Gökten Dört Elma Düştü

0
13

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bu sabah güzel bir masala ne dersiniz, evvel zaman içinde diye başlayan. Belki iyi gelir hepimize…

Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde çok zengin bir ülkenin çok güzel bir kraliçesi varmış. Halk onu çok seviyormuş çünkü güzel olduğu kadar akıllı, adaletli ve iyi kalpliymiş. Bu yüzden ülkelerinde rahat mutlu yaşarlarmış. Bir gün çok uzaklardan bir atlının tozu dumana katarak geldiğini görür gözcüler. Hemen kraliçeye gidip haber veriler. Kraliçe “bekleyelim bakalım” der. “Nerden gelir nereye gider muradı nedir?”

Siyah bir at üzerinde siyahlara bürünmüş siyahi süvari gelir ve ülkenin giriş kapısında durur, yeri göğü inleten bir sesle “kapıyı aç” diye seslenir nöbetçiye. Nöbetçi şaşkın korkak açar kapıyı, atı terli, kendisi terli, siyahi sürücü saraya doğru yol alır, tozu dumana katarak. Halk huzurla dolaştığı yollarda bu garip tozu dumana katan sürücüyü görünce hemen evlerine sığınıp kapı ve pencerelerini sıkıca kapatırlar. Sürücü hiç hız kesmeden saraya gelir ve destursuz kraliçenin huzuruna çıkar. Kraliçe dimdik durarak bu siyah giysili, siyah kocaman adamı karşılar. Siyah adam normal insan boyunun iki katı ve bir o kadarda kilolu buna rağmen kraliçe hiç korkmaz. Aksine adamı büyük bir sükûnetle süzer.

Adam hemen söze gelir. Ben devler ülkesinden geliyorum. Ve bize katılmanızı istiyorum. Kraliçe şaşırır nasıl olur biz der ülkemizde rahat ve huzur içinde yaşıyoruz, neden sizin ülkeye katılalım ki üstelik sizi tanımıyoruz. Görünüşünüz bile bize yabancı. Siyah adam “ya bize katılırsınız ya da sizi yok ederiz” diye son sözü söyler. Kraliçe zaman kazanmak için halkıma sorayım der. Halkı sen bilirsin der. Çünkü sen bizi hiçbir zaman üzmedin, bizde seni üzmeyeceğiz. Sen ne dersen onu yapacağız, savaşmamızı istersen savaşırız istersen teslim oluruz. Hayır der kraliçe teslim olmayacağız hiçbir zaman. Bekleyin sonra size yeniden döneceğim.

Kraliçe sürücüye güzellikle hitap eder, onu güzel bir odada ağırlar, güzel yiyecekler sunar. Ve karar vermek zorunda olduğunu söyleyerek odasına çekilir.

Kraliçe güzel ve güzel olduğu kadar olağan üstü meziyetleri de olan bir kadındı. Onları gizlemişti çünkü meziyetlerini kullanmak için gerek olmamıştı. Şimdi ise tam zamanıydı bu yüzden meziyetlerini sakladığı sandıktan dışarı saldı. Aralarından gerekenleri seçti. Ve hemen nasıl uygularım diye düşünmeye başladı. Kararını verince de meclisini topladı ve kararını bildirdi. “Ben” dedi “bu siyah adamın devler ülkesine gideceğim. Ve orayı göreceğim. Sonra sizinle tekrar konuşuruz. Hemen hazırlıkları yapın sabah erken yola çıkacağım. İçerde yatan adama gelince onun için bir iksir hazırladım ben gelene dek odasında mışıl mışıl uyuyacak. Onu merak etmeyin size bir şey yapamaz.”

Halkı korkar siz o uzun yollarda helak olursunuz der. Ama kraliçe aldırmaz. Doğru bildiğin yol her zaman en kolayıdır der. Bu yüzden korkmayın. Ve yanına birkaç muhafız alarak yola çıkar. Az gider uz gider dere tepe düz düz gider ve bir dağın ardına yayılmış siyah giysili siyah devler ülkesine gelir. Uzaktan etrafı şöyle bir inceler ve dünyada nasıl olurda böyle bir ülke olabilir diye şaşırır ancak korkmaz ve maiyetindeki askerlere sakin olmalarını ve kendisini izlemlerini söyler. Sonra hep birlikte bayırı aşıp ülkeye girerler… Muhafızı olmayan kapıdan ve ne görsünler, her taraf devlerle dolu. Yürüyen alışveriş yapan…

Dikkat etmeseler ayakları altında ezilmeleri işten bile değil. Bu yüzden atlarını büyük bir ustalıkla saraya doğru sürerler kimse onların farkında olmamıştı bile ya da onlar öyle sanıyordu. Saraya geldiklerinde, saray muhafızlarının yalnızca büyük adamlar olduğunu görürler, yani dev falan değiller. Kraliçe çok şaşırır ama zaten onlara gelen sürücüde dev değildi. Yani bu ne demekti şimdi. Devleri büyük kocaman insanlar mı yönetiyordu? Belki diyerek kraliçe huzura çıkar yanındaki muhafızları ile. Kimse onlara dokunmaz. Ve tahta yaklaşınca nerdeyse küçük dilini yutacak kadar şaşırırlar. Çünkü tahta oturan bir dev anası, tahta kurulmuş iki göğsünden iki minik dev süt emiyor büyük bir iştahla. Manzara çok korkunç görünmesine rağmen tahta oturan bir anneydi.

Ve süt emen dev bile olsa bebekleriydi yani korkunç ama sıcacık bir görüntü vardı. Ve kraliçe şaşkınlığını hemen yenip saygıyla dev anasının önünde eğilir. Bize katılmak için mi geldiniz diye gürler dev anası süt emen bebek devler bu ses karşısında aniden süt emmeyi kesip gelene bakarlar. Gelen şimdiye dek görmedikleri güzellikte bir minik kadındı. Çok etkilenirler analarının kucağından inip ayakta duran kraliçenin yanına giderler. Hayran, hayran onu izlemeye başlarlar. Dev anası da bu görüntüden çok etkilenmiştir. Ve kraliçeyi yanına çağırır oturacak yer gösterir.

“Sen cesaret edip devler ülkesine geldin” der cesaretine hayranım, devler isteseydi seni daha kapıdan girmeden ayaklarının alnında ezerlerdi. Ancak onlar bunu yapmadı çünkü biz cesur insanları severiz. Ve bize ziyarete gelen ilk insanın… Yüzyıllardır burada yaşıyoruz ve bizi kimse ziyaret etmedi. Sizin varlığınızı tesadüfen öğrendik ve aslında sizinle tanışmaktı amacımız ancak ne olduğunuzu bilmiyorduk kuşkuluyduk. Biz aslında kötü değiliz. Bizde bir zamanlar sizin gibiydik. Şimdi şuraya otur sana anlatacağım başımızdan geçenleri der.

İki bebek dev koşup analarının göğüslerine yapışırlar. Pür dikkat kesilerek annelerinin dinlerken süt emmeye başlarlar, lukur, lukur emme sesleri sarayın taş duvarlarında yankılandığından anaları yine etrafı titreten bir sesle başlar anlatmaya.

Bir zamanlar çok güzel bir ülkede çok güzel insanlar olarak çok güzel ve mutlu yaşardık. Bir gün aniden nerden çıktığı belli olmayan kötü insanlar ülkemize geldi ve vatandaşlarımızın arasına kin tohumlarını attılar. Ülkemiz karıştı, bu karışıklık tanrıların gücüne gitti ve bir gün bir fırtına koptu, yeri göğü tersyüz etti. Her şey yok oldu. Yalnız benle kardeşim kaldık, ikizim olan kız kardeşim de yanımızdaydı ama bir dalga onu aramızdan almıştı. Yıkık bir duvar dibine sığınmıştık dilimize bir ağıt yapışmıştı. “Ah vah ederim anam babam yok oldu. Dağlar deniz denizler dağ oldu, kız kardeşimi dalgalar yuttu.  Ah vah yalnız kaldık bu alemde karanlıklar içinde.” Gözlerimizden yaşlar akıyordu simsiyah. Birbirimize sarılmış bekleşirken aniden bir ışık parladı. Ve o ışıktan siyah giysili şeytan gibi kırmızı kulakları olan bir dev indi, korkudan titreşiyorduk kardeşim ağlıyordu. Şeytan kılıklı dev elini uzatıp ikimizi de yerden kaldırdı avucunda kalın dudaklarından çıkan nefesten uçmamak için kardeşimle sarıldıkça sarılıyorduk. “Bütün ailen yok oldu. Seni kendime seçtim ama yinede soruyorum bana varır mısın?” “Nasıl olur sen bir devsin.” “Olsun dedi sende bir dev olursun.”

Kırmızı kulaklı ve siyah bir dev olduğu halde kötü kalpli değildi ve bana yardım etmek istiyordu. Bir an düşündüm ne yapabilirdim ki başka? Teklifini kabul ettim. Ve bir tek yüzüme üfledi aniden dev kesildim.. Kardeşim yere düştü o üflemeden. O dev olmadı. Şimdi gördüğün büyük insanlar onun zürriyetinden gelenler. Bense dev doğurmak zorunda kaldım. Kocam olan dev, aslında bir kralmış kaf dağında hüküm süren. Kötü bir büyücü ona uymadığından şeytan kılığına sokmuş. Ve yerin dibine göndermiş. Ülkesini de kendi yönetmeye başlamış kötülükle ve zulümle.

Bizim ülkede fırtına kopunca yer gök yer değiştirince kırmızı kulaklı dev gün yüzüne çıkıp beni bulmuş. Şimdi rahmetli olan eşim anlatmıştı bunları bana ölmeden önce ve demişti ki bu büyüyü bozacak bir tek insan olabilir, ülkesini sevgiyle, adaletle yöneten bir kraliçenin dokunuşu. Kendisi ölmeden önce kaf dağındaki büyücülerin el koyduğu ülkesine giderek onları bir gece yarısı kendi silahları ile öbür aleme yollamıştı ama büyü çözülmemişti. Ölüm döşeğinde olan bir ihtiyar kadın, ölmeden önce ona büyüyü ancak ülkesini adaletle yöneten ve sevgiyle yöneten bir kraliçenin bozabileceğini söylemiş. Aradık ve seni bulduk şimdi senden bir ricamız olacak bize, teker-teker dokunabilir misin?”

Kraliçe çok etkilenmiş. Ve ilk olarak analarının dev göğüslerinden süt emen bebek devlere dokunmuş. Devler bir anda normal boyuta geldikleri için az kalsın eziliyorlarmış anaların göğüslerin altında. Sonra hemen dev anasına dokunmuş ve dev anası dünyalar güzeli bir kadına dönmüş ve ne tuhaftır ki aynen kraliçeye benziyormuş. Ellerinin ayalarındaki siyah benler aynıymış. Anlamışlar ki onlar birbirini kaybeden kardeşlermiş aslında. Ve iki kardeş sarılıp ağlaşmaya başlamışlar. Dev anasının normale döndüğünü duyanlar saraya gelmeye başlamışlardı. Günler, haftalar süren tek, tek dokunuşlardan sonra devler ülkesi normal insanlar ülkesine dönmüş ancak adı devler ülkesi olarak kalmış. Çünkü onların ilk kurucuları devlerdi ve dev gibi insanlar olarak onları yönetmişlerdi. Bunu hiç unutmak istemiyorlardı. Devler ülkesi ve kraliçenin sevgi ülkesi birleşmeden ama kardeşçe yaşamaya devam etmişler asırlar boyu. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevitine. Gökten dört elma düşmüş. Biri sevgi ülkesine biri adalet ülkesine biri devler ülkesine biri de kaf dağına. Sonra bir yürek düşmüş gökten kocaman, bütün elmaları almış içine “hepimiz birimiz için” demiş.

Sağlıkla, sevgiyle kalalım sevgili okuyucularım, ayrımsız, gayrımsız. Her zaman hep birlikte… Yase

Günün Sözü
Dehanın ilk ve en büyük şartı, gerçeği sevmektir.
Geothe

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here