Gri Gök, Gri Yeryüzü

0
96

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Havalar yine gri renkte. Bir tek bulut yok gökyüzünde. Hava böyle olunca, gökyüzünün depresyona girdiğini düşünüyorum. Yeryüzündeki abuk sabukluklar yüzünden. Onunda bir sabrı var zahir? Bize hediye olarak sunulan hayatı nasılda sere serpe, doğru yanlış gözetmeden, sarmaş dolaş, karmakarışık, yolunmuş, dağılmış saç gibi kullanıyoruz ya, özellikle bu günlerde! Bir tarak atmaktan bile yüksünerek. Birbirimize sabretmiyoruz. Hep “ben”. Bencilliğimiz tavanlardan salkım saçak sarkıyor ya, her devrin yanardöner adam kılığındaki fırıldakları ortalıkta her zamankinden çok dolanılıp duruyor ya. En önemlisi artık sevgi ve saygı  yalan olmuş.

Yalakalık almış başını, küçük dağları “ben yarattım” diyerek kuruluyorsa başköşeye başak gibi ve altın arayıcıları Karadeniz, Artvin’deki asırlık ağaçları gözlerine kestirmiş, “altın çıkaracağım” diyerek katliam yapmaya hazırlanıyorsa, yöre insanları o ağaçlara sarılıp nöbet tutuyor gece gündüz. Ancak dayanışma olmasa vahşi kapitalizmin ağaçlarla birlikte onları da yutması an meselsi. Gökyüzü bunu da görüyor ya. Bu yüzden bize gönül koyup griliğine gömülüyor ve içten içe kızarması ondan değil de neden olabilir ki? Aslında haykırıyor “kalkın” diyor “kalkın ne oturuyorsunuz saç baş dağınık? Sizin için dayanıp döşenen bu güzel dünyayı vahşi kapitalizme peşkeş mi çekeceksiniz. Bu dünya size emanet, emanete hıyanet var mı para uğruna?  Üstelik kutsal ayda?”

Sıkılıyor gökyüzü, çok sıkılıyor! Nefes almıyor, dar geliyor ona bunca geniş sema, yere inmek istiyor. Dağları hallaç pamuğu gibi dağıtmak, denizi kara, karayı denize çevirmek için. Ama emir büyük yerden gelmedi daha? Belki “sabır” diyor. Büyük yaratıcı. Ve denemeye devam ediyor, akıl verdiği ancak kullanmak yetisini kendi elleri yüzünden eksilttiği kullarını?

& & & & &

Ve sevgili okuyucularım aynen gökyüzü gibi gri içim bu sabah düşünmekten. Düşün taşın zordur işin demişler evet bu sabah zoru seçtim. İki saate yakındır düşüncelerimi yazıyorum ama tabi sizlerle paylaşmak için değil. Yeni kitabım için.

Bu  sabah gökyüzünü kendime yakın buluyorum. Nedensiz, niçinsiz hiçbir şeyin olmadığını biliyorum zamansızda; her şeyin bir zamanı var. Ancak  bu zaman ne zaman diyerek de zamanı kaçırmak istemiyorum. Garip bir acelelikle  dolu içim, ağır ama kıpır, kıpır gri ama yer, yer beyazlaşıyor? Yapacaklarımı düşününce. Peki ne yapacağım? Ağaçlarımı sulayacağım, boyları beni geçti. Salkım saçak genç limonlarla dolu dalları…  Narlar çiçek açmış, portakal ağacında yalnızca iki tane tomurcuk var. Alçak gönüllü ağaçlarımın altında oturmak ve kitap okuma şölenine katılsınlar diye  alçak gönüllü, daha kir bulaşmamış genç  misafirlerimi davet edeceğim. Belki onlarda bir ağaç almak isterler, asırlık ağaçları yol yapmak altın aramak için kesenlere inat.

Ve sevgili okuyucularım  şimdilik sağlık ve sevgiyle kalalım hep birlikte ayrımsız gayrımsız. Ve ağaç kesimine neden ne olursa olsun yüksek sesle “hayır asla” diyerek. Yase

& & & & &

Nerde O Eski Ramazanlar?

Ramazanın gelmesiyle oruçlar tutulurdu, sahurlara kalkılırdı, insanlar hal ve hareketlerine daha dikkat ederdi, bu durum siyasete bulaştırılmazdı diyebilirsiniz. Hatta bu serzenişleriniz “Nerede o eski ramazanlar?” gibi klişe bir sözle de pekişebilir. Haklısınız da, yok o eski ramazanlar.

İnsanların ramazan ayında birbirlerine daha saygılı, anlayışlı davrandığı, inançları başka mecralara çekmediği ramazanlar yok. Bunlar geri gelir mi, yada ne zaman geri gelir meçhul ama en azından eski ramazan da yaşanan bazı güzellikler hala mevcut. Örneğin macuncular, mısırcılar, kestane pişirenler, karagöz hacivat oyunları, şenlikler, fakirlere yardım kampanyaları, iftar çadırları v.b.

Nereden mi bahsediyorum? Tabi ki bu davranışı her ramazan göstermeye gayret eden İstanbul’un mistik bir o kadar da turistik ilçesi Sultanahmet’ten.

Eski ramazanların havasını taşıyan daha güzel bir yer bulunamazdı sanırım. Fevkalade camisi, temiz çevresi, müsait park alanları ile diri bir görünüme sahip bir ilçe. Adımlarınızı atmaya başladığınızda caminin güzelliği, efsanevi köftecileri ve ramazana özel aktiviteleri ile sizi selamlamaya başlar. Bize eski ramazanların güzelliğini devamlı yaşatması dileğiyle…

Günün Şiiri

Ağaç Diyor ki

Ben küçücük bir ağacım,

Yurdumun bir bahçesinde,

Topraklar tüterken görün,

Dallar da çiçeklensin de.

Her şeyimle yararlıyım,

İnsanoğluna dünyada,

Çiçeğim, yaprağım,

gölgem İri dallı zerdalimle.

Kuşlar mutlu şarkısını

Hep dalımda söylerler,

Şen arılar vızır vızır

Kokuma koşup gelirler.

Sakın sakın dalımızı,

Çocuklar çekip kırmayın.

Çakınızla gövdemizde

Derin yaralar açmayın.

Halim YAĞCIOĞLU

Günün Fıkrası

Tesbih

Bir gün Hoca, yol üstü bir hana inmiş. Nuh Nebi’den mi kalmış, Kalubela’dan mı? Her ne ise… Her tarafı delik deşik olmuş; adeta çökmeye bir başı kalmış. Hoca’nın yüreğine bir korkudur düşmüş ama ne desin? Nihayet bir söz arasında: “Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor be, beşik mi mübarek?” diyecek olmuş…

Ama hancı baba hiç oralı olmamış; sözü şakaya boğarak: “Ağzını hayra aç Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hakk Teala’ya tespih çekiyor!” demiş.

Hoca’nın közü küllenir mi? Gözlerini hancının gözüne dikerek: “Peki ama… demiş; ya bu tavan böyle tespih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak?”

Günün Sözü

Yalancıların başlıca sıfatları şunlardır: Önce sana diller döker, birçok şeyler vaad eder, sonra senden vazgeçer, daha sonra da arkandan senin aleyhine birçok şey söyler.

Hz. Ali

Üç şeyi kendinizde tutup saklayınız: cesaretiniz, bilginiz ve malınız. İnsanlar bu üç sahip olduğunuz şeye düşmandır ve o insanları ancak bu üç şeyi kaybetmeniz sevindirir.

Hz. Ali

Şerefine düşkün olan kötü cevap almaktan kendini sakınır. İnsanların davranışlarını düşünerek ve gözeterek onlarla uyum içinde yaşayan  kendi kişiliğini de korur.

Hz. Ali

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here