirini; “Seviyorum insanları zaman zaman, Bakıyorum yüreği güneş dolu, alnı ak. Biri var. Ne dilinde iğne, ne avucunda taşlar, Ne gözlerinde yalan, Gerçekten insan! Gülüşleri, gözyaşları sıcak, Canımdan yakın, yıldızlardan uzak, Biri var. Böyle biri var. Ne güzel inanış, bu kutlu an! Seviyorum insanları ben, her zaman.”

“Benim adım insanların hizasına yazılmıştır / Her gün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu” dizelerinin sahibi İsmet Özel, Behramoğlu’na ithafla yazdığı “Yıkılma Sakın” adlı şiirde şöyle der: “Sana durulanmış kelimeler getireceğim / Pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler / Seni çünkü dik tutacak bilirim.” Getirir Behramoğlu da,  “Sevginin Önünde” başlıklı 1981 tarihli şiirinde bizi dik tutacak durulanmış kelimeleri; “Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım, Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil, Zulmün önünde dimdik tut onurunu, Sevginin önünde eğil kızım.”

Behramoğlu bir yazısında, “Okuduğum bunca şiirden, öyküden, romandan bende kalan nedir?” diye sorar ve kişiliğinin oluşup geliştiği dönemlerine ilişkin, “bedeninden elektrik akımı geçirten” şair N. Fazıl’dan başlayarak özet bir liste sunar.. Devamında; “Bu şiir, öykü ve romanların kimileri bende, varoluşumuza ilişkin sorular, kaygılar; kimileri adaletsizliğe karşı öfke, isyan; kimileri yaşama sevinci, coşku, özgürlük duyguları uyandırdı. Hepsi birden, doğru, gerçek, vicdanlı, özgür bir insan olma yönünde gelişimimi hızlandırdı, kişiliğimin bu yöndeki eğilimlerini güçlendirdi” der ve ekler:  “İnsanın değerini, evrendeki yerinin anlamını vurgulayan; toplumsal adaletsizliğe,  kötülüğe karşı kişinin onurunu, bağımsızlığını, özgürlüğünü savunan Hümanizmin modası geçti mi artık? Yaşam, varoluş üzerinde derinliğine düşünülmesi gerekmeyen, fakat olabildiğince zevkle tüketilmesi gereken bir metaya mı dönüştü?”

İsmet Özel, “Geceyi saatlerine bakarak anlıyorlar” flaş dizesiyle çeker , “zevkle tüketilen” sığ yaşamın karanlığındaki “keyif ehlinin” fotoğrafını.. Bu türden “keyif ehlinin” uyanıklığına karşı, yeğ tutar Nazım da  Ashabı Kehf’in uykusunu.. “Uyumak şimdi, uyanmak yüzyıl sonra sevgilim” der bir şiirinde.. “Hayır ben kaçak değilim, Asrım sefil, asrım utanç içinde olsa da, Memnunum bu asırda olmaktan.  Ve olduğum safta durmaktan.”

Selam ve saygılar…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here