Her Suriyeli Bebek ‘Alacaklı’ Doğuyor

0
98

15 Mart 2011 yılında Suriye’de patlak veren iç savaşın ardından “7 Milyon” Suriye vatandaşı, komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı. İnsanlar, panik içinde canlarını kurtarma derdine düşmüştü. Yerini, yurdunu terk edenlerin çoğunluğu; kadın, çocuk, hasta ve yaşlılardan oluşuyordu.

İlk etapta sınır illerimizde acilen “50 bin sığınmacıyı” barındıracak çadır kentler kuruldu. 50 bin sığınmacının misafir edileceğini dünyaya ilan ettik. “Bizi örnek alın elinizi taşın altına koyun siz de sığınmacılara sahip çıkın, bu bir insani görevdir” çağrısında bulunduk. Kimseye dinletemedik. Ses seda çıkmadı. Kimse oralı bile olmadı. Gözlerini kapattılar, kulaklarını tıkadılar ve dillerini yuttular.

İç çatışmaların şiddeti arttıkça göç dalgası hızlanıverdi, sınır kapılarımıza dayandı. Günler haftalar boyunca devam eden sığınmacı akınının sonu gelmedi… 50 bin rakamı kırmızıçizgimizdi, tahminler tutmadı. Sınır kapılarımızdaki yığılmalar haddini aşınca, kırmızıçizginin çıtası 100 bine yükseltildi. Sonra 200 bin, 300 bin derken, artık kırmızıçizginin çıtasını yükseltecek pozisyon kalmadı.

Şu anda resmi rakamların verilerine göre üç buçuk milyon dolayında Suriyeli “Misafir” memleket sathına dağılmış durumda. Hangi yöne baksanız bakın, karşınıza bir Suriyeli sığınmacı çıkıveriyor.

Gelmiş geçmiş insanlık tarihinde, bu kadar kısa sürede ve toplu halde üç buçuk milyon sığınmacıya kucak açan bir ülkeye rastlamak mümkün değildir. Bu konuda elimize kimse su bile dökemez. Guinnes Rekorlar Kitabı’nda yerimizi alabiliriz.

suriyeli çocuklar ile ilgili görsel sonucu

Hayatlarını ve özgürlüklerini güvence altına aldığımız milyonlarca Suriyeli misafirlerimiz, gece gündüz demeden yatsın kalksın her fırsatta Türkiye’ye dua etsinler. Neden mi? İşte yanıtı:

“…Suriyeli sığınmacı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olabiliyor, işyeri açabiliyor, vergi ve harçlardan muaf tutuluyor. Gençleri, üniversitelere sınavsız girebiliyor, taşınmaz mal sahibi olabiliyor, eğitim ve sağlık bedava, sosyal yardımlardan yararlanabiliyor ve daha birçok ihtiyaçları tıkır-tıkır karşılanıyor…”

Bütün dünya bu dramatik olayları umursamadan sorumsuzca izlerken, bizler devlet ve milletçe ‘insani ve vicdani’ değerler adına dört koldan yardıma koştuk. Görev ve sorumluluğumuzun bilinciyle, “Onlar çaresizdir, mağdurdur” dedik. Bağrımıza bastık, ellerinden tuttuk, acılarına ortak olduk. Her türlü cefaya katlandık, katlanmaya da devam ediyoruz.

“Önce can, sonra canan” prensibini bir yana bırakarak işi tersinden uyguladık. “Önce canan sonra can” anlayışıyla fedakârca davrandık.

Türkiye’ye sığınanların başlarına devlet kuşu kondu. Böyle özel ilgi, bolluk ve bereket elde etme fırsatı nerede ele geçebilir ki?

Suriye’de yaşanan acı tablonun sosyal, kültürel ve ekonomik boyutunun maliyeti Türkiye’yi de olumsuz etkilemiştir. Toplanan vergiler, “yol, su, elektrik, baraj, okul ve hastane” hizmeti olarak vatandaşa geriye dönüyorken, Suriyeli misafirlerimize harcanan bu vergilerin geriye dönüşü söz konusu değildir.

Bugüne kadar sığınmacılara harcanan miktar “25 milyar” dolar. Daha kaç 25 milyar dolar harcanacak? Ülkemizde dünyaya gelen Suriyeli bebeğin sayısı 200 bini aşmış durumda.

Bir siyasi partinin yayımladığı ekonomik rapora göre, devletin iç ve dış borçları 752 milyar lira. Dünyaya gözünü açan, ilk nefesini alıp veren her bebek 9.570 lira borçlu doğuyormuş.

İşin can alıcı yönü, Türkiye’de dünyaya gelen her Suriyeli bebek de alacaklı doğuyor.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here